Son haberler

Acı Çekirdek kitabı ile Aylin İşcan Yener

Reklam
Yazan Sevda KÖYÜSTÜ
Farklı bir aurası var Aylin’in. Mesafeli duruşunun altında ise sımsıcak bir kalbi var. Hem güzel hem yetenekli biri o, yazdığı gibi yaşayan, yaşadığı gibi de yazan... Kitaplarını okurken bu kadın nasıl biri acaba diye merak ediyor insan. Sosyal medyada hayatına dair ipuçları var. Bu paylaşımlara göre renkli ve hareketli bir hayatı var. Okurlarıyla sosyal medya üzerinden güzel bir sinerji yakalamış ve okurları onu bir yazardan daha çok ailelerinden biri gibi görüyor. İşte karşınızda “ailemizin yazarı” Aylin İşcan Yener.

1- Sizi biraz tanımak isteriz, bize kendinizden bahseder misiniz?
1977 yılında İstanbul’da doğdum. Rumeli göçmeni bir ailenin kızıyım. İki romanım var ve aynı zamanda kardeşimle beraber aile mesleğimiz olan çiftçiliği devam ettiriyoruz.
Ne kadar zamandır yazıyorsunuz, ilk kitabınız ne zaman basıldı?
Aslında kendimi bildim bileli yazıyorum ama ilk kitabım 2017’nin aralık ayında basıldı.

2- İkinci kitabınızla ilk kitabınızın arasında aşağı yukarı 1,5 yıl var. Bu süre sizin çalışkan bir yazar olduğunuzu gösteriyor bence. Bize yazım sürecinizden bahseder misiniz? Nasıl bir disiplinde yazıyorsunuz?
Roman yazmaya başladığımda daha önce kendimde hiç rastlamadığım bir özellikle karşılaştım. Disiplin! Gerçekten bu kadar disiplinli bir insan olduğumu bilmiyordum. Her sabah 9’da masaya oturdum. Yemek için bile kalkmadım. Akşam eşim ve çocuklarım gelene kadar aralıksız yazdım. Gece gündüz 24 saatim hikâyem ve kahramanlarımla dolu dolu geçti. Sosyal hayatıma ara verdim.

3- Araştırma, bilgi toplama süreciniz nasıl işliyor? Bir kitabı şu kadar sürede yazıyorum gibi bir süre verebilir misiniz?
Hikâyeyi yazmam yani o masa başındaki süreç 5 ay sürüyor. Bu süreçten sonrası benim için çok sancılı geçiyor, kitap basılana kadar tekrar tekrar okumak ve gerekli düzenlemeleri yapmayı çok önemsiyorum. Uykularım kaçıyor.

4- Sinematografik bir yazım tarzınız var. Kitaplarınızı okurken aynı zamanda bir filmi seyrediyormuş gibi hissediyoruz. Bunu yakalamak için uyguladığınız benimsediğiniz özel bir teknik var mı?
Okurlarım da yorumlarda hep film seyretmiş gibi hissettiklerinden bahsediyorlar. Bunu duymayı seviyorum. Ben yazarken gözümün önünde kareler canlanıyor, ben de sanki film seyreder gibi yazıyorum. Resmen yazdığım satırların içinde yaşıyorum.

5- Yaşanmışlık ve hayal gücü arasında bir tercih yapmanız gerekse hangisini seçerdiniz?
Hiç kuşkusuz hayal gücünü seçerdim.

6- İlk kitabınızda üç kuşak üzerinden anlattığınız bir hikâye var. İkinci kitabınızda da aile bağları yine üç kuşak üzerinden vurgulanıyor. Okur olarak merak ediyorum, ne kadarı doğru ve bunları yazarken okurlara hangi hisler geçsin istiyorsunuz?
Benim romanlarım kurmaca olduğu kadar da gerçek hayat. Yaşanmamış, daha önce tecrübe edilmemiş hiçbir şeye rastlayamazsınız. İlla bir kişinin hikâyesi gibi düşünmeyin. Hayatım boyunca konuştuğum insanlar, dinlediğim hikayeler bazen ufacık bir detay bazen de kocaman bir paragraf olarak gelip satırlarıma yerleşiyor.

7- Romanlarınızı yazarken bir iç gerilimi ustalıkla tırmandırarak merak uyandırıyorsunuz. Çoğu zaman okurken bir iç burukluğu yaratsa da ikisinde de kahramanlar mutlu sona ulaşıyor. Bu sizin tarzınız diyebilir miyiz?
Evet diyebiliriz. Ben Türk filmi seyrederek büyüyen bir kuşağa aitim ve mutlu sonları seviyorum. Okurumun suratında o kitap bittiğinde bir gülümseme olsun istiyorum.

8- Bir hikâyeyi yazma fikri nasıl ortaya çıkıyor? Birçok hikâye vardır kafanızda, ama özellikle bu, bunu yazmam lazım dediğiniz hikâyelere nasıl karar veriyorsunuz?
Gerçekten bunu ben de bilmiyorum. Konu aklıma düştüğü andan itibaren kafamı kemirmeye başlayıp kendine bir alan açıyor ve sonrasında ondan başka bir şey düşünemez oluyorum.

9- Roman yazarken gözlem ne kadar önemli?
En önemlisi gözlem… Sonuçta gözlemlemeden yazarsanız inandırıcılıktan uzaklaşabilirsiniz. Bir konuyu yazarken karakterin ne söyleyeceği, nasıl söyleyeceği, vereceği tepki inandırıcı olmalı. Siz köyde yetişmiş bir karaktere kocasıyla kavga ederken “Teessüf ederim beyefendi, beni çok kırdınız,” dedirtirseniz size gülerler.

10- Nerelerde, nasıl bir zaman diliminde yazıyorsunuz? Ruh halinize göre yazdıklarınız değişiyor mu?
Yazarken müzik dinlemekten, etrafımda hareket olmasından hoşlanmıyorum. O yüzden çalışma odamda, sessiz ortamda yazmayı seviyorum. Mümkünse karanlık olsun, mumlarım yansın, konsantrasyonum dağılmasın istiyorum. Bir de illa ki kedim Simba yanımda oluyor. Beni ne kadar rahatsız etse de onun yanımda olması bana iyi geliyor.

11- Bu soruyu hem okur hem yazar kimliğinizle cevaplamanızı istiyorum. Nasıl metinler okumaktan hoşlanıyorsunuz? Sizce edebi değeri olan bir romanın olmazsa olmazları nelerdir?
Bu soruyu sorduğunuz için teşekkür ederim. En önemli şey metnin temiz olması. Doğru Türkçe, tekrara düşmeyen sündürülmemiş metin benim okuma yolculuğum için tercih ettiğim şeyler. Gereksiz kalabalık karakterler, mantık hataları, zorlama ve metni gereksiz uzatmış cümleler, gündemde olan konuları yazma telaşı beni okur olarak çok rahatsız ediyor.

Bir romanın edebi değeri olması için derinlikli psikolojik analizlerle güçlendirilmiş karakterler, dönemin ruhunu yansıtan sosyoloji, siyaset, günlük hayat, doğru dil kullanımı gibi unsurların satırlara ustalıkla serpiştirilmiş olması gerekiyor.

Kaybettiğiniz sevdiklerinizin anılarını paylaşın!
Önizleme
Sosyal Sorumluluk
View my Flipboard Magazine.

Hiç yorum yok

Diyet | Kadınca | Zayıflama | Spor | Sağlık | Güzellik | Yaşam | Moda | Cinsel Sağlık | Haber | Teknoloji
Bumerang - Yazarkafe
Önizleme