Son haberler

Gözlerini açmak


Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri’nin yaşam kalitesini yükselten tavsiyeleri paylaşmak için oluşturduğu “İyi Yaşa” platformunda önerilerde bulunan Kişisel Gelişim Uzmanı ve Yaşam Koçu Mehmet Özel, “gözümüzü yaşamaya doğru açtıkça, başarılı ve mutlu olmanın anahtarlarını sandığımızdan çok daha kolay bir şekilde buluyoruz” diyerek gözlerimizi açmamız gerektiğine dikkat çekiyor.

Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri’nin yaşam kalitesini yükselten tavsiyeleri paylaşmak için oluşturduğu “İyi Yaşa” platformunda önerilerde bulunan Kişisel Gelişim Uzmanı ve Yaşam Koçu Mehmet Y. Özel, “aslına bakarsanız, gözümüzü yaşama(ya) doğru açtıkça, başarılı ve mutlu olmanın anahtarlarını sandığımızdan çok daha kolay bir şekilde buluyoruz. Ya yarım, sıradan, eksik yaşayacağız ya da iyi yaşamak adına gözlerimizi her yeni günde biraz daha açtıkça, hayata kendimizi daha çok katacağız. Böyle bir seçimi hem gözümüz hem de gönlümüzle yapacağız.” dedi.

Özel sözlerine şöyle devam etti: “Korku içinde yaşanmaz. İspanya’da pek çok insan korku içinde yaşıyor. Siz gençler bunu değiştirmelisiniz. Hayat köpek gibidir, korktuğunuzu hissederse ısırır.”

“Vivir es Facil – Gözleri Açık Yaşamak” isimli, son zamanlarda izlediğim etkileyici filmlerden birisi olan bu senaryoda, belki de beni en çok etkileyen repliklerden birisi bu oldu. Bir filmde aldığı rol nedeni ile o günlerde İspanya’da bulunan John Lennon’ı görmek için ilginç bir yolculuğa çıkan bir öğretmenin ve yolda yanına aldığı iki gencin hikayesini, insana dair bin bir zenginlikte anlatıyor.

Kaçımız gerçekten gözü açık yaşıyoruz? Kaçımız olup bitene kendimizden doğru, diğer bir anlamda her şeyden önce kendimize bakıyoruz?

Yaşamın içinde, birbirinden çokça farklı binlerce anlaşma yapıyoruz. Bunların içindeki en değerli anlaşmalar, kendinizle yaptığınız anlaşmalardır. Bu anlaşmalarda, kendimize nasıl birisi olduğumuzu, gerçekten neler hissettiğimizi, inançlarımızı ve farklı ortamlarda nasıl davranacağımızı belirleriz. En sonunda oluşan halimize ise “kişiliğimiz” deriz.

Ya “soru sormak o kadar güvenli değildir” veya “eğer onlar beni seviyorsa, ne istediğimi, neler düşündüğümü ve hatta hissettiğimi bilmeliler.” diye inanırız kendi kendimize. Oysaki kabul ettiğimiz her anlaşma doğru değildir, zira çevremizdeki herkes hayatı bizim algıladığımız gibi algılamayabilir. Çevremizdekilerin gerçeğini görebilmek için sormaya, başkalarının bizim gerçeğimizi görmelerini sağlamak için ise anlatmaya, paylaşmaya yani diyalog kurmaya sandığımızdan da fazla ihtiyacımız vardır.

Bakmadığımız, görmediğimiz, oralı bile olmadığımız ne çok şey var şu dünyada. Ne çok öyküyü, ne çok şiiri ve kendimize dair ne çok gerçeği fark etmeyiz, onca olan bitenin arasında. Sırf bu yüzden, o kadar çok insan var ki, onca yıl geçse de kendine dair o büyülü konfor alanının tam da ortasında.

Kendi filmimizi yaşarken kendi yaptığımız anlaşmalara uygun bir şekilde yaratırız. Birisine kızdığımızda aslında kendimizle bayağı bir uğraşıyoruz demektir. “Korku yoktur, korkan vardır” sözünden yola çıkarak, kendi korkularımız bir bir benliğimizi değil de edilgenliğimizi tescil etmektedir. Yaşamla mutlu anlaşmalar yaptığımız sürece, korkularımız kaybolup gitmektedir.

Ne için ve neden yaşıyoruz? Daha iyi yaşamak adına, korkmadan hangi yolculuklara çıkıyoruz? Oysaki kendimize dair ne kadar çok şey anlatmak, hatta bir o kadar da duymak istiyoruz.

Korku mu yoksa sevgi mi? Hangisinin hayatımıza hakim olmasını, içimizdeki umutları ve tutkuları daha çok ortaya çıkartmasını bekliyoruz?

Adamın biri, çok istedikten sonra bir Japon balığı almış. İşten sonra evine gidip balığını büyük bir keyifle seyrediyormuş, zira şahaneymiş seyretmesi, böyle güzel güzel gidiyormuş balık. Bir süre sonra balık yan yatmış, suyun içinde debelenmeye başlamış. Adam hemen, balığı bir kavanoza koyup deniz biyoloğu olan bir arkadaşına götürmüş. Biyolog incelemiş ve demiş ki;

“Bir iyi haberim bir de kötü haberim var, hangisinden başlayayım?”
Hangisinden istersen demiş adam.
“İyi haberim balık hasta değil. Kötü haberim suyun hasta.”
“Su hasta olur mu ya?” diye sormuş adam.
“Evet olur, iyi oksijen almıyor bu su. Bundan dolayı bir bakteri girmiş ve bu bakteri balığın sinir sistemini olumsuz etkilemiş.”
“Ne yapmam lazım peki?” diye sorunca adam, arkadaşı da:
“Balığının önce suyunu sonra da pompasını değiştireceksin.”

Su ve pompa sistemi değişince, gerçekten de balık hızla iyileşmiş kısa bir süre sonra. Japon balığı, yine şahane bir biçimde akvaryumunda keyifle gezmeye devam etmiş. Çok vaktimiz olmadığını, bilakis ölümlü olduğumuzu fark etmek bile “uyanmak” adına, en basit yollarından sadece birisiymiş.

Uyanmaya, gözümüzü açmaya, kendimizle ve hayatla birbirinden güzel anlaşmalar yapmaya ihtiyacımız var. Yaşam, vakti geldiğinde suyumuzu, pompamızı yani akışımızı değiştirdiğimiz kadar bize güzellikler sunar. Gözümüzü açıp kendimize nasıl davran(ma)dığımızı anladıkça, kendimiz ve çevremiz için her şey daha bir güzel akmaya başlar.

Aslına bakarsanız, gözümüzü yaşama(ya) doğru açtıkça, başarılı ve mutlu olmanın anahtarlarını sandığımızdan çok daha kolay bir şekilde buluyoruz. Ya yarım, sıradan, eksik yaşayacağız ya da iyi yaşamak adına gözlerimizi her yeni günde biraz daha açtıkça, hayata kendimizi daha çok katacağız. Böyle bir seçimi hem gözümüz hem de gönlümüzle yapacağız.

loading...

Hiç yorum yok

Bumerang - Yazarkafe