SON YAZILAR
latest

Yaşamın içinden

yaşam/block-3

sağlıklı yaşam

sağlıklı yaşam/block-1

Kadın Sağlığı

Kadın Sağlığı/block-3

aşk oyunları

aşk oyunları/block-6

sağlıklı yiyecekler

sağlıklı yiyecekler/block-3

moda

moda/block-2

güzellik sırları

güzellik sırları/block-3

diyet zayıflama

diyet zayıflama/block-4

Son yazılar

Pozitif tanının yol açtığı 10 negatif duygu!

Pozitif tanının yol açtığı 10 negatif duygu!

Her geçen gün hızla yayılan Covid- 19 enfeksiyonu kadar hastalığa yakalanma endişesi de katlanarak artıyor.


Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi’nden Klinik Psikolog Cansu İvecen “Kişilerde oluşan ‘pozitif çıkma’ kaygısı çaresizlik hissine yol açarken, bu durumla baş etmekte güçlük yaşayanların ruh sağlığının olumsuz etkilendiğini sıkça görüyoruz. Virüsün tedavisi ile ilgili henüz bir netliğe sahip olmamak, hastalığı her insanın farklı şekillerde atlattığı yönündeki edinilen bilgiler kişilerde ölüm korkusunu oluşturmuştur. Görülen bu etkiler hastalığın yayılımının sıklaşması ve kişilerin pozitif çıkması ile birlikte daha da şiddetlenmiştir” diyor. 


Covid testi pozitif çıkanların psikolojik açıdan da önemli sıkıntılar yaşadığını belirten Klinik Psikolog Cansu İvecen, o negatif duyguları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.


Suçluluk hissi


Covid-19 tanısı alan kişiler bu dönem içerisinde kendine dönük sorgulamaları arttırarak virüsü nereden aldıklarına dair belirsizliği zihinlerinde netleştirmeye çalışıyor. Bu belirsizliğe dair oluşan zihinsel meşguliyet kişilerin kendine dönük suçlamalarının artmasına ve çevresinde pozitif tanı almamış diğer insanlar ile kendilerini karşılaştırarak bu durumun neden onların başına geldiğini sorgulamalarına yol açıyor. Covid testi pozitif çıkanlar; acaba yeterince dikkat etmedim mi?, Eksik ya da hatalı yaptığım ne var? diyerek kendilerini sorguluyor.Virüsü yakın çevresindeki kişilere bulaştırma olasılığı ile birlikte kendilerine dönük olumsuz duyguları ve kendilerini yargılamaları da artıyor.


Öfke


Covid testi pozitif çıkan hastalar, bu dönem içerisinde başkalarını suçlayarak öfke duyabiliyor. Bu hissedilen öfke hali pozitif tanı alan kimi insanların sosyal ilişkilerini de etkilediğinden beraberinde farklı sorunlara da yol açabiliyor.


‘Ya sevdiklerime bulaştırırsam’ korkusu


Pozitif tanı alan kişiler, özellikle kronik rahatsızlığı olan aile bireyleri ile beraber yaşıyorlarsa, ailedeki diğer üyelere bulaştırma noktasında yoğun bir korku yaşıyor. Olası bir bulaş durumunda sorumlunun kendileri olacağını düşünen hastalar, diğer aile üyelerinin sağlıkları ile ilgili olumsuz bir takım felaketleştirici düşüncelere ve yoğun korkuya kapılıyor.


Çaresizlik


Klinik Psikolog Cansu İvecen “Hastalıkla birlikte duygusal zorlanmalar da yaşayan bu kişiler ‘daha farklı ne yapabilirdim, buna engel nasıl olabilirdim ya da hastalığının seyrinin daha ağır geçtiği durumlarda elimden başka ne gelebilir’ gibi düşünceler ile beraber kendilerini çaresiz hissediyorlar” diyor.


Yalnızlık


Karantina süresi ile birlikte evde izole olan kişiler sağlık nedeniyle sosyal yaşamına devam edemediklerinden bu durumun ne zaman sona ereceği ve tekrar eski yaşantısına döneceği ile ilgili kendilerini yalnız hissediyor. Karantina sürecinin tamamlanması ile birlikte sosyal çevresinin nasıl karşılayacağına dönük belirsizlikler kişilerde endişe ile birlikte yalnızlık hissinin artmasına neden oluyor. Yaşı daha büyük olan, teknoloji kullanımı noktasında eksiklik yaşayan ve metropol yaşam imkanına sahip olmayan kişiler ihtiyaçlarını karşılama noktasında zorlandıklarından yalnız hissetme duygusunu daha şiddetli yaşayabiliyor.


‘İstenmiyorum’ hissi


Bu süre içerisinde diğer kişilerin pozitif vakalara karşı endişe ve korkuları sebebiyle daha temkinli ve kimi zaman sosyal ilişkilerini sınırlandırmaları ile birlikte kişiler kendilerini istenmeyen biri gibi hissedebiliyor. Bu durum da onları daha da zorlayabiliyor.


Mutsuzluk


Tüm bunlarla beraber kişilerin eskiden keyif aldığı aktiviteleri yapamaması, karantina sürecinde farklı birçok olumsuz duygulara hapsolması, ev içi faaliyetlerinin sınırlı olması kişilerin mutsuz hissetmesine neden oluyor.


Güvensizlik


Virüsün yayılımın devam etmesi ve pozitif vakaların hastalık süreci sonrasında tekrar pozitif olma olasılığı kişilerin ne kadar dikkat ediyor olsa da tekrarlanabileceği noktasında kontrolün kendilerinde olmadığına dair inancı hissetmelerine neden oluyor. Bu da onların güvensizlik yaşamalarına yol açıyor.


Umutsuzluk


Klinik Psikolog Cansu İvecen “Pozitif çıkan vakaların virüsü ailesine veya sosyal çevresine bulaştırmaları halinde bir başkasını enfekte ettiklerinden dolayı üzüntüleri katlanıyor. Hele bir de kayıp yaşanırsa bunun sorumlusu olarak kendilerini gördüklerinden üzüntüleri çok daha yıkıcı oluyor. Sürecin belirsizliğinin devam ediyor olması, hastalık ile ilgili henüz bir kanıtlanmış bir tedavinin bulunamaması ve küresel olarak bir dünya sorunu haline gelmesi kişilerin umutsuzluk hissine kapılmalarına yol açıyor.


‘Ölecek miyim’ endişesi


Covid-19 pozitif tanısı alan kişiler daha önceden hastalığa karşı duymuş oldukları endişeye paralel ölüm korkusunu çok daha yoğun hissediyor. Klinik Psikolog Cansu İvecen “Hastalığı daha ağır düzeyde atlatan hastaların, felaketleştirme dediğimiz en kötü sonucu düşünme yapısına yatkın olduğundan korktukları durum ile karşı karşıya kaldıklarında zihinlerinde en felaket sonucu kurduklarını ve yoğun bakımda yatabileceklerine ya da ölebileceklerine dair yoğun kaygılar taşıdıklarını görmekteyiz” diyor.


*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Misafir kabul etmeyin, misafirliğe de gitmeyin!

Misafir kabul etmeyin, misafirliğe de gitmeyin!

Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Onur Turan, pandemi kısıtlamaları nedeniyle dışarıda buluşamayan insanların evlerde çok sık bir araya geldiğini ve bunun da bulaş riskini artırdığını belirtti. Turan, “Çok zorunlu değil ise, yaşadığınız eve misafir kabul etmeyin, başkalarının evine ziyarete gitmeyin” uyarısı yaptı.


Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD), bir yandan kış mevsiminin gelmiş olması, diğer yandan pandemi ile ilgili kısıtlamaların uygulanması nedeniyle, hepimizin dikkat etmesi gereken basit ama önemli önerilerde bulundu. Evde çok daha fazla vakit geçirmek durumunda kaldığımız bu günlerde evi havalandırmaktan, uyku ve beslenme düzenimize kadar özen göstermemiz gereken konuları hatırlatan TÜSAD, kendimizi ve sevdiklerimizi korumak ve toplumsal sorumluluk gereği uyulması gereken konuları hatırlattı.


DIŞARIDA BULUŞAMAYAN EVDE TOPLANIYOR!


TÜSAD Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Onur Turan tarafından yapılan açıklamada; getirilen son pandemi kısıtlamaları hatırlatılarak, dikkat edilmesi gereken bazı temel noktalara dikkat çekildi. Son yasakların evlerde insanların topluluk şeklinde bir araya geleceği etkinliklerin yapılmamasını da kapsadığına dikkat çeken Turan, şu değerlendirmeyi yaptı: “Son günlerde ne yazık ki dışarıda buluşamayan ailelerin evlerde çok sık bir araya geldikleri ve birbirlerine virüsü bulaştırdıklarına şahit olmaktayız. 


Pandeminin en zor günlerini, hasta sayısının en yüksek olduğu zamanları yaşarken, en yakınımız dahil herkesin enfeksiyon taşıma ihtimali olduğu unutulmamalıdır. Bu yüzden çok zorunlu değil ise yaşadığınız eve misafir kabul etmeyin, başkalarının evine ziyarete gitmeyin. Ev dışına işi gereği veya başka nedenler ile çıkan kişilerin evde diğer aile fertlerine karşı sosyal mesafeyi koruması, evde kullanılan ortak alanlara dikkat edilmesi, gerekli durumlarda maske veya eldiven kullanılması bulaş riskini aza indirgeyecektir. ‘Hayatın eve sığabileceğini’ unutmamalı, geçirdiğimiz bu zor günleri bir an önce geride bırakmak için ‘maske-mesafe-hijyen’ kurallarına mutlaka uymalıyız.”


DIŞARI KIYAFETLERİ HEMEN YIKANMALI


Evimizde olası bir koronavirüs tehlikesini önlemek için almamız gereken bazı önlemler bulunduğunu da belirten Turan, şunları hatırlattı: “İhtiyaçlar doğrultusunda dışarı çıkıldığı durumlarda eve her dönüşte dezenfekte olunması bu kuralların başında gelmektedir. Dışarıda giyilen kıyafetler eve gelindiğinde çamaşır makinesinda yıkanmalıdır. 


Evde ortak kullanılan kapı kolları, tuvalet gibi yerler günde bir kez dezenfektan kullanılarak silinmelidir. Dışarıdan gelen kargo ve siparişler balkon gibi açık alanlarda açılmalı, ambalajı dışarıda bırakılmalı ve paket teması sonrası eller sabunlu su ile yıkanmalıdır.”


HAVAYA VE HAVALANDIRMAYA DİKKAT!


Kış mevsiminin başladığı bu aylarda hava sıcaklıklarının da hissedilir derecede düşmeye başladığını belirten Doç. Dr. Onur Turan, soğuk hava konusunda şu uyarıları yaptı: “Unutulmamalıdır ki, soğuk havanın bir etkisi de vücut direncini düşürmesi. Bu nedenle sonbahar ve kış aylarında zatürre görülme sıklığı artıyor. Grip ve nezleye yol açan mikroplar da soğuk havalarda daha kolay yayılır ve insandan insana bulaşırlar. Bu yüzden dışarı çıkarken önlemlerimizi almalı, kendimizi sıcak ve korunaklı tutacak kıyafetlerle dışarı çıkmalıyız.”


“Ama asıl unutulmaması gereken nokta; bu tür hastalıkların insandan insana bulaşmasının ve hasta olmamıza yol açmasının temel nedenlerinden birisi, soğuk hava değil, yaşadığımız evi, çalıştığımız iş yerini iyi havalandırmamaktır” diyen Turan, sözlerine şöyle devam etti: “Havalandırılmayan ortamlarda bulunan ve hızlıca çoğalan mantarlar, bakteriler ve virüsler sağlığımızı olumsuz yönde etkileyebilir. Evde daha çok zaman geçireceğimiz bu günlerde evlerdeki havayı sürekli olan yenilemek, havanın tazelenmesini sağlayarak nem oranını da düşürür. Odalar her gün, birkaçkez en az 30 dakika havalandırılmalıdır. Bu önlemler Koronavirüs de dahil olmak üzere virüslerin evde barınmasına daha fazla engel olacaktır.”


DÜZENLİ UYKU VE BESLENME ŞART


Pandemi döneminde önemli konulardan birisinin de bağışıklık sistemini güçlü tutmak olduğunu vurgulayan Turan, şu bilgileri verdi: “Bağışıklık sistemimiz ne kadar kuvvetli olursa virüs ve bakterilerle vücudumuzdan o kadar uzak durur ve enfeksiyon durumunda ise hastalığın beklenenden daha hafif geçmesini sağlayabilir. Güçlü bir bağışıklık sistemi için, düzenli uyku ve beslenme şart. 


Günde ortalama 7-9 saat uyumaya ve uyku düzeninizi bozmamaya özen göstermeli, alkol tüketmek, geç saatlerde yemek yemek gibi uyku kalitesini olumsuz etkileyecek olan etkenlerden de mümkün olunduğunca kaçınılmalıdır. 


Gıda seçimi olarak; hazır gıdalardan, gazlı içeceklerden bu süreçte mümkünse uzak durulması, meyve-sebze gibi vitamin, mineral içeriği yüksek, antioksidan özelliği de olan besinlerin ihmal edilmemesi önemlidir. Bağışıklık sistemini güçlü kılabilecek, bağırsak floramızı güçlendirecek doğal yoğurt, ayran, kefir gibi probiyotiklere de sofralarımızda daha fazla yer verebiliriz. Bol su içmek, kilo almamaya dikkat etmek diğer önemli öneriler olarak sıralandırılabilir. 


Düzenli fiziksel aktivite hem bağışıklık sistemini güçlendirecek hem de uyku kalitesini geliştirecektir. Bu nedenle evde ve dışarı çıkmanın serbest olduğu saatlerde hafif egzersizler ile vücudumuzu dinç tutabiliriz.”


*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Modern kadının flört endişesi!

Modern kadının flört endişesi!

Yeni biriyle tanışma, ilk buluşma ve ilişki yaşanıp yaşanmayacağına karar verme aşamasında geriliyor musunuz? Bu aslında son yılların en sık gündeme gelen ilişki problemi. İşte çözüm önerileri...


Uzun zamandır düzenli bir ilişki yaşamıyorsanız, flört etmek size zor gelebilir. En kötüsü bir erkeği tanımaya çalışmayı,eğlenceli bir aktiviteden çok bir iş görüşmesi gibi görmeye başlayabilirsiniz. Aklınızda oluşan ilk buluşmada hesabı kimin ödeyeceği, ilk hareketin kimden geleceği veya sizi tekrar arayıp aramayacağı gibi sorular üzerinizdeki stresi iyiden iyiye artırır. Eğer siz de aynı durumdaysanız

"Modern Kadının Flört Endişesi Sendromu"na (MKFE) hoş geldiniz! 


Klinik psikolog Jessica Cassaday son zamanlarda gündemimizi meşgul eden bu konuda bir kitap yazmış: Stop Wondering If You'll Ever Meet Him (Bir Gün Onunla Tanışırsanız Telaşlanmayın). Cassaday, MKFE belirtileri gösteren kadınların, sanılanın tam tersine, kendine güvenen, harika arkadaşlara ve başarılı bir kariyere sahip, çeşitli ilgi alanları ve sevgi dolu aileleri bulunan kişiler olduklarını belirtiyor. Ancak sıra aşk, seks ve ilişki konularına geldiğinde, bu kadınlar farklı kademelerde endişeler yaşamaya başlıyorlar. En kötüsü ise flört etmeye başladıklarında heyecanlı ve kararsız bir profil çizmeye başlıyorlar. 

MKFE Tedavisi


Flört endişelerinize basit çözümler


1. Beklentilerinizin Farkında Olun

Hayallerinizi görünür kılmak için gerçekçi ve akılcı bir "ideal erkekte bulunması gerekenler listesi" hazırlayın ve bu listeyi yanınızdan sakın ayırmayın. Böylelikle her an kendinize sizin için bir erkekte ne gibi özelliklerin önemli olduğunu hatırlatmanız mümkün olabilir. Hayallerinizdeki erkekten beklentiniz belki sadece kriz anlarında sağlam durabilmesidir. Belki de aradığınız kişi büyük hayallerinin peşinde koşan ve küçük pürüzlerin kendisini etkilemesine izin vermeyen kararlı biridir. Cassaday, listenizi hazırlarken mutlaka geçmişteki deneyimlerinizden de ders almanızı öneriyor. Son erkek arkadaşınız sinirli bir tip olduğu için bir sonraki sevgilinizin öfkesini kontrol altında tutabilen ve daha mantıklı biri olmasını isteyebilirsiniz. Dünyanızın karardığı kötü günlerin mutluluğunuzun anahtarı olduğunu duymak sizi şaşırtabilir. Ama gerçek bu. 

2. Onu Kendinize Bağlayın

Her ne kadar söz vermeden özgür ilişkiler yaşamak isteseniz de bu uzun vadede sizi mutsuz etmeye başlayabilir. Cassaday'e göre yeni başlayan bir ilişkide işleri daha resmi bir duruma sokmak her iki taraf için de olumlu olabilir. Başarılı flört ilişkileri aklınızda soru işaretleri oluşturmamalı. Zaman zaman resmi adımlara da (kısa bir sürede evlenmenizi önermiyoruz ama en azından sevgilisi olup olmadığınızı bilmelisiniz) dönüşebilmeli. Tanımlanamayan ilişkiler yaşayan herkes bilir; hiçbir zaman karşınızdaki kişi için ne ifade ettiğinizi anlayamazsınız ve doğal olarak onunla ciddi bir ilişki yaşamanız neredeyse imkansızdır. 

3. Birkaç Erkekle Flört Edin

Cassaday, size en uygun karakteri ve fiziksel özelliklere sahip olanı bulmak için farklı erkeklerle zaman geçirmenizi öneriyor. Ancak bu süre zarfında bu erkeklerin hiçbiriyle yatağa girmeyin, ta ki emin olduğunuz kişiyi buluncaya kadar. Bunun için sevgili adayınızı arkadaşlarınızla tanıştırıp onun hakkındaki fikirlerini alabilirsiniz. Cassaday'in web sitesindeki (stopwonderingbook.com) hazırladığı "Calen-Dater" (Flört Takvimi), kiminle ne zaman görüşeceğiniz konusunda size yardımcı olabilir. Çoğu kadının birden çok kişiyle görüşmeye başladığında zorlandığını belirten Cassaday, her türlü telefon konuşmasını, yazılı mesajları kaydedebileceğiniz bu takvimi bilgisayarınıza indirmenizi öneriyor. 

4. Yeni Ön Sevişme Modeli

Ön sevişme seks öncesi yaptığınız tüm dokunuşları ve öpüşmeleri tanımlayan bir kavramdır. Amacınız tüm bunları ağırdan alarak bu fiziksel temasların her birini olabildiğince hissetmek olmalıdır. İlk ay yalnızca öpüşmekle başlayıp ikinci ay üzerinizdekileri çıkartıp birbirinize dokunarak devam edebilirsiniz. Üçüncü ayda ise ektiğiniz tohumların verimini alacağınızdan ve mutlu bir ilişkiye başlayacağınıza emin olun.

*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Eskiye nur yağdı; eski moda, yeni moda oldu!

Eskiye nur yağdı; eski moda, yeni moda oldu!

Eski modayı günümüze uyarlayın: 60'ların, 70'lerin ve 80'lerin giyim tarzını kendinize uyarlamak için stil önerilerimizi okuyun.

60'lar stil önerileri:


• 1960'lara kadar sıradan bir İngiliz terzisi olan Mary Quant'ın, 1962 yılında yarattığı ve dünyada olay yaratan mini eteği, bu sezonun da gözdesi. Dar ve vücudu saran mini elbiseler de pek revaçta.

• Her ne kadar hayvanseverleri kızdırsa da kürk, modacıların vazgeçilmezleri arasında... Doğayı korumak adına, belki gerçeğini değil ama taklit bir kürk edinebilirsiniz.

• Pullu payetli kıyafetlerden hoşlanıyorsanız, sezonda 60'ların esintisini yakalayabilirsiniz. Payetlerle bezenmiş bir elbiseyle katılacağınız davette dikkatleri üzerinize çekeceğiniz kesin...

• Ayaklarınızı rahat ettirecek bir haberimiz var: Belki boyunuz biraz kısa görünecek ama ayaklarınızın babet ayakkabılarla çok rahat edeceği kuşkusuz.

70'ler stil önerileri:


• 70'lere damgasını vuran İspanyol paçalar, uzun boylu kadınların bu sezon da gözdesi. Rahat olmasının yanı sıra, oldukça şık bir tarzın anahtarı.
 
• Kıyafetinizi kalın çerçeveli bir gözlükle tamamlayarak, 70'lerin esintisini günümüze taşıyabilirsiniz. Kendinizi küçük bir hanımefendi gibi hissetmeniz için çok doğru bir tercih olacak...

• Ruhunuzu özgür bırakın! Kendinizi belli kalıplar içine sokmaktan hoşlanmıyorsanız, püsküllü ceket ve çantalar tam size göre.

• Kısa boylu olduğunuz için şikayet edip duruyorsanız, çok şanslısınız. Bu sezon platformlu çizmeler, botlar ve ayakkabılar sizi bekliyor.

80'ler stil önerileri:


• Tasarımcıların belki de en çılgınca ve özgürce hareket ettikleri yıllara denk gelen 80'lerdeki detaylar, sezonda da gözümüze çarpıyor. 80'leri hatırlatan zımba, çivi ve değişik metaller, özgür detayları sevenler için ideal seçimler.

• Deri ceketsiz sokağa çıkmayı aklınızdan bile geçirmeyin! Rahat bir jean pantolonun üzerine giyeceğiniz bir deri ceket, hem çekici hem farklı görünmenizi sağlayabilir.

• 80'lere damgasını vuran Ray-Ban gözlükler, bu akımın asla vazgeçilmesi mümkün olmayan, en
önemli aksesuvarı.

• Tarzınızı konuşturmak istiyorsanız, lame ve dorenin hakim olduğu parlak kumaşlardan üretilmiş kıyafetler gardırobunuzda mutlaka yer almalı.

*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Salgın sürecindeki belirsizlikler stres ve kaygıya yol açıyor

Salgın sürecindeki belirsizlikler stres ve kaygıya yol açıyor

Pandemi sürecinde aile ile vakit geçirmeye önem verilmeli

Pandeminin etkisini artırdığı bugünlerde uzmanlar, hastalığa yakalanma riski, ne zaman biteceğinin bilinmemesi, evde karantinaya devam ederek akraba ve arkadaşlardan uzaklaşma gibi durumların yoğun stres ve kaygıya yol açabileceğini belirtiyor. Uzmanlar bu süreçte psikolojik sağlığın korunması için öncelikli olarak pandemi ile ilgili haberlerin güvenilir kaynaklardan alınmasını ve sosyal çevre ile iletişimde kalınmasını tavsiye ediyor.


Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emrah Güleş, artan Covid-19 vakaları sonucu sıkı karantina önlemlerinin başladığı süreçte ortaya çıkabilecek ruhsal sorunlardan bahsetti ve psikolojik sağlamlığın korunabilmesi için önemli tavsiyelerde bulundu.


En çok belirsizlik kaygıya neden oluyor


Tüm dünyada yaşanan Koronavirüs salgınının ülkemizi de etkilediğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Emrah Güleş, “İnsanlarda en çok kaygı uyandıran durumların başında belirsizlik geliyor. Hayatımıza yeni giren bu virüs hakkında da çok fazla bilgiye sahip değildik, bu da bir belirsizlik yaratıyordu. Kendimizi ve ailemizi bu süreçte nasıl koruyacağımıza yönelik endişelerimiz, hastalığa yakalanma riski altında olmak, salgınının ne zaman biteceğini bilememek, salgın sürecinde yaşanabilecek sosyal ve ekonomik zorluklara yönelik belirsizlik yaşamak ister istemez yoğun stres ve kaygı yaşamamıza neden olabiliyor. Bunların dışında evde karantina altında kalmak, yakınlarımızdan ve arkadaşlarımızdan uzaklaşmak ve izole olmak da yine stres ve kaygı yaratan nedenler arasında yer alıyor” dedi.


Stres birçok ruhsal soruna yol açıyor


Yüksek stres durumlarında çeşitli ruhsal sorunların ortaya çıkabildiğini ifade eden Güleş, bunlar arasında belli başlı olarak kaygı bozuklukları, depresif bozukluklar, obsesif kompulsif bozukluk, madde kullanım bozuklukları ve akut stres bozukluğu gibi durumların sayılabileceğini söyledi.


Sosyal medya kullanımı sınırlanmalı


Salgın döneminde karantina tedbirleri kapsamında diğer insanlarla teması en aza indirmek için evde kaldığımız sürelerin arttığını hatırlatan Güleş, “Bunun sonucu olarak sosyal medya kullanımı ve televizyon izleme sürelerinde de bir artış olduğunu söyleyebiliriz. Pandemi dönemi dışında da zaten insanların sosyal medyayı ve diğer medya kaynaklarını kullanımında gitgide artış yaşandığını biliyoruz. Bu durum doğal olarak aynı evde yaşayan insanların iletişimini azaltmakta, aile içi sorunlara ve iletişimsizliğe hatta bazen istemesek de kavgalara yol açabiliyor. Tamamen bu medya kaynaklarını takip etmeyi bırakmamız gerekmez ancak bunların kullanımına belli bir sınır getirmek, geriye kalan zamanımızı ise kendimize ve ailemize ayırmamız önemli” diye konuştu.


Aile ile vakit geçirmek fayda sağlar


Bu süreçte özellikle ailece güzel vakit geçirmenin yararlı olacağını işaret eden Güleş, “Aile üyeleriyle birlikte mutfakta bir iş bölümü yapmak, yemek hazırlamak, ev içinde beraberce çeşitli oyunlar oynamak, birlikte eğlenceli bir film izlemek ya da sohbet etmek gibi etkinlikler sayesinde aidiyet ve güven duygusu pekiştirilebilir. Bu süreçte çocuklarla ilgilenmek iyi ve anlamlı olacaktır. Çocuklar dinlenmeli ve soru sormalarına izin verilmeli. Çocukların sorularına yaşlarına uygun şekilde anlayabilecekleri cevaplar verilmeli. Onları kaygılandırmamaya özen göstererek kendi duygu ve düşüncelerimizi paylaşmalıyız” dedi.


Bu süreçte sosyal kalmak gerekiyor


Gülşen, pandemi sürecinde psikolojik sağlığımızı korumak ve iyileştirmek için yapabileceklerden şöyle bahsetti:


“Virüsle ilgili gelişmeleri ve bilgilendirmeleri takip ederken, bilindik ve güvenilir haber kaynaklarını takip ederek aşırı kaygılanmayı önleyebiliriz. İnsan sosyal bir varlıktır bu sebeple, çevremizle iletişim halinde kalmalı ve mümkün olduğunca sevdiklerimizle haberleşmeliyiz. Mümkün olduğunca günlük rutinlerimizi bozmamalıyız. Uyku ve yemek yeme saatlerimizin aynı kalmasına özen göstermeliyiz. Öz bakımımıza özen göstermeli ve aksatmamalıyız.”


Zihin farklı uğraşılara odaklanmalı


Fiziksel hareketliliğimizin kısıtlandığı bu dönemde evde yapabileceğimiz çeşitli egzersiz planları oluşturmanın kendimizi daha iyi hissetmemize yardımcı olabileceğini söyleyen Dr. Emrah Gülşen sözlerini şöyle tamamladı:


“Zihnimizin farklı uğraşılara odaklanmasını sağlayabiliriz. Evdeki diğer işlerle ilgilenmek, kitap okumak, film ve dizi izlemek gibi eylemlerle, bunların dışında kalan zamanlarda da evde gerçekleştirilebilecek etkinlikleri yaparak, kendimize birtakım hobiler edinerek daha iyi hissedebiliriz. Son olarak bütün bunlara rağmen sıkıntılarımızda bir azalma görmüyorsak ve bu sıkıntılar işimizle, ailemizle, diğer insanlarla olan ilişkimizi bozuyor ve işlevselliğimizi azaltmaya devam ediyorsa profesyonel bir yardım almaktan çekinmemeliyiz.”


*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Salgın büyük şehirlerden göçü artırıyor

Salgın büyük şehirlerden göçü artırıyor

Sağlık ekonomisi uzmanı Prof. Dr. Onur Başer, “Şehirlerde sıkışıklık yüzde 10 arttığı zaman Covid-19’un yayılım hızı yüzde 6,7 artıyor. Bu nedenle insanların büyük şehirlerden uzun bir süre daha uzak kalacağını tahmin ediyoruz” dedi.


MEF Üniversitesi İktisat Bölümü Başkanı ve Sağlık ekonomisi uzmanı Prof. Dr. Onur Başer’in “Nüfus yoğunluk indeksi ve bu indeksin Covid-19’un dağılımı üzerinde kullanımı” konulu araştırmasına göre, nüfus ağırlıklı yoğunluğun enfeksiyon oranlarının en önemli belirleyicilerinden biri olduğu bulgusuna ulaşıldı. Bununla birlikte, bazı ilçelerde daha yüksek yoğunluk olsa dahi gelişmiş sağlık bakım sistemleri nedeniyle, Covid-19 kaynaklı ölümlerin daha düşük seviyede olduğu ortaya çıktı. 


Sağlık sektörünün prestijli yayını Health Policy Journal tarafından kabul edilen araştırmayı değerlendiren Prof. Dr. Onur Başer, “Sıkışıklık yüzde 10 arttığı zaman yayılım hızı yüzde 6,7 artıyor. Bütün ülkelerde kalabalık bölgeler o ülkelerin salgın merkezleri olarak ortaya çıkıyor. Nüfus yoğunluğu arttıkça yayılım hızı artıyor. 15 milyondan fazla nüfusa sahip İstanbul, nüfus ağırlıklı endeksine göre ilk sırada yer alıyor. Örneğin, Esenler’deki yayılım hızının Beşiktaş’tan iki kat fazla olduğunu gözlemledik” dedi.


Yoğun yapılaşma riski artırıyor


Prof. Başer, önceki araştırmalara göre, yoğun yapılaşmanın alanlardan tasarruf etmek, inovasyonun artması, genel ekonomik üretkenlik, daha fazla sosyal sermaye, daha az obezite olasılığı ve yaşam beklentilerinde artış gibi birçok avantajı olduğunu belirtti. Başer, “Ancak yoğun yapılaşma, koronavirüs savaşında, ‘büyük düşman’ olabilir. Bu bölgelerde yasayan insanların kırsal kesimde yasayan insanlara göre günlük yaşantıları farklıdır. Farklı şekillerde alışveriş yapıp, seyahat ederler, yürüme veya toplu taşıma kullanma oranları çok daha yüksektir. Hastalık, çok fazla insan teması olduğu için nüfus ağırlıklı alanların olduğu bölgelerde daha hızlı yayılır” dedi.


E-devlet üzerinden vefat verilerinin de incelendiği araştırmada, İstanbul’daki sıkışıklık, nüfus, yoğunluk göze alınarak diğer şehirler ile kıyaslandığında İstanbul’daki sağlık personelinin başarısı dikkat çekti. Başer, “Her ne kadar İstanbul’da Covid-19’a yakalanma şansınız daha yüksek olsa da yakalansanız da İstanbul’da olmak tedavi açısından birçok şehre göre daha avantajlı duruyor” diye konuştu.


Taşınma trendi sürüyor


Pandeminin başlangıcında dünyanın salgın merkezi olan New York’ta vaka sayısının çok düştüğünü ve şu anda New York’un ABD’nin en güvenilir eyaletlerinden biri olduğunu açıklayan Prof. Başer, bunun sebebinin New York Valisi’nin uyguladığı sıkı karantina tedbirlerinin yanında New York halkının şehirden ayrılarak şehri seyrekleştirmesinin de etkisinin olduğunu belirtti. Nakliye firmalarından alınan verilere göre New York’tan daha seyrek yapılaşmanın olduğu eyaletlere taşınma oranlarının gecen yıla göre yüzde 75’lere varan artışlar gösterdiğine dikkat çekerek, bu eğilimi Türkiye’de de gözlemlediklerini söyledi.


Sinop, Kastamonu ve Artvin’e dikkat


65 yaş ve üstünün yüksek olduğu şehirlerde de yayılma hızının yüksek olduğunu belirten Prof. Başer, literatürde artan yaş ile bağışıklığın azaldığını ve bunun yayılma hızına katkı yaptığı şeklinde yayınların olduğunu, Türkiye’de de aynı eğilimi gördüklerini belirtti. Normalleşme dönemi sonrası şehirler arası yolların açılması ile vaka sayılarının hızla arttığı şehirlerin Sinop, Kastamonu ve Artvin’in 65 yaş ve üstü nüfusun en yoğun olduğu iller olduğunu belirtti.


Daha önce artan sıcaklığın Covid-19 yayılımını azalttığına dair yayınlar yapılmıştı, buna benzer bir eğilim Türkiye verilerinde de görüldü. Türkiye’de son 40 yılın ortalamalarına bakıldığında, araştırmanın yapıldığı Nisan başındaki dönemde iller arası sıcaklığını -3 (Ardahan) ile 14 (Mersin) derece arasında değiştiğini ifade eden Prof. Başer, araştırmanın sıcaklık artışının yayılım hızını azalttığını gösterdiğini belirtti.


Türkiye’de erkek nüfusun kadın nüfusa gore en fazla olduğu şehrin Tunceli, en az olduğu sehrin ise Kütahya oldugunu söyleyen Başer, şimdiye kadar diğer ülkelerde yapılan bazı yayınlarda gördükleri gibi Türkiye’de de erkeklerin kadınlara göre daha büyük olasılıkla Covid-19’a yakalanma olasılığı görmediklerini belirtti. Başer, şehirlerdeki GSYİH'da yüzde 1'lik bir artışın vakaların büyüme hızındaki yüzde 1.12'lik artışa sebep olduğuna dikkat çekerek, Dünya Bankası'nın göstergelerini kullanarak yaptıkları analizlerde GSYİH ile Covid-19 vaka sayıları arasında güçlü ve anlamlı bir ilişki olduğuna dikkat çekti.


İstanbul’un yoğunluğu Londra’nın iki katı


Prof. Dr. Onur Başer’in araştırmasında, Türkiye İstatistik Kurumu nüfus değerleri ve Google Earth kullanan çeşitli web sitelerinden alınan alan değerleri kullanılarak, Türkiye'deki her şehir için nüfus ağırlıklı yoğunluğu hesaplandı. 15 milyondan fazla nüfusa sahip İstanbul, nüfus ağırlıklı endeksine göre ilk sırada yer alıyor. İstanbul'da yaşayanlar, 1 kilometrekarelik bir alanda, ortalama 16 bin 757 kişiyle birlikte yaşıyor. İstanbul'un nüfus ağırlıklı yoğunluğu Barselona, Madrid ve Valensiya'dan daha düşük, ancak Paris nüfus yoğunluğundan daha yüksek ve Londra'nın neredeyse iki katı. Araştırmaya göre, Türkiye'de bir kişi 1 kilometrekarelik bir alanda 3 bin 868 kişiyle birlikte yaşıyor. Ortalama eğitim seviyesi 7,5 yıl civarında ve nüfusun yüzde 9,12'si 65 yaş ve üzerinde. Erkek nüfusu kadın nüfusa göre biraz daha yüksek ve kişi başına gelir 9 bin 745 Dolar. Türkiye'de her 1000 kişi için, yaklaşık 1.9 doktor, 2.37 hemşire ve 2.22 sağlık çalışanı bulunuyor.


*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Göbek bölgesi yağlanması!

Göbek bölgesi yağlanması!

Zayıf kadınların bile derdi: "Göbek Yağlanması!"

Suadiye Memorial Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Oya Yüksek, “Göbek bölgesi yağlanması” hakkında bilgi verdi.

Son dönemlerde göbek bölgesi yağlanması kalça-basen bölgesi yağlanmasından daha büyük bir sorun haline geldi. Lokal yani bölgesel olarak tabir edilen bu tür yağlanmalar zayıf kadınlarda bile görülen sorunun nedenleri arasında ise, yüksek şekerli yiyecek alımının fazla olması, hareketsizlik (oturarak çalışma) ve insülin dengesizliği başta geliyor. Suadiye Memorial Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Oya Yüksek, “Göbek bölgesi yağlanması” hakkında bilgi verdi.

İnsülin dengesizliği neden göbek yapar?

Kandaki şekeri kontrol eden bu hormonun kandaki seviyesi çok önemli. İnsülin metabolizması bozulduğu zaman kan şekeri seviyelerinde ve bununla birlikte diğer kan değerlerinde bozulmalar ve özellikle bel-karın bölgesinde yağlanmalar oluşur. Bununla birlikte alınan yüksek karbonhidrat da bu rahatsızlığı tetikler.

Yağlanmamak için kalori mi içerik mi önemli?

2007 yılında Diyabet Merkezi’nin yaptığı bir çalışmada her ikisinin de önemli olduğu kanıtlandı. Araştırma kapsamında; aynı kaloriye fakat farklı besin öğelerine sahip üç beslenme programı hazırlanmış, 62 yaş civarında ailesinde diyabet geçmişi olan ve vücutlarında insülin direnci gelişmiş 11 obez katılımcıya uygulanmış. Bu katılıcılar 28 gün boyunca 1600 kalorilik ve dört öğüne bölünmüş (öğün başına 400 kal) bir program uygulamışlardır. Sonuç olarak; kilo ve yağ değişimleri olmamış fakat yüksek karbonhidrat alındığı zaman vücut yağlarının göbek bölgesine doğru biriktiği gözlemlenmiştir. Diğer bir iddia ise; yüksek karbonhidrat ile birlikte alınan tekli doymamış yağların insülin metabolizmasını düzelttiği için göbek bölgesi yağlanmasını yavaşlattığı ve koruduğudur. Bu çalışmada tekli doymamış besin kaynağı olarak; avokado, ceviz, zeytinyağı, zeytin, çekirdek ve bitter çikolata kullanılmıştır. Bununla birlikte birçok çalışma tekli doymamış yağların insülin metabolizması üzerinde olumlu etkilerinin olduğunu savunmaktadır. 

Göbek bölgenizi nasıl kontrol altında tutarsınız?


1. SIKILAŞTIRMA: Vücut kaslarını korumak için sıkılaştırma(kuvvetlendirme) hareketlerinin yapılması.
2. EGZERSİZ: Yağ yakımı için aerobik egzersiz
3. DİYET: Kalp sağlığını koruyan doymamış yağların çok, doymuş yağların az olduğu Akdeniz Tipi beslenme programı ve kilo yönetimi için gün başına alınan enerjiden 100 kal/gün kısıtlamak.
1. Yüksek karbonhidrat yerine daha düzenli dağılmış öğünleri tercih etmek ve karbonhidrat alımında ise karışık karbonhidrat diye tanımlanan esmer tahıl ürünlerinin tüketilebilir.
2. Salata ve yemeklerde zeytinyağı veya kanola yağı kullanılabilir.
3. Öğün aralarında fındık veya ceviz tüketilebilir.

Plastik cerrahide göbek yağlanmasına çözümler!

Mahmure'de sorularınızı yanıtlayan uzmanlarımızdan, Este Klinik Op.Dr.Yakup Avşar,
göbek yağlarımızdan kurtulmanın yöntemlerini anlattı.

KARIN GERME (ABDOMİNOPLASTİ)

Doğum sonraları başta olmak üzere,kilo vermelerden sonra karın bölgesinde yağlanma ve karın cildinde sarkmalar görülür.Göbek deliği açılmış ve göbeğin altında cilt çatlakları da oluşmuştur.Karın bölgesindeki yağlar çoğu kez bel bölgesine kadar taşarak bel oyuğunu yok eder ve mide üzerinde de bombelik yapar.Tüm bu deformasyonlar bir operasyonla giderilebilir. Abdominoplastide hedef;karın kaslarındaki yırtığı onarmak,cilt ve yağ fazlalığını almak,göbek altındaki çatlakları gidermek,yeni estetitik görünümlü göbek deliği,mide bölgesi ve bel oyuğunu oluşturmaktır.
Operasyon sonrası iyileşme süresi on gündür.Fazla kilo alıp-verilmediği,tekrar hamile kalınmadığı sürece yapılan işlem kalıcıdır.

MİNİ KARIN GERME (MİNİABDOMİNOPLASTİ)

Göbek deliğinin altında yağlanma ve cilt sarkaması olup,diğer bölgelerinde deformasyon olmayan kişilere yapılır.Sadece göbek altındaki cilt ve yağ fazlalığı alınarak estetik görünüm sağlanır.İyileşme süresi ortalam 5-7 günde tamamlanır.Kiloya dikkat edildiği taktirde işlem kalıcıdır.

BÖLGESEL YAĞLANMADA YAĞ ÇEKME (LİPOSUCTİON)

Liposuction belli bölgelerde cilt altında birikmiş inatçı yağları vakum yardımı ile çekme işlemidir.Basen,göbek,uyluk iç kısımları,üst kollar,gidı,bel ve popoda görülen fazla yağları çekmek için uygulanır.Liposuction için uygun adayların ciltte bolluk olmaması ve bölgesel yağlanmanın olması gerekir.Unutulmaması gereken önemli bir konuda; liposuctionın bir kilo verme yöntemi olmayıp,vücut kontürlerini düzeltme işlemi olduğudur.İşlem sonrası 2-3 günde işe başlanabilir. Düzenli egzersiz ve diyete dikat edildiği taktirde de işlem kalıcı olur ancak,kişi kilo aldığı zaman liposuction yaptırdığı bölgeler de tekrar yağlanma oluşur.

*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Geçen yüzyılda cinsel yaşam!

Geçen yüzyılda cinsel yaşam!

Günümüzde artık vazgeçilmez hale gelen seks 100 yıl önce nasıldı? Bugün seks yaşamı geçmişe göre oldukça hayat dolu. Web siteleri ve kitaplar geçmişten günümüze kadar ki seks yaşamını, tutkuyu ve tatmini göz önüne seriyor. 

Ruth Smythers'in 1894 yılında yazdığı ve yıllar sonra günümüzde yeniden basılan kitabında geçmişteki seks kuralları anlatılıyor. Buna göre eski zamanlarda seks iğrenç ve acı dolu. Çok nadir ve gönülsüzce yapılan ilk seks tecrübesinde kadınlara sadece itaat etmeleri öneriliyor. 

İşte 1894'lerde seksle ilgili kadınlara verilen öneriler.. 

1894'lerde kadın nadiren, gönülsüzce birlikte olmalı.. 
Akıllı bir gelin haftada sadece iki kere eşiyle birlikte olabilir ve çok fazla vakit kaybetmez, sıkça seks yapmaktan uzak dururdu. Hastalık numarası, uykusuzluk ve baş ağrıları gibi mazeretler sıkça söylenirdi. 

Seks 1894'lerde iğrenç olarak adlandırılıyor.. 

Çoğu erkek tarafından eğer biraz şans verilirse baştan çıkarılmak normaldi ancak kadınlar tarafından farklı pozisyonlar, vücudun erkek tarafından öpülmesi iğrençti. 

Özgüveni olan ve hassas bir koca avantajlıydı. Evlilikte unutulmaması gereken önemli bir kural vardı 
Az, nadiren ve isteksizce birlikte ol.. Diğer taraftan evlilikte şehvet ve ihtiras önemliydi.. Bununla beraber kadınlar için toplumda kabul görülenden daha az seks yapmak önemli bir sorundu, bir kadının eşiyle ne sıklıkta birlikte olabileceğini iyi bilmesi gerekirdi. 

Kadın ve erkek çıplak kalmamalıydı 

Akıllı bir kadın asla kocasının onu çıplak görmesine izin vermemeliydi. Aynı şekilde kadın da kocasını çıplak görmemeliydi. Çoğu kadın bu nedenle yatarken seks sırasında çıkartmayacakları pamuklu gecelik, erkeklerde pijama giyerdi. Böylece seks isteklerini engelleyip, gizleyebiliyorlardı. Kadın yatağa ilk önce yatıp ışığı kapattığında ve sessiz kalıyorsa erkeğin kendisine yaklaşmasını istemiyor demekti. Bu tür hareketler erkeğin cesaretini kırmak içindi. 

Seks hakkında konuşmak uygunsuzdu.. 

Erkek kadına yaklaştığında kadın mümkün olduğu kadar çabuk uzanmalıydı. İyimser kocalar için seksüel heyecan kadar bedensel istek de önemliydi. Seks engellenemezdi, sadece karanlık çöktüğünde yapılabilirdi. 

Seks hakkında konuşarak, cilve yaparak, seks hakkında hikayeler okuyarak, fotoğraflara bakılarak ve seksi tablolar çizilerek erkekler baştan çıkartılmamalıydı, bunlar sevimsiz davranışlar olarak algılanırdı. 

Eğer erkek bir kadının dudaklarını öpmek için eğilirse, kadın başını usulca yana çevirmeliydi. Erkek sadece nazikçe yanaklarını öpebilirdi. Eğer bir erkek kadının elbisesini çıkartarak onu öpmeye çalışıyorsa kadın derhal kendini geri çekmeli, erkeği itmeli, yataktalarsa yataktan kalkmalıydı. 

Eğer bir kadının kocası onunla şehvet uyandırıcı konuşup birlikte olmaya çalışırsa, akıllı bir kadın seks içermeyen bazı sorular sorarak konuyu değiştirmeliydi. 

Kadınlar seks sırasında nasıl davranırdı? 

Kadınlar, erkekler seks sırasında abartılı davrandıklarında veya öfkelendiklerinde kesinlikle sessiz kalmalıydılar. Bu süreçte söylenmemeleri, mükemmel bir yalancı olmaları gerekebilirdi. 

Erkek seksi bitirir bitirmez, akıllı bir kadın seks yerine erkeğin günlük olarak yapması gerekenlere dair konuşmalıydı. 

Zeki kadınlar, seks yaşamıyla ilgili yeni yöntemleri kabul etmemeli, eşini cesaretlendirmemeli ve eşinin bu konudaki tavırlarını, isteklerini görmezden gelmeliydi. 

Tartışmalar, dır dır etme, azarlama ve ufak tefek ağız dalaşı gece yatmadan bir saat önce onun cesaretini kırmak ve isteğini azaltmak için önerilirdi. 

Evliliğin 10. yılında çoğu ev hanımı çocukların yetişmesiyle ilgilenirdi ve kocasıyla tüm seksüel birlikteliğinin sonuçlarına ulaşmış sayılırdı. Bu dönemde kadın kocasının aşkına çocukları için ihtiyaç duyar ve sosyal baskılar nedeniyle koca evde kalırdı. 

Seks için çiftlere neler öneriliyor? 


* Kocanızla sekse başlarken onu cesaretlendirecek ve memnun edecek şeyler yapın.. 
* Seksi sonuna kadar coşkulu yaşayın. Asla hayır dememeye çalışın ve seks sırasında diğer sorunlardan ya da problemlerden konuşmayın.. 
* Yenilik yaratın. bazen zarif bir lady bazen vampir ruhlu bir kadın olun. Bazen romantik bazen fantastik yeniliklerle seks yaşamınıza renklilik katın. 
* Aşk seksin bir parçasıdır ancak dokunmak, oyunlar oynamak erkeklerin en çok hoşuna giden hareketlerdir. Bunları deneyin. 
* Vücudunda sevdiğiniz bölgeleri söyleyin, dokunuşlarını ve hareketlerini övün. Bu on u seks için cesaretlendirecek ve daha çok haz alacaktır. 
* Sevdiğiniz sıcak hareketleri, fantazilerinizi paylaşın. Seks yaşamınızı her seferinde farklışatırmaya çalışın. 
* Seksi görünmek için iç çamaşırları alın, yatak odanızın dizaynını değiştirin. 
* Masaj, köpük banyosu gibi sizi harekete geçirecek şeyler yapın, sekse hazır olun. 
* Eşiniz seks filmleri izlemeyi seviyorsa onunla izleyin, erotik hikayelerden hoşlanıyorsa birlikte okuyun. 
* Seks için yatak odanızın dışında farklı yerler bulun. Sadece sizin memnuniyetinize odaklanın. 
* Ona kendini harika hissettirecek harika erotik hikayeler anlatın. Aklınızda sadece seks olsun. 
* İyi vakit geçirmek için planlar yapın. İlk kez seks yapıyormuş gibi bir ortam hazırlayarak seks yapın ya da onunla ikinci bir balayına çıkın. 

*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Çikolatanın sadece mutlulukla değil sağlıkla da ilgisi var

Gıda, beslenme ve sağlık konularında geliştirdiği projelerle toplum sağlığının geleceği için çalışan Sabri Ülker Vakfı, 7 Temmuz Dünya Çikolata Günü vesilesiyle neredeyse herkesin severek tükettiği çikolatanın sağlığa faydalarına dair önemli bilgiler paylaşıyor.

Kurulduğu 2009 yılından bugüne, gıda, beslenme ve sağlıklı yaşam bilincinin gelişmesine katkı sağlamak, topluma bu konulardaki en doğru, güncel ve bilimsel bilgiyi aktarmak hedefiyle çalışmalarını sürdüren Sabri Ülker Vakfı, 7 Temmuz Dünya Çikolata Günü nedeniyle çikolata ve sağlık ilişkisine dikkat çekiyor. 7'den 70'e herkes için çikolatanın mutluluğu çağrıştırdığını hatırlatan Sabri Ülker Vakfı, sevilen bu lezzetin sağlıkla ilişkisine yönelik bilimsel bilgiler aktarıyor.

Çikolata kalp-damar ve şeker hastalığından koruyor!

Konu çikolata ve sağlık ilişkisi olduğunda en çok çikolatanın polifenol, mineral ve posa içeriğinden bahsediliyor. Peki, bu ponifenoller ne işe yarıyor? Polifenoller, antioksidan özellik gösteriyor. Önemli miktarda polifenol içeren çikolatanın da bu sayede özellikle kalp-damar hastalıkları ve şeker hastalığına karşı koruyucu olabileceği belirtiliyor. Ayrıca polifenollerin, damarların içyapısının işlevlerini geliştirerek, damarların genişleme kabiliyetinin artmasını sağladığı, böylelikle kan basıncını düşürerek yüksek tansiyon riskini azaltabildiği bildiriliyor. Buna ek olarak çikolatanın, iyi huylu olarak nitelendirilen kandaki HDL kolestrol düzeylerini arttığı da biliniyor.

Çikolata, polifenollerin yanı sıra magnezyum, sodyum, potasyum, bakır, çinko gibi mineraller ve posa da içeriyor. Bu muhteşem üçlünün kalp sağlığını desteklediği ve kan kolesterol düzeylerinin kontrolünde rol oynadığı da biliniyor. Çikolatanın bir diğer bileşeni de yağlar… Daha çok doymuş yağ içerse de çikolatanın bileşimindeki doymamış yağ asitleri, kötü huylu olarak bilinen LDL kolesterol seviyelerinin kontrolüne yardımcı olduğu biliniyor.

Porsiyon Kontrolünü Unutmayın!

Çikolata tüketme fikri de tüketimi de mutlulukla ilişkili… Bunun nedeni ise çikolata da bulunan ve bir amino asit olan triptofanın, mutluluk hormonu olarak da bilenen serotonin salınımını uyarması... Ayrıca çikolatadaki kafein ve teobramin, sinir sistemini uyararak yorgunluk halinin ve stresin azalmasına da katkıda bulunuyor.

Yeterli ve dengeli beslenirken, porsiyon kontrolü ve tüketim sıklığı dengelendiğinde çikolata sizi şişmanlatmak yerine polifenol ve teobramin içeriği ile insülin direncini önlemeye ve sağlığınızı geliştirmeye yardımcı oluyor.

*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Seksi görünmenin 10 pratik yolu

Seksi görünmenin 10 pratik yolu

Seksi görünmek ve beğenilmek kadınların en büyük tutkularından biridir. Bunun için çoğu zaman saatler harcayabilirler. Seksi olmayı kolaylaştıracak 10 pratik öneri ile artık bu saatler size kalacak. 

Küçük dokunuşlarla seksi görünebilir, dikkatleri üzerinize çekebilirsiniz.

İşte anında seksi gösteren önerileri:

Dantelin sonsuz çekiciliği

Hiçbir zaman modası geçmeyecek ve her zaman kadının seksiliğini öne çıkaracak bir ürün olan dantel, seksilik için önemli bir detaydır. Dantel bir bluz, dantel bir elbise veya dantel iç çamaşırı farketmez; dantelin erkekler üzerinde her zaman önemli bir etkisi vardır.

En önemli silah: Dolgun dudaklar

Angelina Jolie, Rihanna ve Adriana Lima sahip oldukları seksi görüntülerini neye borçlular? Tabii ki dolgun dudaklarına. Dolgun dudaklı kadınlar, her dönem erkekler tarafından daha seksi bulunmuştur. Bu cazibeyi yakalamak için Max Factor Colour Elixir Lipstick 715 Ruby Tuesday’in büyük yardımı olacaktır. Zayıf ve ince dudaklar, iyi bir ruj ve basit bir makyaj hilesiyle daha iri ve dolgun gösterilebilir.

Buğulu gözlerin etkisi

Dumanlı göz makyajı, gözleri iri göstermenin en güzel yollarından biridir. Üstelik bakışlara hüzünlü bir seksilik de katar. Buğulu bakışlar erkekler üzerinde oldukça etkilidir. Dumanlı göz makyajı, özellikle gece gezmelerinde rahatlıkla kullanılabilir. Buğulu gözler için öneri, duman rengi farlar.

İç gıcıklayıcı dekolteler...

Kıyafet seçiminde aşırıya kaçmayan hafif göğüs dekolteli bluzlar ile seksi bir görünüm elde edilebilir. Seksi görüntüye katkısı sağlaması için sutyende de iç gıcıklayan bir model tercih edilmeli. Dekolte bölgesine sürülecek biraz ışıltılı krem de cazibeyi artıracaktır.

Baştan çıkarıcı kokular

Bir ortamda fark edilmenin en önemli yolu parfümdür. Kokular erkekler üzerinde baş döndürücü bir etkiye sahiptir. Doğru koku ile bir erkeği baştan çıkarmak çok daha kolay olacaktır. 

Baş döndüren uzun saçlar

Uzun ve omuzlara dökülen saçların çoğu erkek tarafından oldukça seksi bulunduğu çok bilinen bir gerçektir. Uzun ve bakımlı saçlar erkekleri cezbeder. Omuzlardan birini açıkta bırakan kıyafetlerde ise toplu saçlar tercih edilebilir.

İpek gibi saçların cazibesi

Erkeklerin başını döndüren, ilgisini çeken önemli özellik parlak ve bakımlı saçlardır. Bu yüzden rengi, şekli nasıl olursa olsun her zaman saçlar parlamalı ve bakımlı görünmelidir.

Aksesuarla noktayı koyun

Aksesuar kıyafetin tamamlayıcısıdır. Bir şapka, parlak bir kolye, tek bir yüzük gibi bir aksesuar ile çok fark yaratılabilir. Bazen tek renk ve düz bir elbiseye takılan, gerdanı ışıltıyla dolduran bir kolye veya baştaki şık bir şapka bir kadını ortamın en seksi kadını yapabilir.

Topuklu ayakkabı olmazsa olmaz

Kadını seksi gösteren en önemli aksesuardan biri de elbette topuklu ayakkabıdır. Mümkün olduğunca kadınlar tercihlerini topuklu ayakkabıdan yana kullanmalıdırlar. Çünkü daha uzun bacaklar her zaman daha seksi gösterir.

Dişiliğin sembolü: Kırmızı

Dişiliğin önemli bir parçası kırmızı renktir. Eğer dikkat çekmek isteniyorsa, kırmızı en ideal seçim olacaktır. Örneğin kırmızı bir elbise ile daha seksi görünmek çok daha kolaydır. Kıyafeti etkili hale getirmek içinse, pek çok farklı kırmızı tonu bulunan ojeler tercih edilebilir.

*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!