SON YAZILAR
latest

Yaşamın içinden

yaşam/block-3

sağlıklı yaşam

sağlıklı yaşam/block-1

Kadın Sağlığı

Kadın Sağlığı/block-3

aşk oyunları

aşk oyunları/block-6

sağlıklı yiyecekler

sağlıklı yiyecekler/block-3

moda

moda/block-2

güzellik sırları

güzellik sırları/block-3

diyet zayıflama

diyet zayıflama/block-4

Son yazılar

Kadınlar regl dönemlerinde işte böyle değişiyor!

Pek çok bayanın ortak sorunu adet öncesi gerginliği. Kadınlar regl dönemlerinde işte böyle değişiyor!

Baş ağrısından öfkeye kadar bir dizi şikayete yol açan bu sendroma karşı çeşitli tedavi yöntemleri uygulanıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Kliniği Sorumlusu Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk, bu durumun bir hastalık olmadığı için kadının yaşam kalitesini ve sağlığını artırmak için tedavi uygulandığını söylüyor.

Kadınlar her ay adet dönemlerine yakın fiziksel ve ruhsal gerginlikler yaşıyor. İşyeri ve aile içi tartışmaları en çok bu dönemde oluyor. Çünkü kadınların hoşgörüsü, sabrı, dayanma gücü en aza iniyor. Gece sürekli delinen uyku, şiddetli baş ve karın ağrıları, halsizlik, aşırı tatlı yeme isteği, mutsuzluk, karamsarlık duygusu kadınları esir alıyor. Her ay tekrarlanan Adet Öncesi Gerginlik Sendromu olarak tanımlanan bu değişiklikler, kadınların hayatını zorlaştırıyor. Kadınların bu zor anlarıyla başa çıkmalarına yardımcı olmak ve hayatını kolaylaştırabilmek amacıyla Acıbadem Maslak Hastanesi'nde Adet Öncesi Sendromu yaşayan kadınlara özel bir klinik kuruldu.

"Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Kliniği" Sorumlusu Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk, adet öncesi dönemde her 100 kadından 95'inin fiziksel ve ruhsal gerginlikler yaşadığını, yüzde 40'ının ise bu gerginlik yüzünden günlük yaşamda sorunlarla karşı karşıya kaldığını, bunların da yüzde 5-10'unun çok ciddi boyutlarda rahatsızlık duyduğunu ifade ediyor.

Üstelik bu belirtiler her kadına göre de değişiyor. Sendrom; adetten 2–14 gün öncesinden başlayan fiziksel ya da ruhsal çok değişik bulguların ortaya çıkması fakat adet kanamasıyla birlikte 10–12 günlük süre içinde kaybolması, adeta değişik bir kişilik yapısında hayatını sürdürmesi, ay ve ay tekrar etmesi ile kendini belli ediyor.

SARA, MİGREN ATAKLARINI ARTIRIYOR

Adet öncesi dönemde kendi tanısını almış birçok tıbbi rahatsızlık (sara, migren, astım nöbetleri, alerjik reaksiyonlar gibi) artabiliyor. Bu hastalıklar kendilerine özgü tedavilerinin yanısıra, Adet Öncesi Gerginlik Sendromu'nun tedavisinden de yarar görebiliyorlar. Sara hastası bir kadın adet öncesinde hastalığıyla ilgili bir alevlenme yaşıyorsa, Adet Öncesi Gerginlik Sendromu tedavisinden de sara adına yarar görebiliyor.

PROGESTERON HORMONU VÜCUDUN DÜZENİNİ ALTÜST EDİYOR

Adet öncesi döneminde salgılanan progesteron hormonuna vücut ve beyin uygunsuz tepkiler gösterebiliyor. Tamamen doğal ve fizyolojik olan bu biyolojik süreç de vücudun progesteron hormonunun azalıp yükselmesine verdiği bir anlamda uygunsuz tepki veriyor. Kültürel yapıda ağrının algılanmasında önemli bir etken. Kadının ekonomik ve sosyal özgürlüğüne kavuştuğu kültürlerde bu bulgular daha çok ruhsal yönden ortaya çıkıyor. Ruhsal bulguların ortaya konmasının kabul görmediği kültürlerde fiziksel bulgularla ortaya çıkıyor, eşine bağırmanın hoş karşılanmadığı kültürde bel ağrısıyla kendini gösterebiliyor.

HASTAYA 'ADET GÜNLÜĞÜ' TUTTURUYORUZ

Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Kliniği Sorumlusu Kadın Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özkan Öztürk, çeşitli yakınmalarla gelen hastanın dikkatli dinlenerek bulguların adet düzeniyle karşılaştırılması sonucunda tanı konulduğunu belirtiyor.

Dr. Öztürk, sözlerine şöyle devam ediyor: "Bir iki ay süresince hastanın tuttuğu günlükler bize yardımcı oluyor. Her gün hangi bulguları ne şiddette hissettiğini böylece ölçebiliyoruz. Altta yatan bir hastalık olmadığından yapılacak testlerin tanıda fazlaca bir faydası yok, hepsi genelde normal çıkacaktır. Ancak benzer şekilde rahatsızlıklar varsa bu hastalıkların tek tek değerlendirilmesi ve şikayetlerin bu nedenlerden kaynaklanmadığından emin olunması gerekiyor.

ADET ÖNCESİ GERGİNLİK SENDROMUNU AZALTAN UYGULAMALAR

- Tedavide ilk nokta kadının bu konuda bilgilendirilmesidir. Bunun bir hastalık olmadığının anlatılması gerekiyor. Tedavinin kendi yaşam kalitesini ve sağlığını artırmak için verildiğinin ifade edilmesi gerekiyor.

- Sağlıklı bir beslenme önemli. Daha az işlemden geçmiş doğal yiyecekler, sebze, meyve tüketilmesi, pirinç, patates, yulaf türevi yiyecekler, düşük yağ oranlı beyaz etler, baklagiller, doymamış yağ karbonlarını içeren bitkisel yağlar, sağlıklı beslenmenin temelini oluşturuyor. Adet döneminde daha da çok dikkat etmek gerekiyor.

- Çikolatadan, çok şekerli, tuzlu yiyeceklerden uzak durulması öneriliyor. Doğal isteğe karşı kan şekerini dengede tutmak lazım. Çikolata yenilince şeker yükseliyor, aniden düşüyor. Vücut ani artış ve azalmaya olumsuz tepki veriyor.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Yalnız yaşayan kadınlar daha mı mutlu?

Halk arasındaki yaygın bir inanış kadınların bekarken daha başarılı, erkeklerin de evli olduklarında daha iyi durumda oldukları şeklinde. Bir başka inanış ise evlenmenin herkes için daha iyi olduğunu, evliliğin insanları daha mutlu, daha sağlıklı ve daha bağlı kıldığını ve hatta daha uzun süre canlı tuttuğunu iddia ediyor.

Peki gerçek nedir? Bu alanda dünyada yapılan önemli araştırmaları inceleyen Uzman Klinik Psikolog Mehmet Başkak, ilginç sonuçlara ulaştı:

BOŞANAN VE YENİDEN EVLENENLER DAHA KISA YAŞIYOR

"İnsanlar genellikle evlilikten sonra daha mutlu olmuyor. Evli erkeklerin ve evli kadınların ilişkileri ile ilgili olarak zamanla memnuniyetsizliklerinin artığı tespit edildi.

Evlilikte en çok hayal kırıklığına uğrayan kadınlar oluyor. 1912 yılından bu yana süregelen uzun ömürlü çalışmalara göre, en uzun yaşayanlar bekar ve evli olanlar. Boşanmışlar, boşanan ve yeniden evlenenler daha kısa yaşıyorlar.

GENELDE KADINLAR BOŞANMA DAVASI AÇIYOR

Evlilikteki reaksiyonların cinsiyet farkını gösteren en güvenilir göstergelerden biri, kimin boşanma davası açtığıdır. Bu farklılık, en azından geçmişten 1867 yılına kadar belgelenmiştir ve günümüzde hala geçerliliğini korumaktadır. Avrupa, Avustralya ve ABD'de kimin bir evlilikten uzaklaşması olasıdır ? Cevap:Kadınlar.

1867'de ABD'deki boşanmaların yaklaşık yüzde 62'sini kadınların isteğiyle oldu ve bu sayı günümüzde artık yüzde 70'e yaklaştı.

EŞLERİNİN ÖLÜMÜNE KADINLAR DAHA HIZLI UYUM SAĞLIYOR

Bazı evlilikler bir eşin ölümü ile sonuçlanır ve bu hem erkekler hem de kadınlar için çok üzücü olabilir. Yine de, kadınların erkeklere göre daha hızlı bir şekilde eşlerinin ölümüne uyum sağladıklarını gösteren bulgular vardır.

BOŞANAN KADIN YENİDEN EVLENMEYİ DAHA AZ DÜŞÜNÜYOR

Bir evlilik sona erdiğinde, ne sebeple olursa olsun, kadınlar erkeklere göre yeniden evlenmeyi daha az denerler. Yeniden evlenme oranları erkekler için neredeyse kadınlara oranla iki kat daha yüksektir.

KADINLAR BEKAR VE YALNIZ YAŞAMADA DAHA İYİ

Bekar yaşamda, evlilikte olduğu gibi, güvenilir cinsiyet farklılıklarının olmadığını gösteren önemli çalışmalar var. Farklılıklar olduğunda, bekar ya da yalnız yaşarken daha iyi durumda olan kadınlardır.

BEKARLAR İLİŞKİLERİNİ SÜRDÜRÜRKEN EVLİLER DIŞA KAPALI

Evlilikle ilgili yıkılmış mitlerden biri, evli insanların diğer insanlarla daha fazla bağlantılı olduğunu ve toplulukları bir arada tutan kişilerin olduklarını iddia etmesidir. Aslında, bir dizi çalışma, bekar kişilerin bunu evli insanlardan daha fazla yaptığını gösteriyor. Bekar kişi evli insanlara kıyasla kardeşler, ebeveynler, komşular ve arkadaşlar ile ilişkilerini sürdürmek için daha fazla şey yapar. İnsanlar evlendiğinde ise, genellikle dışa kapalı olurlar. Evlilik eşit derecede kadınların ve erkeklerin sosyal ilişkilerini sınırlandırabiliyor.

BEKAR KADINLARIN DAHA GENİŞ SOSYAL AĞLARI VAR

Yalnız yaşayan insan sayısındaki hızlı artış, zamanımızın en önemli demografik değişimlerinden biridir. Bu olgu üzerine kitaplar yazan araştırmacılar, medyadaki korkutucu hikayelerin aksine, yalnız yaşayan insanların çoğunun iyi durumda olduğunu keşfettiler.

Hayat boyunca bekar insanlar arasında, kadınlar genellikle sonraki yaşlarda oldukça iyi durumda oluyorlar. Bir araştırma kapsamında Avustralya, Finlandiya, Hollanda, İspanya, Birleşik Krallık ve ABD'de farklı evlilik ve ebeveynlik statüsündeki yaşlıların (65 yaş ve üstü) sosyal ağları incelendi. Genel olarak, hiç çocuğu olmayan insanların sosyal ağları en kısıtlı olanıydı. Ancak büyük bir istisna vardı: Altı ulusun beşinde hiçbir çocuk sahibi olmayan kadınlar, hayatları boyunca bekar olmuşlardı; daha geniş sosyal ağları vardı; arkadaşları gündelik destek sisteminin önemli bir parçasıydı. Hayatları boyunca, bekar kadınlar yalnız yaşlanmıyorlardı.

KADINLAR TEK BAŞINA YAŞARKEN ERKEKLERDEN DAHA İYİ DURUMDA

ABD'deki yaşlılar hakkında yapılmış araştırmalar, kadınların tek başına yaşarken, erkeklerden daha iyi durumda olduklarını, ancak erkeklerin diğer insanlarla yaşarken nispeten daha iyi olduğunu buldu. Kadınlar yalnız yaşarken ilgilendikleri şeyler için daha fazla zamanları olurken, erkekler başkasıyla yaşadıklarında sevdikleri şeyleri yapmak için daha fazla zamana sahip olurlar. Bir başka örnek, yaşlıların sahip oldukları arkadaş sayısıyla ne kadar memnun oldukları sorusudur. Kadınlar, ister yalnız ister başkasıyla yaşasınlar, sahip oldukları arkadaş sayısından her zaman daha memnunlardır. Fakat bu fark yalnız yaşadıklarında daha büyümektedir. Kadınların yüzde 71'i, ile erkeklerin sadece yüzde 48'i sahip oldukları arkadaş sayısından memnundurlar.

KADINLAR YALNIZLIKLARININ TADINI ÇIKARABİLİYOR

Kadınların erkeklerden daha fazla yalnızlıklarının tadını çıkardıkları yönünde bazı göstergeler var. Yalnız vakit geçirmekten hoşlanıp hoşlanmadıkları sorulduğunda, kadınların erkeklerden daha fazla yalnız vakit geçirmekten hoşlandıklarını söylemesi daha olasıdır.

Kadınların bazen neden yalnız yaşadıklarında daha iyi durumda olduklarını kesin olarak bilmiyoruz. Bir olasılık, bir koca ve çocuk yerine yalnız yaşayarak kadınların geleneksel rol ve beklentilerden kurtulmasıdır. Artık bir aile için kısa süreli aşçı, temizlikçi ve çamaşır yıkayıcı değillerdir. Egoların desteklenmesi ve incinmiş hislerin yatıştırılması gibi duygusal uğraşlardan kurtulurlar. Harcamış oldukları para için başkasına hesap vermek zorunda değildirler. Ayrıca, kocaların geleneksel olarak yaptıkları şeyleri nasıl yapacaklarını öğrenirler veya bu işler için birilerine para verirler veya yardım edecek başkasını bulurlar."

Psikolog Mehmet Başkak, yalnız yaşayan çoğu genç erkeğin de iyi bir durumda olduğunu, toplumsal yaşama ya da anlamlı insan bağlantılarına sahip olmak için bir eşe ihtiyaçları bulunmadığını sözlerine ekledi.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Dört dörtlük görünmenin kuralları

Dört dörtlük görünmenin kuralları

Kolay uygulanabilir küçük kurallara dikkat ederek baştan aşağıya kusursuz bir görünüm elde edebilirsiniz. İşte sizlere dört dörtlük görünmenin kuralları...

Zarif görünmek ve modaya uygun giyinmek aslında bütün bir görünüm oluşturmaktan geçiyor. Bütün bir görünüm oluşturmak da belli başlı kuralları doğru uygulamayı gerektiriyor.

Stilinize uygun giyinin

Kıyafet stiliniz yaşam tarzınız ve duruşunuzla bire bir bağlantılıdır. Stilinize uygun giyinirseniz moda kurbanı olmazsınız. Sportif, klasik, romantik, retro veya rocker stiliniz ne olursa olsun görünümünüzü buna göre oluşturun.

- Sportif tarzlar her zaman rahat ve casual görünmek isterler.
- Klasik tarzlar düz çizgilerle zamansız şıklığın peşindedirler.
- Romantik tarzlar vintage görünümler, yumuşak kumaşlar, doğal renkler ve dantel ayrıntılarından vazgeçmezler.
- Retro tarzlar zamana ayak uydurarak klasik parçaları kusursuz ve zamansız aksesuvarlarla tamamlarlar.
- Rocker tarzlar maskülen ve feminen çizgileri bir arada kullanıp asi ayrıntılarla farklı görünmeyi bilirler.

Hafif makyaj yapın

- Sadece kıyafet ve aksesuvarlarla bütün bir görünüm oluşturmak imkânsızdır. Makyajınız, teniniz ve saçınız görünümünüze en zarif şekilde eşlik etmelidir.
- Yüzü boya kutusuna çevirmek yerine hafif bir pudra ve gözlerin ön planda olduğu bir makyaj tercih edilebilir.
- Mavi, sezonun dikkat çeken renklerinden. Pastel tonlarındaki rujlar ve pembe yanaklar göze çarpıyor.
- Kontrast oluşturmak için gözler ön plandaysa dudaklarda doğal tonlar kullanılmalı.

Trendlere uyun ama abartmayın

- Kusursuz bir görünüm için bilinçli alışveriş yapmak şart. Trendlere takılıp kalmak, modayı birebir taklit etmeye çalışmak boşa vakit harcamaktır. Baştan aşağıya kendi stilinize uygun giyinmek, görünümünüze kendinize özel farklı yorumlamalar katmak, trendlere çok bağlı kalmadan ama yine de onlardan esinlenerek görünüm oluşturmak en doğrusu.
- Yeni sezonda maskülen çizgiler, büyük desenler ve vintage ayrıntılar ön plana çıkarken bunların hepsini bir arada taşımaya çalışmak komik görünmeye neden olabilir. Bu yüzden trendleri kendinize uyarlayın ve tarzınıza uygun parçaları birbiriyle tamamlayıp şık kombinler oluşturun.

Mevsimine göre giyinin

- Mevsimine uygun giyinirseniz kusursuz görünmenin temellerini atmış olursunuz.
- Yumuşak formlar, uçuşan kumaşlar, canlı renkler, neon tonlar, ketenler, ipekler ve jarseler yaz kıyafetlerini oluştururken mat, koyu tonlar, deriler, kaşmir, pamuk kumaşlar, üst üste tamamlanan görünümler kış kıyafetlerinde ön plandadır.

Vücut şeklinizi bilin

- Büyük göğüslüyseniz dikkati bacaklara çekin.
- Bol kıyafetler ve büyük desenler minyon bayanlara uygun değildir.
- Kalçası geniş olanlar ne çok bol, ne de çok dar kalıplarla kalçayı kamufle edebilir.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Sağlığınız için stresi kontrol altına alın!

Gıda, beslenme ve sağlık konularında geliştirdiği projelerle toplum sağlığının geleceği için çalışan Sabri Ülker Vakfı, stresi ve stresin en önemli sonuçlarından biri olan yüksek kan basıncının kontrol altına alınmadığında hipertansiyon hastalığına neden olabileceğini belirterek, stresi kontrol altında tutabilmek için öneriler paylaşıyor.

Günümüzde özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar strese yoğun bir şekilde maruz kalıyor. Stresten uzak durmak bir hayli zor olduğu için sağlığımızda bu durumdan etkileniyor. Stresin psikolojik ve duygusal etkilerinin yanı sıra kan basıncı yani tansiyonla da doğrudan ilişkisi var. Kurulduğu 2009 yılından bugüne, gıda, beslenme ve sağlıklı yaşam bilincinin gelişmesine katkı sağlamak, topluma bu konulardaki en doğru, güncel ve bilimsel bilgiyi aktarmak hedefiyle çalışmalarını sürdüren Sabri Ülker Vakfı da stres ve kan basıncı arasındaki ilişkiyi masaya yatırarak stres ve kan basıncınızı azaltmaya yardımcı olacak önerilerde bulunuyor.

Haftada en az 2 kez egzersiz yapmayı atlamayın

İster yürüyün, ister bisiklete binin, ister dans edin; yeter ki hareket edin! Fiziksel olarak aktif olmak mutluluk hormonu olarak da adlandırılan endorfin salgısını arttırarak stresi azaltır ve kan basıncı kontrolü sağlar. Ayrıca düzenli fiziksel aktivite yapmak kaslarınızı, kalp ve damar sağlığınızı geliştirir, ideal vücut ağırlığına ulaşmanıza ve korumanıza yardımcı olur.

Nefes alın

Stresle başa çıkmak için nefes egzersizlerinden faydalanabilirsiniz. Düzenli olarak yapılan doğru nefes teknikleri, stres yönetimi, metabolizmayı hızlandırma, depresyon ve anksiyeteyi önleme, fiziksel ve zihinsel enerjiyi yükseltme, odaklanma yeteneğini güçlendirme, cesaret ve özgüveni artırma gibi pek çok konuda yarar sağlayabilmektedir. Günde sadece bir dakika hatta birkaç kez sakince nefes almak sizi rahatlatır.

Düzenli uykuyu ihmal etmeyin

Yetersiz veya düşük kaliteli uyku ruh halinizi ve enerji düzeyinizi olumsuz etkileyerek stres düzeyinizi arttırabilir. Uyku saatlerinizi düzene sokarak stres düzeyini azaltabilir ve kan basıncı kontrolü sağlayabilirsiniz.

Sebze ve meyve tüketip tuzu azaltın

Araştırmalar meyve ve sebzelerin kan basıncını düşürmek için iyi bir seçenek olduğunu ortaya koyuyor. Sebze ve meyveler yüksek potasyum içeriğiyle kan basıncını dengeler ve antioksidan özellik gösteren flavonoid bileşikler ile kalp sağlığını destekler. Yeterli ve dengeli bir diyette günde 5 porsiyon farklı renkte sebze ve meyvelere yer vermeyi unutmayın. Yüksek tuz tüketimi, kan basıncını arttıran önemli etmenlerden birisidir. Bu nedenle tuzu azaltın. Yemeklere eklenen tuzu kaldırmak, yemeklere tuz yerine çeşitli baharatlar katmak tuz alımını azaltmaya, kan basıncınızı düşürmeye ve hipertansiyon gelişmesini önlemeye yardımcı olabilir.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

O meyveyi yiyen hamile kalıyor!

Hurafe değil bilimsel araştırma! Tüp bebek tedavisi gören kadınlar bol bol avokado meyvesi ile gerçek zeytinyağı tüketirlerse çocuk sahibi olma şansları üç kat artıyor.

İlginç bilimsel gerçek Harvard Tıp Fakültesi Massachusette General Hastanesi Üreme Merkezi’nde tedavi gören 147 kadını kapsayan araştırmayla ortaya çıktı. Bilimsel sonuçlar, İstanbul’da yapılan ESHRE (European Society of Human Reproduction and Embryology) Avrupa Üreme Derneği Toplantısı’nda 150 ülkeden 10 binin üzerinde katılımcıyla paylaşıldı.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, diyetteki yağlarla tüp bebek tedavisini ilişkilendiren ilk çalışma hakkında şu bilgileri verdi:

AKDENİZ DİYETİ YAP, ÇOCUĞUN OLSUN

“Akdeniz diyetinin bir parçası olarak tüketilen bazı gıdalardaki yağlar, tüp bebek tedavisi gören kadınlarda başarıyı üç kat arttırabilir.

Zeytinyağı, ayçiçek yağı, fındık ve tohum yağı gibi tekli doymamış yağ içeren diyetlerin, anne olma açısından, farklı yağ çeşidini içeren diyetlere göre daha faydalı olduğu bulunmuştur. Bu yağları bol miktarda tüketenlerin tüp bebek tedavisi sonrası bebek sahibi olma oranları, az miktarda tüketenlere göre 3,4 kat daha fazladır.

Harvard’daki çalışma grubunun lideri Prof. Jorge Chavarro, tekli doymamış yağlar açısından en zengin gıdanın avokado ve zeytinyağı olduğunu söylüyor.

TEREYAĞI VE KIRMIZI ET TÜKETENLERDE...

Tereyağı ve kırmızı etten zengin beslenme şekli olan grupta ise, tüp bebek tedavisi sırasında toplanan kaliteli yumurta sayısı düşüktür.

Bu çalışmayı gerçekleştiren araştırmacılar, zaten kalbi koruduğu bilinen, tekli doymamış yağların vücudun iltihabi yanıtını azaltarak ve insülin duyarlılığını değiştirerek doğurganlığı artırdığını düşünmektedir.

Çalışma grubunu oluşturan ve tüp bebek tedavisi gören kadınlar, farklı beslenme tiplerinin içerdiği yağların miktarlarına göre gruplara ayrılmış ve her grupta elde edilen tedavi sonuçları birbiriyle karşılaştırılmıştır. Tüm yağ çeşitlerini bol miktarda tüketenlerde elde edilen yumurta sayısı azdır ve iyi kalitede değildir. Özellikle de doymuş yağlardan zengin besinleri tüketenlerde. Ayrıca besinlerle fazla miktarda çoklu doymamış yağ tüketenlerde, embriyo kalitesinin oldukça kötü olduğu görülmüştür.

CANLI DOĞUM ORANI 3,4 KEZ DAHA FAZLA

Oysa besinlerle yüksek oranda tekli doymamış yağ tüketenlerde, canlı doğum oranı, bu yağları en düşük seviyede tüketen gruba göre 3,4 kez daha fazladır.

Elde edilen sonuçlar oldukça enteresan olmakla beraber, diyetteki yağlarla tüp bebek tedavisini ilişkilendiren ilk çalışma. Bu nedenle de olgu sayısı az olmasına rağmen, ortaya çıkan sonuçlar daha ileri düzeyde araştırmayı hak ediyor.”

AVOKADO TÜRKİYE’DE DE YETİŞİYOR

Bu arada, anavatanı Meksika ve Guetamala olan avokado yetiştiriciliği Türkiye’de, 1980’li yılların ortalarından itibaren hızla artmış, özellikle Alanya, Gazipaşa ve Anamur gibi Akdeniz kıyı şeridinde bulunan yerlerde yaygın olarak üretilmeye devam ediyor.

Ne yazık ki, Türkiye’de avokado meyvesi çok az tüketiliyor. Bunun en önemli nedeni de bizim damak tadımıza uymaması. Op. Dr. Betül Görgen, E ve C vitamini açısından da zengin olan bu meyveyi tüketmeleri için insanları bilinçlendirmenin önemli olduğunu sözlerine ekledi.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Hasta takip programı

Hasta takip programı

Hekimz; Hastalarınıza ve kliniğinize yönelik tüm bilgi ve belgelerin tek çatı altında toplanmasını sağlamaktadır. Hasta takip programı olarak da bilenen Hekimz sayesinde hastanın hem geçmiş kayıtları hem de yeni kayıtları eksiksiz bir şekilde sistem üzerinden incelenebilir. Kliniğin tüm departmanlarıyla bağlantılı olarak tasarlanan Hekimz ile gerektiği durumlarda hasta ile ilgili bilgilere kolaylıkla erişim sağlanabilir ve hastanın ziyaret ve tanı süreci kolaylaşır.

Güncel Teknolojide Hasta Takip Programı

Eskiden elle yazılan ve her şeyin arşivlerde yer aldığı hasta ile ilgili işlemlerde hem karışıklıklar hem yanlış tanılar hem de zaman kaybı ciddi bir sorun halindeydi. Ancak günümüzde teknolojinin de ilerlemesi sayesinde bunların hepsi tarihe karıştı. Hastanın tüm ziyaretleri, tahlilleri, görüntüleri ve hastaneye yaptığı ödemeler gibi pek çok işlem tek bir yerde toplanabiliyor. Böylece hastayla ilgili olası bir yanlış sonucun ya da tedavinin önüne geçiliyor. Ayrıca uzun soluklu tedavi gerektiren durumlarda sistem üzerinden belirli dönemlerde gelen hatırlatma sayesinde hastanın takibinde büyük bir kolaylık sağlanıyor.
 
Klinik yönetim programı ile hem hasta ile ilgili tüm işlemler hem de klinik işleyişi ile ilgili tüm işlemler tek bir program ile gerçekleştirilebilir. Hem hastalara ait bilgi ve belgeler hem de kliniğe ait tüm bilgi ve belgeler tek merkezde toplanır. Hastanın tüm ziyaretleri görüntülenebildiği gibi yapılan tahlil sonuçları, görüntüleri, verilen ilaçlar ve konulan tanı gibi tüm gerekli bilgiler de kayıt altına alınabilir. Ayrıca, gelecek randevuları da kayıt altına alınarak hem hekime hem de hastaya bilgi iletimi sağlanır. Böylelikle hastanın tedavi sürecindeki aksaklıklar da ortadan kalkar. 

Bunların yanı sıra departmanlar arasında iş birliği sağlanmasına da olanak sunuyor. Bu anlamda, departmanlar arasında iletişim bağı da kuvvetleniyor. Hem hastanın geçmişi hem de beklenen ödemelerin hatırlatılması gibi avantajlar sunuyor. Ayrıca, bitmek üzere olan ürünler ve ödeme yapılması gereken şirketlerin de bildiriminin gelmesi sayesinde olası bir olumsuz durumun da önüne geçiliyor. 

Daha detaylı bilgi almak isterseniz Hekimz için tıklayınız.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Pandemiye özel 9 beslenme kuralı

Pandemiye özel 9 beslenme kuralı

Hızla yaygınlaşan Covid-19 enfeksiyonuna kış aylarının vazgeçilmez hastalığı grip de eklenince bağışıklık sistemimizin her zamankinden çok daha güçlü olması şart. 


Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman "Şunu unutmamalıyız ki bağışıklık sistemimiz bizi koruyan ve diğer birçok sistemle entegre halde çalışan bir sistem. Hele de bugünlerde bu kompleks sistemi ayakta tutabilmenin en önemli yollarından biri sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek. Dengeli beslenmenin yanı sıra egzersiz ve kaliteli uyku sağlıklı bir yaşamın yapı taşlarını oluşturmakta" diyor. 


Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, pandemi sürecinde bağışıklığımızı güçlendirmek için beslenmenin 9 kuralını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

  

Çeşitli beslenin


Bağışıklık sisteminin güçlenmesinde vitamin ve mineraller büyük önem taşıyor. Ancak tek bir vitamin ve mineralle bu faydayı sağlamak mümkün değil. O nedenle vitamin ve minerallerin hepsinden faydalanabilmek için mutlaka çeşitli beslenmeye özen gösterin. Örneğin bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkileri bulunan çinko; buğday, badem, et, yumurta, süt gibi ürünlerde bulunurken; C vitamini daha çok taze meyve ve sebzelerde bulunuyor. Yine bağışıklık sisteminin güçlenmesi üzerine etkisi bulunan E vitamini ise ceviz, fındık, badem ve balık türlerinde bulunuyor. 

 

Yeterli protein tüketin


Diyette protein eksikliğinin bağışıklığı baskıladığı ve enfeksiyonlara maruziyeti arttırdığı bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir. Özellikle vegan veya vejetaryen kişilerde temel olarak eksikliği görülen makro besin grubu proteinlerdir. Yine et grubu besinlerden haz etmeyen ve sık et tüketemeyen kişilerin tahıl ve bakliyatları kombinleyerek tüketmesi yaklaşık et kalitesinde protein ortaya çıkaracaktır. Nohut ve bulgur pilavı, peynir ve tahıllı ekmek gibi kombinasyonlar kaliteli protein kombinasyonlarıdır. Bu besinlerden birinde var olup diğerinde var olmayan protein yapı taşları birleştiğinde neredeyse tüm protein yapı taşlarını bünyesinde barındıran et kalitesine yaklaşmış olur.

 

Hekiminiz öneriyorsa takviye alın


Özellikle diyet sürecinde kalori kısıtlaması yaparken ne yazık ki alınması gereken bazı besin ögelerinin de eksik alımı söz konusu oluyor. Bu durumda kişi günlük tüketmesi gerekenin oldukça altında vitamin-mineral alıyor olabilir. Bu anlamda bu eksiklikleri telafi etmek için hekiminize veya diyetisyeninize danışarak multivitamin takviyeleri alabilirsiniz.

 

B grubu vitaminlerini ihmal etmeyin


B grubu vitaminleri doğru immün yanıt oluşumunda oldukça önemlidir. Ayrıca B grubu vitaminleri suda eriyen vitaminlerdir, vücutta depolanmadıklarından günlük olarak düzenli şekilde alınmaları gerekir. B kompleks grubuna dahil olan B1, B2, B3, B5, B6, B9, B12 vitaminlerinden her biri tahıl, et, süt, yeşil sebzeler gibi çok farklı kaynaklarda çeşitli miktarlarda bulunduğundan bu vitaminleri yeteri kadar almak ancak beslenme tarzını çeşitlendirmek ile mümkün olacaktır. Bu nedenle tek tip beslenmekten kaçının.

 

Sigarayı bırakın


Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman "Yapılan bilimsel çalışmalar; sigaranın sağlığa zararlarını tartışmasız ortaya koyuyor. Bağışıklık sistemi zayıfladığında enfeksiyonlara yatkınlık artıyor. Bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebilecek her faktör bu dönemde özellikle dikkate alınmalı. Sigara bağışıklığı zayıflatmasının yanı sıra kandaki C vitamini seviyesini de düşürüyor. Sigarayı bırakmak çok önemli." diyor. 

 

Diyet yapıyorsanız Akdeniz diyetini tercih edin


Kilo vermek için her geçen gün yeni bir diyet akımı ortaya çıkmakta. Ancak birçoğu çok kısıtlı kalori içeren ve birçok besin ögesi bakımından yetersiz beslenme önerileri içerebiliyor. Bilimsel literatürde adı sıklıkla geçen ve bireylerin sağlığını sürdürmesinde en olumlu etkileri bulunan beslenme modeli Akdeniz diyeti olarak görülüyor. Akdeniz diyeti kırmızı eti çok daha düşük oranda içerirken, meyve, sebze, yağlı tohumlar, tam tahıllar ve balık tüketimini teşvik ediyor.

 

Besin hazırlama aşamalarında dikkatli olun


Bağışıklık sistemini destekleyen ve taze meyve, sebzelerde bulunan C vitamini; bakır, demir özellikle paslanmış demir gibi yüzeylerle ve uzun süre hava ile temas ettiğinde C vitamini oksidasyonu meydana gelir. Bu nedenle C vitamini kayıplarından korunmak için C vitamini içeren sebze ve meyveler hava ile teması önlemek adına çok küçük parçalara bölünmemeli, besin hazırlama aşamasında sadece paslanmaz çelik ve güvenilir plastikler kullanılmalı. Paslanmaz çelikten yapılmayan metal meyve sıkacaklarında da benzer vitamin kayıpları söz konusudur. Ayrıca çok hızlı dönerek meyveleri sıkan aletlerde meydana gelen ısı ile birlikte de C vitamini kaybı meydana gelmektedir. 


Meyve sebzeleri bekletmeden tüketin


C vitamini suda eriyen bir vitamin olduğu için pişirme suyuna geçer, hava ile temasta ise oksitlenerek aktivitesi azalır. Bu anlamda meyve ve sebzeleri hava ile uzun süre temasına izin vermeden tüketin. Örneğin mandalinayı, portakalı soyar soymaz bekletmeden tüketin.

 

Pandemiye özel 9 beslenme kuralı

Kahvaltı yapmayı ihmal etmeyin


Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman "Sabahları mutlaka kahvaltınızı yapın. Ancak kahvaltıda poğaça, börek, salam, sosis gibi bağışıklığı azaltıcı yiyecekler yerine yumurta, peynir, zeytin, salatalık, yeşillik gibi bağışıklığınızı kuvvetlendirici besinler tüketin. Bakteri, virüs ve patojenik mikroorganizmaların neden olduğu enfeksiyonlara karşı koruyucu etkisinin olduğu çalışmalarda gösterilen Beta-glukan alımı için; haftada bir iki kez; kahvaltıda yulaf meyve karışımları ya da omletinize ekleyerek mantar tüketebilirsiniz. Beta-glukan; yulaf unu, yulaf ezmesi, tam tahıl ürünler ve mantarda bulunan; hücresel bağışıklığı uyaran güçlü bir aktivatördür." diyor.


*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

COVID-19 korkusu diş sorunlarını arttırdı

COVID-19 korkusu diş sorunlarını arttırdı

Türkiye’de genel olarak ihmal edilen ağız ve diş sağlığı konusu, pandemiyle birlikte daha da problemli bir hale geldi. 

Hastaların COVID-19 korkusu ile ağız ortamında çalışılan bir branş olan diş hekimliğinden daha da çekinir hale geldiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Pandemi korkusuyla insanlar tedavilerini ve kontrollerini aksatmaya başladılar. Buna bağlı olarak da özellikle diş ve dişeti problemleri hızla ilerledi” açıklamasında bulundu.

Pandemi sürecinde diş sağlığıyla ilgili sorunların, özellikle de var olan küçük çürüklerin büyüdüğüne ya da yeni çürüklerin oluştuğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Diş kayıplarından sonra, kayıp yeri implant veya köprü protezi ile doldurulamadığı için kemik kayıpları arttı ve ağız içi denge bozuldu. Hatta hastalar yarım kalan tedavilerini dahi bırakma yolunu seçti, bu da durumun daha da kötüleşmesine sebep oldu” dedi.

En üst düzeyde sterilizasyon önlemleri uygulanıyor

Kliniklerde COVID-19 öncesi de COVID-19 sonrası da her zaman en üst seviyede sterilizasyon önlemlerinin uygulandığının altını çizen Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Her hasta sonrası odadaki tüm ekipmanlar dezenfekte edilmekte ve odalar özel ULV cihazı ile temizlenmektedir. Biz bu süreçte ek olarak hasta randevularını kısa tutarak, hasta aralarını uzattık. Hastane girişinde termal kameralar ile ateş ölçümü yaparak HES kodu sorgulamaya başladık. 

Hekimler olarak koruyucu ekipman sayımızı arttırdık. Özel maskeler, gözlük, cerrahi önlük ile işlem yapıyoruz. Hastaları korumamız gerektiği kadar kendimizi de korumamız gerektiğine inanıyoruz” şeklinde konuştu.

Evde sağlıksız atıştırmalıklardan ve TV karşısında abur cuburlardan uzak durulmalı

Pandemi sürecinin evde uzun vakitler geçirilen, TV karşısında sürekli bir şeyler atıştırılan bir döneme dönüştüğüne dikkat çeken Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Hastalarımıza tavsiyem şu: Rutin beslenme alışkanlıklarını bozmamaya çalışsınlar. Sağlıksız atıştırmalıklardan ve TV karşısında yenen abur cuburdan uzak dursunlar. 

Sabah kahvaltı sonrası ve akşam yemeğinden sonra günde 2 kez mutlaka dişlerini fırçalasınlar. Doğal, bitkisel desteklerden faydalanmayı sevenler karanfil, maydanoz ve adaçayı gibi bitkilerden yardım alabilir” önerisinde bulundu.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Sağlıklı kilo almanın 10 yolu

Sağlıklı kilo almanın 10 yolu

Diyet denildiğinde ilk akla gelen zayıflama olsa da, kilo almak için de bir diyet programı uygulanması gerekiyor. 


Kilo alımına engel bir sağlık problemi olmadığı takdirde uygun bir planlama ile ideal kiloya ulaşılabiliyor. Orantılı ve formda bir vücuda sahip olmak için uzman yardımı almak ve bazı kurallara uymak önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Aslıhan Altuntaş, sağlıklı kilo almanın püf noktaları hakkında bilgi verdi.


İlk adım, kilo almaya engel sağlık sorunu olup olmadığını bulmak


Öncelikle mutlaka bir iç hastalıkları ya da endokrinoloji uzmanı ile görüşülmelidir. Doktor tıbbi muayeneyi gerçekleştirdikten sonra, kilo almaya engel olan fizyolojik bir durum olup olmadığı belirlenir. Temel neden genetik olabilmekle birlikte, bağırsak sistemindeki bozukluklar, tiroit bezlerinin fazla çalışıyor olması, stres, yeme bozukluğu problemleri, aşırı fiziksel aktivite gibi durumlar da zayıflığa neden olabilmektedir.


Aşırı zayıflık da birçok hastalığa davetiye çıkarıyor


Zayıflık derecesi, obezite hastalığının tanısında kullanılan Beden Kitle İndeksi hesaplanarak ölçülmektedir. Yaşa ve cinsiyete göre değişmekle birlikte 18 yaşın altına göre olan değerler zayıflığa işaret etmektedir. Yeterli vücut ağırlığı ve yağ kütlesi olmaması bağışıklık sisteminin zayıflaması, vitamin ve mineral eksikliğine bağlı hastalıklar, saç dökülmesi, tırnak kırılmaları, kadınlarda regl düzensizlikleri, kas-iskelet sistemi hastalıkları gibi sağlık problemlerine neden olmaktadır.


Kilo almak için çikolata, mantı, makarna yiyip yatmayın


Kilo alma diyetleri; zayıflık dereceleri ve varsa yan sağlık problemleri göz önünde bulundurularak kişiye özel planlanmaktadır. Sadece fazla yemek, aşırı kalori ve karbonhidrat almak, fazla yağlı beslenmek, yatmadan önce yemek yemek kilo alma konusunda işe yaramayabilir. Kilo almaya çalışırken tıpkı kilo verme diyetlerinde olduğu gibi temel prensip "sağlıklı" kilo almaktır.



Sağlıklı kilo almak için bu önerilere kulak verin


  • Güne 1 su bardağı veya 1 çay bardağı kadar sade kefir ile başlayın. Uyanır uyanmaz bunu alışkanlık haline getirin.
  • Kahvaltı yapmayı ihmal etmeyin. Kilo almak isteyenlerin en iştahsız olduğu öğün sabah saatlerdir. Dolu dolu bir öğün yapmak zorunda olmasanız da yumurta ve yanında 1 küçük muz, 1-2 dilim peynir, 1-2 adet grisini gibi alternatifler de sağlıklı bir kahvaltı yerine geçecektir.
  • Öğle ve akşam ana öğünlerini mutlaka yapın. Yemek yemeye çorba ile değil ana yemek ile başlayın.
  • Günlük protein miktarınızı tamamlamaya özen gösterin. Örneğin 45 kg iseniz günde 60 gr kadar protein almalısınız. Hayvansal gıdalar protein açısından zengin olan gıdalardır. (60 gr protein: 1 yumurta + 2 dilim (60 gr peynir) + 1 su bardağı kefir + 1 kâse yoğurt (300 ml) + 150 gr et veya tavuk veya balık olarak hesaplanabilir)
  • Karbonhidrat tüketirken rafine olanları değil kompleks olanları seçin. Yani şeker ve şeker içeren gıdalar, beyaz un ve ürünleri, mısır (glikoz) şurubu içeren besinlerden uzak durun. Tam tahıllı un ve ürünlerini, kuru baklagilleri tercih edin.
  • Günde 1 yemek kaşığı bal, reçel veya pekmezden fazlasını tüketmeyin.
  • Günde 1 avuç içi kadar kuruyemiş (ceviz, fındık, fıstık, kaju, kabak çekirdeği) tüketin.
  • Günde 1-2 porsiyon taze mevsim meyvesini mutlaka tüketin.
  • Günde 8-10 su bardağı su tüketin. Bu suyu öğünlerle birlikte değil öğün aralarında tüketmeyi tercih edin.
  • Her tedavi gibi beslenme tedavilerinin de kişiye özel olduğunu unutmayın. Mutlaka uzman ve diyetisyen kontrolünde ilerleyin. Beslenmenin yanında destek ürünlere veya destek medikal tedavilere ihtiyacınız olabileceğini unutmayın.

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!

Ayrılığın üstesinden nasıl geliyor?

Ayrılığın üstesinden nasıl geliyor?

Sevgilisinden ayrılan erkeklerin ayrılık acısını üstlerinden çok çabuk attıklarını düşünürüz. Acaba bu konuda özel bir formülleri mi var yoksa üzüntülerini başarıyla kamufle etmek konusunda çok mu iyiler?

Öncelikle; bir erkeğin sevgilisinden ayrıldıktan sonra neler hissettiğini belirleyen asıl kriter; bu sonu kimin istediği. Eğer ilişkiyi erkek bitirdiyse, sadece saniyenin milyonda biri kadar üzüldükten sonra beğendiği yeni kızla ilgilenmeye başlayabiliyor. 

Ama eğer terk edilen taraf kendisiyse, ayrılık sonrası davranışları tamamen değişiklik gösteriyor. İlişki içinde dengesiz davranışlar sergileyen erkeklerin ayrılık sonrasında da pek farklı olmadığını biliyoruz. Ama kız arkadaşı tarafından terk edilen bir erkek, gerçek anlamda bütünüyle sarsılıyor.

≈Gözyaşlarını Tutuyorlar≈

Bazı erkekler ağlamamalarıyla övünüp durur. Ama aslında doğrusu, kimsenin onları ağlarken görmelerine izin vermemeleridir. 

Can, başından geçenleri şöyle anlatıyor: "Sevgilimle birbirimize çok aşıktık. Hatta bu aşk öylesine büyüktü ki, beş dakika bile ayrı kalmaya tahammül edemiyorduk. Sevgilim benden ayrıldıktan sonra bir gece arkadaşlarımla çıktım. Yaşadıklarımı onlara anlatırken ağlamamak için dişlerimi sıkmak zorunda kaldım. 

Eve gidince perdeleri çektim ve müzik setine bir heavy metal albümü koydum. Sonrasında ise saatlerce hıçkırarak ağladım. Bu şekilde kendimi çok daha iyi hissettim. Belki de bunun sebebi, gözyaşlarımın kimse tarafından görülmemesinin verdiği rahatlıktı."

≈Ağlamaz mı?≈

Aslında erkekler de ayrılık acısı çekip bolca göz yaşı dökebilirler. Bizi bu konuda onlardan ayıran en önemli nokta; acıların ı başkalarının yan ında değil, yalnız kald ıkları nda yaşamalarıdır.

≈Sevgiliyi Geri Kazanmak için Savaşırlar≈

Erkekler, genellikle ayrılıktan sonraki "serbest" ilk cuma akşamında hayatlarındaki o özel varlığın eksikliğini hissetmeye başlarlar. Farkında olmadıkları şey ise, ilişkilerin sürekli bozulup tamir edilecek oyuncaklar olmadığıdır. 

Kerem, en sevdiği kadının ellerinden kayıp gitmesine izin verdiğini fark ettikten sonra bocaladığını anlatıyor: "Ece'nin beni terk etmesini şaşırtıcı derecede sakin karşıladığımı düşünüyordum. Ama yalnız kaldığım ilk gecede birkaç bira içtikten sonra ilişkiyi kurtarmak için çabalamadığımı fark ettim. İyice sarhoş olduktan sonra onu aradım. 

Hatalarımı düzelteceğimi, her şeyin çok daha güzel olacağını söyledim ve beni affetmesi için yalvardım. Barışmayacağını anladığımda ise ona son bir soru sordum. Hayır, benimle son kez yatmayacaktı. Bu, yeni kadınlarla tanışmam konusunda beni teşvik etti." 

≈Hobilerin desteği≈

Erkekler, bazen ayrılığın verdiği acıdan kurtulmak için enerjilerini hobilerine yöneltirler. Bazıları kendilerini deli gibi spora kaptırırken, bir kısmı da hıncını kum torbasından çıkarır. Çok fazla PlayStation oynayan erkeklerin geçmişinde de olaylı bir ayrılık yatıyor olabilir. Genelde bu şekilde kafalarını dağıtarak ayrılığın getirdiği karmaşık duygularının üstesinden gelmeye çalışırlar. 

*Kafe Medya ile tanıtım için tıklayın!