SON YAZILAR
latest

Yaşamın içinden

yaşam/block-3

sağlıklı yaşam

sağlıklı yaşam/block-1

Kadın Sağlığı

Kadın Sağlığı/block-3

aşk oyunları

aşk oyunları/block-6

sağlıklı yiyecekler

sağlıklı yiyecekler/block-3

moda

moda/block-2

güzellik sırları

güzellik sırları/block-3

diyet zayıflama

diyet zayıflama/block-4

Ruh Sağlığı

Ruh Sağlığı/block-6

Son yazılar

İdeal klima ısısı ne olmalı?

İdeal klima ısısı ne olmalı?

Klimaların yıllık bakımı mutlaka yapılmalı!

Yaz aylarında kullanımı artan klimaların bakım ve kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalara işaret eden uzmanlar,  klimaların yıllık bakımlarının mutlaka yapılması gerektiğini vurguluyor. Uzun süre kullanılmamış bir klima, ilk defa kullanılacaksa açıldıktan sonraki ilk 10- 15 dakikalık zaman diliminde mutlaka camların ve kapıların açılarak havalandırma işleminin yapılması gerekiyor. Dış ve iç ortamlardaki ısı farkının çok olmaması gerektiğini de vurgulayan uzmanlar, ideal ortam ısısının 21 ile 23 derece arasında olması gerektiğini belirtiyor.

 Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Songül Özer, içerisinde bulunduğumuz yaz mevsiminde kullanımı artan klimaların bakımının önemine işaret etti.

Yıllık bakım ihmal edilmemeli

Yaz aylarında ısının ve nemin yüksek olması nedeniyle klima kullanımının kaçınılmaz olduğunu belirten Dr. Songül Özer, “İş yerinde, evde ve arabada klima kullanıyoruz. Ancak klima kullanmanın enfeksiyon açısından bazı kuralları var. Bunlara uymak gerekiyor. Covid-19’un klima ile bulaştığına dair bir sonuç yok. Ama klima ile bulaşabilen başta Lejyonella olmak üzere birçok başka bakteri var. Özellikle uzun süre kullanılmamış klimaların ilk kullanımlarından önce mutlaka yıllık bakımlarının yapılması gerekiyor. Yani içerisinde yuvalanmış olan, yuvalanma ihtimali olan bakterilerin uzaklaştırılması gerekiyor. Evimizde veya iş yerimizdeki klimaların yıllık bakımlarını ihmal etmememiz gerekiyor. Burada split klimalardan bahsediyorum. Özellikle iş yerlerinde merkezi klimalarda; mutlaka yıllık bakımlarının yapılması gerekiyor.” uyarısında bulundu.

Uzun süre kullanılmayan klimalara dikkat!

Uzun süre kullanılmamış bir klimanın ilk defa kullanılacaksa açıldıktan sonraki ilk 10- 15 dakikalık zaman diliminde mutlaka camların ve kapıların açılarak havalandırma işleminin yapılması gerektiğini kaydeden Dr. Songül Özer, “Bu işlemden sonra camı ve kapıyı kapatarak klimayı çalıştırabiliriz. Aynı şey arabalarımız için de geçerli. Arabaya bindikten sonra klimayı açtığımızda ilk 10 dakika kadar mutlaka camların açık olması, klimanın ilk havasının dışarı verilmesi gerekiyor” uyarısında bulundu.

İdeal ortam ısısı 21-23 derece arasında olmalı

Klimanın ısısının önemli olduğunu kaydeden Dr. Songül Özer, yaz aylarında ideal ortam ısısının 21-23 derece arasında olması gerektiğini söyledi.

Yaz aylarında olsa bile aşırı soğuk hava üflemesinin hastalıklara davetiye çıkaracağını kaydeden Dr. Songül Özer, “Çünkü dış ve iç ısı arasındaki farkın çok fazla olmaması gerekiyor. Dışarıda havanın 38-39 derece olduğu bir dönemde biz klimalı ortamı 18-19 dereceye indirmemeliyiz. Aradaki ısı farkını çok yükseltmemeliyiz. İdeal ortam ısısı yaz aylarında da kış aylarında da 21 ila 23 derece arasıdır. Kişiye göre hissedilen ısı değişebilir ama bizim için ortalama oda ısısının 21 – 22 derece civarında olması gerekir. Nemin de aynı şekilde %40 - %45 civarında sabitlenmesi normal bir insan için ideal nem aralığıdır” dedi. 

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

Dondurmanın 7 önemli faydası 7 önemli kuralı

Dondurmanın 7 önemli faydası 7 önemli kuralı
Özellikle yaz aylarında 7’den 70’e hemen hepimizin vazgeçilmezi olan dondurma lezzetli olmasının yanı sıra; içerdiği protein, kalsiyum, A vitamini, B12 vitamini, C vitamini ve magnezyum gibi pek çok vitamin ile mineraller sayesinde şifa da sağlıyor. Üstelik bir porsiyon dondurma bir porsiyon şerbetli tatlıdan yüzde 55 ve bir porsiyon sütlü tatlıdan yüzde 23 daha az enerji, bir başka deyişle kalori içeriyor. Ancak yine de dondurmanın şeker içerdiğini unutmayın! 

Örneğin 2 top dondurma tükettiğimizde yaklaşık 2,5 yemek kaşığı şekere eş karbonhidrat almış oluyoruz. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan ayrıca çok soğuk yiyeceklerin sindirim sistemi üzerinde hazmı zorlaştıran, özellikle da gaz yapan özelliğe sahip olduklarını belirterek, “Dondurmayı ağzınızda kısa bir süre tutup, vücut ısısına yakın bir ısıda tüketmeyi alışkanlık haline getirin. Sıcaklığını biraz artırarak yutmak sindirim sistemine yardımcı olarak, hazımsızlık gibi sorunların gelişmesini önleyecektir” diyor.  

Bağışıklığı destekliyor

Hastalıklardan korunmamızda son derece önemli bir rol üstlenen bağışıklık sistemimizi sağlıklı beslenerek sürekli desteklememiz gerekiyor. Dondurma, içeriğindeki A vitamini ve protein sayesinde bağışıklık sisteminin çalışmasına katkı sağlıyor.

Dişleri güçlendiriyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan dondurmanın içeriğindeki fosforun dişlerin, diş etlerinin ve kemiklerin sağlığını koruduğunu vurgulayarak, “Ancak dişlerde çürük oluşumunu önlemek için dondurma yedikten sonra dişlerin mutlaka fırçalanması gerekiyor” diyor. 

Kalp sağlığını destekliyor

Sütlü, meyveli ve çikolatalı dondurmalar potasyumdan zenginler. Kalp sağlığı için potasyum çok önemli bir mineral ve eksikliğinde mutlaka takviye ediliyor. Ayrıca potasyum vücudun elektrolit dengesinde rol alıyor ve konsantrasyonun sağlanmasında elzem bir işlev üstleniyor. 

Kasları koruyor

“Dondurma içerdiği magnezyum sayesinde vücuttaki asit-baz dengesinin düzenlenmesine yardımcı oluyor. Kas ve sinir sistemi için kalsiyumla birlikte olmazsa olmazdır. Kalsiyum kasın kasılmasını ve magnezyum da gevşemesini sağlıyor. Bu özelliği nedeniyle bağırsakların çalışması için de çok önemlidir” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan, şöyle devam ediyor: “Tüm bunların yanı sıra magnezyum kan basıncının düzenlenmesi ve damar elastikiyetinin sağlanması gibi 300’den fazla metabolik reaksiyonda yer alıyor. Özellikle çikolatalı dondurmanın magnezyum içeriği yüksektir ve 2 top dondurmayla günlük magnezyum ihtiyacının yüzde 10-15’ini karşılayabilirsiniz.” 

Enerji kaynağı

B2 vitamini olarak da bilinen riboflavin içeriğiyle dondurma vücudumuzdaki enerji üretimine destek oluyor. Bu sayede daha enerjik bir bedene sahip oluyoruz. Riboflavinin aynı zamanda mukozayı korumak ve cildin yenilenmesine yardımcı olmak gibi özellikleri de var. 

Tok tutuyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan birçok tatlının aksine, dondurmanın tok tutma özelliğine sahip olduğunu belirterek, “Tatlılar tüketildiklerinde kan şekerini hızla yükseltip, ardından hızla düşürüyor. Bunun sonucunda da acıkıyoruz. Dondurma diğer tatlılara göre daha az şeker içeriyor. Bu sayede kan şekerinde hızlı değişikliğe diğer tatlılar kadar sebep olmuyor. Ayrıca içinde bulunan salep ve tarçın gibi baharatların kan şekerini düzenleyici etkileri sayesinde dondurma tüketiminin ardından hızla acıkma problemi yaşanmıyor.”  

Kemikler için önemli

Kalsiyumun kemiklerden dişlere, kanda vitamin dengesinden sinir sistemine kadar birçok önemli fonksiyonu var. Gerçek sütle hazırlanan sütlü dondurmadan 2 top tükettiğinizde günlük kalsiyum ihtiyacınızın yaklaşık yüzde 10’unu almış oluyoruz. 

7 önemli kurala dikkat! 

  • Birçok tatlıdan daha düşük olsa da, dondurmanın enerjisi dikkate almaya değer. Bu nedenle yemeklerin ardından değil, ara öğün olarak tüketmeniz çok daha doğru bir tercih olacaktır. 
  • Protein oranı yüksek bir besin olduğu için dondurmalar kolayca bozuluyor ve içinde zararlı mikroorganizmalar üreyebiliyor. Dolayısıyla soğuk zinciri kırılmış, yani eriyip tekrar donmuş dondurmayı kesinlikle tüketmeyin.  
  • Hızla yutmak, vücut ısısından çok daha düşük bir ısıda dondurmanın mideye ulaşması demek. Bu durum midede kramp oluşumuna yol açabileceği için dondurmayı mümkün olduğunca yavaş yemeye özen gösterin. 
  • Diş ve ağız sağlığı açısından, her şekerli besinde olduğu gibi, dondurma yedikten sonra da su içmeyi unutmayın. 
  • Şeker içeren bir besin olması nedeniyle haftada 2-3 kez, 2’şer toptan fazla tüketmemeye dikkat edin.
  • Fayda sağlayabilmesi için gerçek sütten ve gerçek meyvelerden yapılmış olanlarını tercih edin.
  • Diyabetiniz varsa diyabetik dondurmayı bir ara öğün gibi düşünüp tüketebilirsiniz.  

Evde hazırlanan ‘sağlıklı’ dondurma tarifi


Muzlu-hurmalı dondurma 

Malzemeler: 6 adet muz, 6 adet hurma, 6 yemek kaşığı taze yoğurt 

Hazırlanışı: Malzemelerin tümünü pürüzsüz oluncaya dek, blenderden geçirin. Ardından bir kaba alıp, derin dondurucuya koyun. Saat başı dondurucudan çıkartın ve karıştırıp tekrar derin dondurucuya yerleştirin. Karıştırma işlemini her saat başı 3-4 kez tekrarlayın. Hem sağlıklı hem oldukça lezzetli olan dondurmanızı ertesi gün tüketebilirsiniz. 

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

Hangi erkekler erken boşalma problemi yaşıyor?

Her 4 erkekten biri erken boşalma problemi yaşıyor!

Dikkat! Jel ve spreyler his kaybına yol açıyor…

Her 4 erkekten birinde görülen erken boşalma sorunu, en sık karşılaşılan cinsel işlev bozukluğu olarak da biliniyor. Uzmanlar, tanı koyulurken kişinin kontrolü ve istemi dışında boşalma yaşamasının en önemli kriter olarak kabul edilebileceğini belirtiyor. Uzmanlara göre, 2-4 ay kadar süren cinsel terapi süreci eşler arasındaki iyi ilişkinin varlığı ile olumlu sonuçlanıyor. Uzmanlar, hem erkekte hem de kadında his kaybına yol açtığı için jel, sprey gibi yanlış tedavi uygulamalarından uzak durulması uyarısında bulunuyor.

Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Dilek Sarıkaya, erkeklerde görülen erken boşalma sorununun nedenleri ve tedavi süreci hakkında önemli bilgiler paylaştı.

Erken boşalma cinsellikten kaçmaya yol açabiliyor


Erken boşalmanın erkeklerde en sık görülen cinsel işlev bozukluğu olduğunu vurgulayan Dr. Dilek Sarıkaya, “Hemen hemen üç – dört erkekten birinde erken boşalma sorunu ortaya çıkıyor. Erken boşalma oldukça sık görülen bir problemdir fakat kişi bunu yaşarken yalnızca kendisi yaşıyormuş, sadece kendi başına geliyormuş gibi algılayabiliyor ve bu da çok ciddi bir performans kaygısına yol açabiliyor. Erken boşalma aslında, penisin vajene girmesinden önce ya da girdikten hemen sonra henüz sınırlı bir cinsel uyarıyla birlikte kişinin istemi ve kontrolü olmadan gerçekleşmesi olarak tanımlanıyor. Bu durum, bazen kişide belirgin bir sıkıntıya yol açabildiği gibi cinsellikten kaçınmasına kadar da uzanabiliyor.” dedi.

Travmatik deneyimler öğrenmeyi zorlaştırıyor

Dr. Dilek Sarıkaya, “Erken boşalma tanısını koyarken öncelikle bu durumun ne oranda yaşandığı, kişinin bu durumdan dolayı ne kadar sıkıntıya uğradığı, cinselliğin bu durumdan ne kadar etkilendiği ve işlevin ne kadar bozulduğu önemli kriterlerdir.” dedi ve sözlerine şöyle devam etti: 

“Belki de en önemli kriter olarak kişinin kontrolü ve istemi dışında boşalma yaşamasını kabul edebiliriz. Boşalmanın kontrolü, kişide cinsel deneyim ve cinsel aktivite sıklığı arttıkça gelişen bir öğrenme sürecidir. Özellikle ilk cinsel deneyimlerle birlikte birtakım travmatik deneyimler söz konusu olduysa, deneyimler yetersizse ve kişinin cinselliğe dair birtakım yanlış inançları varsa öğrenme süreci sekteye uğrayabiliyor. Böylelikle boşalmanın kontrol edilebilmesi konusunda bir güçlük ortaya çıkabiliyor. Uzmanların da cinsel terapilerde tam da tedavi ettiği ve müdahale ettiği kısım bu kısım oluyor. Geç kalınmış olan öğrenme sürecinin cinsel terapi sürecinde en baştan başlatılması, doğru ve uygun bir şekilde boşalma kontrolünün öğretilmesi mümkün oluyor.”

İlk aşamada üroloji hekimine başvurulmalı

Erken boşalma sorunu yaşayan kişi ya da çiftlerin, bu sorunu uzun süredir yaşıyor ve bu durumdan dolayı ciddi bir sıkıntı ile karşılaşıyor olmaları durumunda organik bir problem olup olmadığına dair ilk olarak üroloji hekimine başvurmalarını tavsiye eden Dr. Dilek Sarıkaya, “Birtakım inceleme ve tetkiklerin yapılması uygun olacaktır. Fakat kişi sıklıkla erken boşalmanın cinsel aktivitenin başladığı ilk dönemden itibaren aktif olduğunu ve sonradan başlayan bir problem olmadığını söylüyorsa, büyük ihtimalle altta yatan sebep psikojenik faktörlerdir ya da boşalma kontrolünün hiç öğrenilmemiş olmasıdır.” dedi.

Çift ilişkileri terapi verimliliğini etkiliyor

Cinsel terapide yeniden boşalmanın kontrolünün uygun ve doğru biçimde öğrenilmesi için çalışıldığını ifade eden Dr. Dilek Sarıkaya, “Cinsel terapilerden oldukça büyük oranda fayda görüldüğünde boşalma kontrolünün öğrenilmesi gerçekleştiği için tekrarlamanın ya da nüksetmesinin neredeyse hiç mümkün olmadığı ve tamamen kürün gerçekleştiği bir tedavi sürecinden bahsetmemiz mümkün. Terapi süreci genellikle 6-12 seans, yani 2-4 ay kadar sürebiliyor. Özellikle çiftin ilişkisi iyiyse, eşler birbirine destek oluyorsa, aralarında iyi ve açık bir iletişim varsa tedavinin daha olumlu sonuçlandığını bahsetmek mümkün.” diye konuştu.

Jel ve spreyler his kaybına yol açıyor


Boşalmanın geciktirilmesi için uygulanan birtakım geciktirici jeller ve spreylerin erken boşalmaya dair en sık karşılaşılan yanlış tedavilerin başında geldiğine dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Dilek Sarıkaya sözlerine şöyle devam etti:

“Aslında anestezik etkili maddeler oldukları için peniste his kaybına yol açıyorlar. Aynı zamanda, birleşme esnasında kadında da his kaybına yol açtığı için her iki tarafın da cinsel hazzının büyük oranda gerilemesine ve cinsel uyumun bozulmasına yol açabiliyorlar. Birtakım bitkisel haplardan, takviyelerden bahsediliyor ama bunların da içerisinde ne tür kimyasallar olduğu bilinmiyor. Bu nedenle de bu tarz tedavileri önermiyoruz. Bunlara ek olarak, birtakım antidepresan ilaçların da erken boşalmanın tedavisinde, aslında antidepresan ilacın yan etkisinden faydalanmak maksadıyla boşalmanın gecikmesine yol açtığı için kullanıldığını biliyoruz ve duyuyoruz. Fakat antidepresanların bu şekilde kullanımı da bir süre sonra cinsel istek kaybına yol açabiliyor ve aslında problem sadece erken boşalmayken bir süre sonra cinsel isteksizlik, hatta ereksiyon kayıpları da görülebiliyor. Bu nedenle, antidepresan ilaçları da erken boşalmanın tedavisinde kesinlikle tavsiye etmiyoruz.”

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

Vücutta yağ oranımızı nasıl anlayabiliriz?

Vücutta yağ oranımızı nasıl anlayabiliriz?
Yaz mevsimiyle birlikte pek çok kişide ince ve fit görünme isteği artarken, fazla kilolardan kurtulma arayışları da hızlandı. 

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, ideal kiloya ulaşma uğruna şok diyetlerden kesinlikle kaçınılması gerektiğini vurgularken, arkadaş çevresi ya da internetten uygulanan bilinçsiz diyetlerin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Kilo verme sürecinde her gün tartılmanın doğru olmadığını, aksi halde sonuçta değişiklik görünmediğinde motivasyonun olumsuz etkilendiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, diyet hakkında az bilinen 7 noktayı açıkladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Diyetin kalori içeriği

Tüm besin gruplarının yer aldığı, dengeli bir beslenme alışkanlığı edinmelisiniz. Vücudumuzun günlük işlevini yerine getirebilmesi için ihtiyaç duyduğu enerjiyi gün içinde yediğimiz/içtiğimiz besinlerden alıyoruz. Ağırlık kaybı sağlarken temel prensip, kalori açığı oluşturmaktır. Günlük ihtiyacınız olan enerjinin altında kalori almanız enerji dengesinde harcanan kalorinin daha fazla olmasıyla birlikte kilo kaybetmenizi sağlar. Ancak vücudun enerjiye olduğu kadar besin ögelerine de ihtiyacı vardır ve bu nedenle tek başına alınan kaloriyi kısıtlamak uzun vadede bize kalıcı ağırlık kaybı sağlamaz. 

Zeytinyağı kullanımı

Diyet sürecindeki temel önerilerden biri, hayvansal yağ alımının azaltılmasıdır. Omega 9 yağ asitleri ve E vitamininden zengin olan zeytinyağı ise sık önerilen ve diyetlerde kullanılan yağ çeşitlerinden biridir. Ancak sağlığa faydaları ve içeriği düşünülerek kullanılan miktarın artması diğer tüm yağ çeşitlerinde olduğu gibi oluşturulmaya çalışılan kalori açığını kapatarak ağırlık artışına neden olabilir. 1 gramının 9 kkcal enerji verdiği unutulmamalı ve aşırı ve kontrolsüz kullanımından kaçınılmalıdır.  

Bu bölgeler yağlanmaya işaret ediyor!

Evde pratik bir şekilde, basit bir ölçüm ve hesaplamalarla, bel çevresi, bel/kalça oranı, deri kıvrım kalınlığı ve üst orta kol çevresi gibi vücut yağ oranı ile doğru orantılı olan antropometrik ölçümleri yaparak vücut yağ oranınız ile ilgili fikir sahibi olabilirsiniz. Bilimsel veriler; bel çevresi kalınlığının kadınlarda 80 cm üzeri, erkeklerde ise 94 cm üzeri olmasının yüksek vücut yağ oranı ve başta insülin direnci olmak üzere birçok kronik hastalık açısından tehdit oluşturabileceğini ortaya koyuyor. Kadınlarda bel çevresi kalınlığının 88 cm üzeri, erkeklerde 102 cm üzeri olması yüksek risk anlamına geliyor. Bölgesel yağlanmalarda genetik faktörlerden hormonal düzensizliklere, metabolizmanın yavaşlamasından karbonhidrat alımının yüksek olmasına, yüksek kalori alımından hareketsizliğe dek bir çok etken rol oynuyor.

Kısa vadede hızlı kilo verdiren diyetler

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Düşük kalorili, genellikle sıvı formda ya da belli besin gruplarına dayalı yapılan “şok diyetler“ kısa sürede hızlı kilo vermeyi sağlar gibi gözükse de, sağlık açısından çok ciddi tehlikelere yol açabiliyor. Ayrıca bu tür şok diyetler sonrası istenilen ağırlık kaybı sağlandığında diyet bırakılıyor. Hemen ardından da hem eski beslenme rutinine dönmek hem de kısıtlanan yiyecekleri daha fazla tüketme davranışını tetiklemesi sonucu tekrar kilo problemi yaşanmasına yol açıyor. Bu noktada size uygun, sürdürülebilir bir beslenme alışkanlığı kazanmayı hedefleyen ve uzun vadede beslenme davranışı değişikliği sağlayabileceğiniz diyetleri yapmak daha gerçekçi ve kalıcı olacaktır” diyor. 

Her gün tartılanlar dikkat!

Çalışmalar düzenli tartılmanın ağırlık denetimi için doğru bir davranış olduğunu gösterse de her gün tartılmak yeme davranışlarımızı, beden algımızı ve diyete yaklaşımımızı olumsuz etkileyebilir. Önceki gün tüketilen öğünün içeriği, gün içinde alınan tuz miktarı, şiddetli egzersiz yapmak, sıvı alımı, kullanılan ilaçlar, dışkılama durumunuz gibi birçok etken tartıdaki rakamı etkiler. Her gün ya da gün içinde sık sık tartılıyorsanız gördüğünüz kilo değişimleri   motivasyonunuzu azaltabilir ve bu nedenle süreci yönetemediğiniz endişesine kapılıp diyeti bırakmanıza ya da daha katı diyetler denemenize neden olabilir. Böyle dönemlerde bir süre tartıdan uzak kalmak ve kontrollü tartılmak faydalı olacaktır. Haftada 1 kez, sabahları aç karna, dışkılama sonrası, kıyafetsiz ve aynı saatte tartılabilirsiniz.

Maden suyu tüketimi

Özellikle yaz aylarında kalorisiz, asitli ve serin bir içecek arayanların ilk tercihi olan maden suyu çeşitli nedenlerle kaybedilen sıvı ve mineral ihtiyacınız için de iyi bir seçenektir. Zayıflamaya yardımcı etkisi ön plana çıkarılsa da aşırı miktarda tüketildiğinde iştahı açabileceği gözardı edilmemelidir. Fazla tüketildiğinde özellikle mevcut tansiyon ve kalp  rahatsızlığı olan bireylerde tansiyon yüksekliği gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Günde 2 şişe maden suyu içebilirsiniz. Sodyum (Na) kısıtlı bir diyet yapıyorsanız, düşük sodyum içeren (<100 mg) maden sularını tercih edebilirsiniz.

Yaz meyveleri

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Sağlık için iyi olmadığı ve bu nedenle beslenme alışkanlıklarımızda mümkün olduğunca az ya da hiç yer verilmemesi gereken eklenti şekerler ile mevsiminde tüketilecek doğal meyvenin şekeri sık sık karşılaştırılabiliyor. Burada belirtilen eklenti şeker, yiyeceğe üretim veya işleme sırasında eklenirken, meyvelerde bulunan ise; yapılarında doğal olarak yer alan şekerlerdir. Meyveler içerdikleri lif, vitamin, minarel, antioksidanlar ile uzun vadede tüketebileceğiniz, sağlığınız için faydalı ve günlük beslenmenizde rahatlıkla yer verebileceğiniz besin gruplarından biridir. Burada önemli olan nokta, gereksinimlerinize uygun miktar ve sıklıkta tüketiyor olmanızdır. Günde 2 porsiyon taze meyveyi ara öğünlerinizde tüketebilirsiniz.” diyor. 

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

Diyabet hastaları ne kadar meyve tüketmeli?

Diyabet hastaları ne kadar meyve tüketmeli?


Diyabet hastalarının sağlıklı beslenmeleri çok önemli. 

Sağlıklı beslenmede dengeli meyve tüketiminin önemli olduğunu hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Günlük aldığımız karbonhidratın kompleks olması, günlük enerjinin yüzde 40-50’yi geçmemesi özel bir durumu olmayan herkes için geçerli. Diyabet hastaları için ise çok daha önemli. Dolayısıyla sağlıklı karbonhidrat kaynağı olduğunu bildiğimiz meyveler de belirli porsiyonlarda tutulmalı. İstediğimiz kadar yiyebileceğimiz meyve yoktur” açıklamasında bulundu.

Glisemik indeksi yüksek, yani kan şekeri değerlerini hızlı değiştirebilen üzüm, incir, muz, kavun, karpuz ve kuru meyvelerin tüketiminin bazı kişiler için sakıncalı hale gelebileceğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Diğer meyvelerin lif oranları yüksek olduğu için ara öğünlerde tüketilen meyveler kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur. Ana öğünden 2–2,5 saat sonra meyve ile ara öğün yapılabilir” dedi.

Porsiyonlar diyetisyen tarafından kişiye özel belirlenmeli

Porsiyonların diyetisyen tarafından kişinin gereksinimine ve kan şekeri seyrine göre belirlenmesi gerektiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Meyvenin suyu hazır değil, taze sıkılmış olarak tüketilebilir. Fakat posasından arındırıldığı için glisemik indeksi yükselmiş olur. Dolayısıyla posasıyla bir arada smoothie şeklinde bir ara öğünde 100 ml’yi geçmeyecek şekilde tüketilmesi daha faydalı olur” hatırlatmasında bulundu.

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

Çocuklar için ev yapımı 8 atıştırmalık önerisi

Yaşamın her döneminde önemli olan sağlıklı beslenme, çocuklar için anne karnında başlıyor ve 20'li yaşlara kadar devam ediyor. 

Küçük yaşlarda çocuklara kazandırılan yeme alışkanlıkları onların bütün hayatlarını etkileyebiliyor. Ne yazık ki çocuklar, gerek okulda gerekse marketlerde sürekli işlenmiş ve şeker oranı yüksek besinlere maruz kalıyor. Özellikle sömestr döneminde evde hazırlanacak sağlıklı atıştırmalıklarla çocukları bu gıdalardan uzak tutmak mümkün olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Burcu Sel, sağlıklı beslenmenin çocukların gelişimindeki önemi hakkında bilgi verdi.

Çocukların besin gereksinimleri yetişkinlerden farklıdır

Çocuklar hangi yaş grubunda olursa olsun devamlı büyüme sürecindedir. Bu durum bazal metabolizma hızlarının yüksek olduğunu ve buna uygun enerji almaları gerektiğini gösterir. Çocukların büyüme ve gelişmesini sağlamak ve almaları gereken enerjiyi tamamlamak için onlara her gruptan yeterli miktarda besin vermek gerekmektedir. Yeni dokuların yapımı, protein, mineral ve vitaminlere olan gereksinimi artırmaktadır. 

Çocukların menüsünde yer alacak besinler şu şeklide olmalıdır;


1.grup besinler;

Et, tavuk, balık, yumurta, kuru baklagillerdir. Protein sağlıklı büyümek, kasların güçlenmesi, kan yapımı için gereklidir. Bu grupta yer alan besinler; protein, B grubu vitaminlerden niasin, tiamin, riboflavin, B12 vitamini ve B6 vitamini, E vitamini, minerallerden ise demir, çinko ve magnezyum açısından iyi kaynaktırlar. Kuru baklagillerde posa (lif) bulunur.

2.grup besinler;

Süt, yoğurt, peynir, çökelek gibi besinler özellikle kemik ve diş gelişimi, sinir ve kasların düzenli çalışması için gereklidir. Bu grupta yer alan besinler; minerallerden kalsiyum, fosfor, vitaminlerden A vitamini, B12 vitamini, riboflavin ve protein açısından zengindir.

3.grup besinler;

Tahıllar ve tahıllardan elde edilen ekmek gibi ürünlerdir ve bu besinler temel enerji kaynağıdır. Tahıllar günlük beslenme alışkanlıklarının önemli bir parçasını oluşturur. Eğer rafine edilmeden doğal hallerinde tüketilirlerse posa, B vitaminleri (tiamin, riboflavin, niasin ve folat),demir, magnezyum ve selenyum mineralleri için önemli bir kaynaktır.

4.grup besinler;

Sebze ve meyvelerdir. Bu grup, vitamin ve mineral kaynağıdır. A, B, C vitaminlerinden zengindir, vücudun işleyişinde gerekli mineralleri sağlar. Çocukların büyümesi, hastalıklara karşı daha dirençli olmaları, göz, cilt ve sindirim sistemlerinin sağlıklı olması için her gün yeterli miktarda taze sebze ve meyve tüketmeleri önerilmektedir.

5.grup besinler;

Şeker ve yağ grubudur. Tereyağı, zeytinyağı, bitkisel yağlar enerjisi yüksek besinlerdir ve çocukların ihtiyacı olan enerjiyi tamamlamak için gerekir. Yağ grubu besinler özellikle sinir sisteminin çalışması, vitamin mineral emilimi için önemli besinlerdir. Şekerin ise pekmez, bal reçel gibi işlenmemiş besinlerden karşılanması tercih edilmelidir. Çocukların kilo durumuna göre beslenmesine dikkatli eklenmelidir.

Kahvaltı çocuklar için en önemli öğün

Çocuklar için en önemli öğün kahvaltıdır. Bütün gece süren açlıktan sonra, vücut ve beyin güne başlamak için enerjiye gereksinim duymaktadır. Kahvaltı yapılmadığı takdirde dikkat dağınıklığı, yorgunluk, baş ağrısı ve zihinsel performansta azalma olmaktadır. Gün boyu fiziksel ve zihinsel performansın en üst düzeyde tutulabilmesi için günde 3 ana 3 ara öğün düzeninde beslenmeye özen gösterilmelidir. Çocukların öğün aralarında 2-4 saat olması uygundur. Günde yaklaşık 2 litre su tüketilmelidir. Açlık hissedildiğinde tüketilen besinlere dikkat edilmelidir. Örneğin, şeker ve şekerli besinler, cips gibi yiyeceklerin tüketilmemesi gereklidir. Gazlı içecekler yerine süt, yoğurt, sütlü tatlılar, ekmek arası peynir, tost, meyve veya taze sıkılmış meyve suyu veya evde hazırlanacak sağlıklı atıştırmalıkların tüketiminin tercih edilmesi çocukların sağlıklı beslenmeleri açısından daha yararlıdır.

Çocuklar için evde hazırlanabilecek sağlıklı atıştırmalıklar


1. Evde hazırlanmış meyveli kefir veya meyveli süt

2. Yoğurt içine Trabzon hurması veya dilediğiniz başka bir meyve (Üzerine ceviz ve dilerseniz toz tarçın ekleyebilirsiniz)

3. Meyveli yoğurt dondurması

4. Fırınlanmış, baharatlı nohut

5. Evde hazırlanmış lavaş cips veya mini pizzalar

6. Naneli veya fesleğenli ayran

7. Muz üzerine bal ve dövülmüş fındık

8. Meyve, yulaf, ceviz veya fındık karışımı ile hazırlanmış minik barlar

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

Ofiste sağlığın 6 püf noktası

Uzun süre bilgisayar başında çalışıyor; çoğunlukla da omuzlarınız, kollarınız ve ellerinizin ağrısından duramıyorsunuz! 

Ülkemizde milyonlarca ofis çalışanının yaşam kalitesini ciddi oranda düşüren bu ağrılardan, alacağınız bazı basit tedbirlerle büyük ölçüde kurtulmanın mümkün olduğunu biliyor muydunuz? Acıbadem Altunizade Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Arel Gereli, herkesi ofiste sağlık seferberliğine katılmaya çağırarak, "Ofis çalışanlarında sık görülen omuz, kol ve el sorunlarında farkındalığı arttırmayı amaçlıyoruz. Çünkü bu sorunlar çok daha ciddi bir hastalığa evrilmeden önlenebiliyor" diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Arel Gereli, masa başında çalışırken alabileceğiniz 6 basit ama etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ofiste omuzlarınızı geri alıp dik oturun

Özellikle uzun süre öne eğik çalışan kişilerin; hem kendilerini hem de kürek kemiklerini daha dik konumda tutmaları şart. Kürek kemiğinin öne doğru tutulması çevreleyen kasların uyumunu bozarak ağrıya neden oluyor. Dahası bu kasların uyumsuz çalışması uzun dönemde omuzda kas yırtığına yol açabiliyor. Omuzda kas yırtığı ise kendini gece ağrısı ve hareket kaybı ile gösteriyor. Bu nedenle kendi kendinize dik durmaya çalışın, dik durmayı tercih edin.

Bilgisayar ekranınızı göz hizanızda tutun

Bilgisayar ekranınızı göz hizanızda, klavyenizi kollarınız rahat pozisyonda olacak şekilde gövdenize yakın tutun. Klavyeye doğru uzanarak omuzlarınızı öne doğru açılandırmaktan kaçının. Klavye ve farenin kol eklemlerinizi bükük tutmayı engelleyecek mesafede olmasına özen gösterin. Dirsek ve el bileklerinin bükük durumda uzun süre kalması bu bölgelere komşu sinirleri sıkıştırarak ellerde uyuşma, ağrı ve güç kaybı ile sonuçlanabiliyor.

30 dakikada bir 3 dakika dolaşın

Hareketsiz kalmak hareket etmekten daha zordur. Çünkü hareketsiz kalmak için kaslarımızı devamlı kasılı tutmamız gerekir. O nedenle ofis çalışanları bütün gün oturduğu halde kronik yorgunluk çekerler. Omuz ve kolları sabit tutmak için bu bölgedeki kasların devamlı kasılı durması ise spazm ve ağrıyla sonuçlanacaktır.

İletişim araçlarını gereksiz kullanmayın

Cep telefonunun amacı dışında ve aşırı kullanımı, iletişim için yazılı mesaj kanallarının tercih edilmesi, özellikle el ve ön kol bölgesi eklem ve kaslarda kronik ağrıya yol açıyor; bir anlamda onların kullanım ömrünü tüketiyor. Bu nedenle iletişim araçlarını günlük yaşantınızda gereksiz yere kullanmamaya çalışın.

Arkadaşlarınızı uyarın

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Arel Gereli "Ne kadar dikkat edersek edelim günün yoğunluğu içinde bu noktaları gözden kaçırabiliyoruz. O nedenle ofis çalışanları birbirlerini uyarmalı, farkındalığı artıracak şekilde birbirlerini motive etmeliler. Çünkü emin olun iş arkadaşlarınız da sizin çektiğiniz ağrıları çekiyor" diyor.

Gece ağrınız oluyorsa hekime başvurun

Gün içinde çekilen ağrılar iş çıkışı veya tatil dönemlerinde rahatlayabiliyor. Çünkü soruna maruz kaldığınız süre bittiğinde eklemler, kaslar, tendonlar ve sinirler kendini toparlayabiliyor. Ancak ağrılarınız gece de devam ediyorsa vücudunuzun iyileştiremediği bir durum söz konusu olabilir. O sebeple omuz, kol ve ellerinizde gece ağrısı varsa mutlaka bir uzmana başvurun.

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

Adet dışı kanamaları dikkate alın, kanser belirtisi olabilir!

Adet dışı kanamaları dikkate alın, kanser belirtisi olabilir!


Söz konusu kadınlar olduğunda birçok belirti bazı kadın hastalıklarına işaret edebiliyor. 

Özellikle de günlük hayatın yoğunluğu içinde gözden kaçırılan bu belirtiler çoğu zaman önemsenmese de ciddi bir hastalığın habercisi olabiliyor. Avrasya Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatma Şen, kadınlarda görülen 8 kanser belirtisini anlattı.

Yorgunluk sürekli hale geldiyse…

Her ne kadar dinlenseniz ya da düzenli olarak uyusanız da kendinizi sürekli yorgun ve halsiz hissediyorsanız, bir uzmana başvurmakta yarar vardır. Çünkü vücudun verdiği bu tip yorgunluk belirtileri birçok kanserin ilk belirtileri olabilir. Bu durumda yapmanız gereken yorgunluk dışında gözlemlediğiniz diğer semptomları doktorunuzla konuşmaktır. Zira açıklanamayan halsizlik görmezlikten gelinmeyecek kadar önemli bir sorundur.

Kilo kayıpları normalin altındaysa…

Eğer bir kadın normal şartlarda, olduğu kilonun altına düşmeye başlarsa bu durum mutlaka ihmal edilmemelidir. Çünkü ani görülen kilo kayıpları, iştahsızlık, az yediği halde hemen doymak özellikle yumurtalık kanserinin önemli bir belirtisidir. Açıklanamayan kilo kayıpları aynı zamanda kanser olmasa da tiroid gibi hastalıkların habercisi olabilir.  

Nefes almak zor bir hale geldiyse…

Akciğer kanserinin ilk belirtilerinden biri de nefes darlığıdır. Bu durum başlarda hayatı olumsuz etkilemese de zamanla ilerleyerek hastaların günlük yaşamlarını dahi etkilemeye başlar. Örneğin birçok akciğer kanseri hastası, merdiven çıkarken bile nefesinin tıkandığını, nefes alamadığını ve göğsünün sıkıştığını hisseder. Böyle durumlarda kişi, mutlaka bir doktora görünmelidir. Çünkü kişinin akciğer kanseri olması durumunda erken teşhis hayatını kurtaracaktır.

Devam eden bir şişkinlik hissediyorsanız…

Söz konusu kadınlar olduğunda en önemli sorunların başında gelen şişkinliğe, karın ağrısı veya pelvik ağrı da eşlik ediyorsa bu durum, yumurtalık kanserinin habercisi olabilir. Şişkinlik problemini sürekli yaşamanız halinde, mutlaka bir doktora görünmenizde fayda vardır. 

Adet düzensizliği önemli bir konudur!

Birçok kadın menopoz öncesinde yaşanan adet düzensizliğini normal karşılar. Ancak bu tip düzensizlikler ve anormal kanamalar kolorektal kanserlerin belirtisi olan gastrointestinal kanamalar da olabilir. Özellikle adet dönemi içinde ya da dışında görülen anormal kanamalar ve şiddetli ağrılar, kadınlarda en sık görülen rahim kanserinin belirtisi olabilir. 

Memede muayenesini ihmal etmeyin!

Her ne kadar bu konu üzerinde yeterli farkındalığa ulaşılmasa da, meme muayenesi her kadının düzenli aralıklarla yapması gereken bir sağlık kontrolüdür. Özellikle kişinin kendi yapacağı kontroller, bu konuda belirleyici bir rol üstlenmektedir. Yapılan muayeneye göre, meme bölgesinde kızarıklık, derinin kalınlaşması ve meme dokusunda meydana gelen ve bir haftadan fazla süren şişlik mutlaka dikkate alınmalıdır. Tüm bu belirtilere ek olarak, memede meydana gelen şekil değişiklikleri ve meme ucunda oluşan semptomlar da dikkate alınmalıdır.

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

Hasan Peköz‘ün yeni albüm çalışması ‘SERÜVEN’

Hasan Peköz‘ün yeni albüm çalışması ‘SERÜVEN’

İki yıl aradan sonra Hasan Peközün yeni Albüm çalışması ‘SERÜVEN’ Tanju Duman Müzik Medya etiketi ile tüm dijital müzik platformlarında yerini aldı.


İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Mezunu olan Hasan Peköz, yaşadıklarını somutlaştırıp söz ve müziğe dönüştürdüğü üç yeni eser ile sevenlerine yeniden merhaba dedi.


https://open.spotify.com/album/1VKf5NWYzVms5BugEc6enB


Her biri ayrı formatta olan eserlerin aranjörlüğünü Mustafa Sarıkaya, Müzik Yönetmenliğini Tanju Duman’ın yaptı.


Birbirinden değerli Müzisyenlerin eşlik ettiği altı aylık Stüdyo çalışma süreci sonrası, Türkiyede Klip çalışmaları tamamlandı.


Bodrum, Didim ve Şirince bölgesinde eserlerin ruhu ile örtüşen görüntüler alınarak, şarkılar ile görsel bütünlük oluşturuldu.


Albümün piyasaya çıkışı ile ilk yayına giren Klip çalışması İçerim Şimdi isimli çalışma oldu. Ağustos ayı sonunda Hasret, Eylül ayı sonunda ise Sormayın Klibi yayına girecek.


Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

Yaz ayları midenizin düşmanı olmasın!

Yaz ayları midenizin düşmanı olmasın!

Mevsim geçişlerinde bedenimiz birçok değişime ayak uydurmaya çalışır. Beslenme de bu değişimlerin arasında yer alıyor… 

Yaz aylarında sıcak ve nemli havanın etkisi, uzayan geceler ve değişen yemek saatleri mide ağrılarının artış göstermesine neden olur. Bunların yanında zengin bir yemek skalasına sahip olmamız ve ağır yemekleri geç saatlerde tüketmemiz de bazı sağlık sorunlarına yol açabilir. Avrasya Hastanesinden İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sedat Işık, yaz aylarında mide ağrılarının sebeplerini ve tedavisini anlatıyor.

Mide karışık bir çalışma sistemine sahiptir

Mide, besinlerin belli bir süre tutulduğu ve gıdaların ayrıştırılarak sindirimin kolayca gerçekleşmesine yardımcı olan organımızdır. Diyaframın altında, karın boşluğunun üst sol bölgesinde bulunan mide, oldukça karışık ve birden fazla kimyasal reaksiyonla desteklenen çalışma sistemine sahiptir. 

Mide ağrısı nedenleri

  • Düzensiz yemek yeme alışkanlıkları,
  • Hormonal faktörler,
  • Herhangi bir besin maddesine karşı alerjik bir durum,
  • Stres gibi psikolojik sebepler,
  • Fazlaca alkol ve sigara tüketimi,
  • Mide ağrısına sebep olacak çeşitli mide hastalıkları gösterilebilir.

Düzensiz besleniyorsanız…

Midenin iç yüzünde bulunan mukoza tabakasının farklı olaylar sonucu iltihaplanması olayına Gastrit adı verilir. Özellikle yetişkin insanlarda çok sık rastlanan bir hastalık olarak bilinen Gastritin diğer hastalıklara nazaran daha yüzeysel etkileri ve sonuçları vardır. İlerlemesi sonucu daha derinlere nüfuz edebilir ve ülsere yol açabilir. Hastalığı tetikleyen en belirgin durum düzensiz beslenme ve yerli yersiz tüketilen gereksiz ürünler - alkol, sigara- gösterilebilir. Hastalığın ilerleyen aşamasında da genetik yatkınlığı olan ve özellikle kanserojen maddelere maruz kalan bireylerde kansere gidişe zemin hazırlamaktadır. Mide bezlerinde doku değişiklikleri olan hastalarda mide kanseri dört kat daha fazla görülmektedir. 

Sürekli mideniz mi yanıyor? 

Gastrit, akut ve sürekli olmak üzere iki ayrı şekilde sınıflandırılmaktadır. Kronik gastrit, kendini çok fazla belli etmez ve belirtileri kısa sürelidir. Teşhisi konusunda sıkıntı yaratabilir ve mide iltihabı, kusma, şişkinlik, iştahsızlık belirtileri arasında yer alır. Akut gastritte, midede yanmalar ve aşırı bir basınç ortaya çıkar. Alkolün alımında mide ile teması sonrası mide tahriş olabilir ve delinmeler, yaralanmalar meydana gelir bu süreçte hasta mide bulantısı ile birlikte sürekli kusmaya başlar fakat kusmuğun rengi kanla karışık kırmızı bir renge sahiptir.

Tedavinin temelinde beslenme kuralları yatıyor

Hastalık başlangıç aşamasındayken uygun ilaç tedavisine başlanabilir. İlaç tedavisinin yanı sıra eş zamanlı diyet uygulanmaktadır. Hastaya uygun yiyecek ve içecekler belirlenir ve hasta bu şekilde beslenir. İlaç tedavisi mideyi onarmak ve tahripleri aza indirgemek amaçlı uygulanır. Hasta normale döndüğünde yediklerine ve içtiklerine yine de dikkat etmelidir, çünkü mide yeniden tahriş olabilir ve hastalık nüksedebilir. Diyet uygulamasında az yağlı besinler ve sebzeler ek olarak asitsiz ve diyet içecekler tavsiye edilmektedir.

Tat almakta güçlük mü çekiyorsunuz?

Mide asidinin aşırı üretimine bağlı olarak meydana gelen yaralar olan ülser, mide bölgesinde ağrı, yanma ve ekşime gibi yakınmalarla kendini gösterir.

  • Hasta kişi sürekli ağzında ekşimsi bir tat hissi ile karşılaşır ve tat alma duyusu normal bir bireye göre hassas değildir,
  • Hasta kişinin dili, normal insanlara göre daha koyu bir renge bürünür,
  • Karnın üst kısmında ağrı ve acı hissi ortaya çıkar.
  • Hastalığın ikinci aşamasında baş dönmesi ve aşırı terleme gözlenir. Bu durumda derhal doktora başvurulmalıdır. Kusmalar başlar ve çoğu zaman hastanın ağzından kan gelir, bazı hastaların dışkılarında da kanama görülebilir bu belirtilerde artık hastalık ilerlemiş ve tedavisine bir an önce başlanması gereklidir.

Tedaviye erken başlamak önemli!

Bu hastalık tedavi konusunda çok fazla zorluk çıkarmamaktadır. Özellikle ilk aşamada teşhis konulur ve tedaviye erken başlanırsa hastalığın tedavisi erken zamanda ve kolay bir şekilde gerçekleştirilir. Hastalığın durumuna göre başlangıçta ilaç tedavisi uygulanabilir. Tedavi sırasında ve sonrasında; 

  • Düzenli bir şekilde istirahat etmek,
  • Sigara, alkol ve çay gibi maddelerden olabildiğince uzak durmak ve sigaralı ortamda bulunmamak,
  • Yemek saatlerinizi kaçırmamak ve bu saatleri belirli bir düzene sokmak,
  • Bağırsaklarınızın düzenli bir şekilde çalıştığından emin olmak.

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin