SON YAZILAR
latest

Yaşamın içinden

yaşam/block-3

sağlıklı yaşam

sağlıklı yaşam/block-1

Kadın Sağlığı

Kadın Sağlığı/block-3

aşk oyunları

aşk oyunları/block-6

sağlıklı yiyecekler

sağlıklı yiyecekler/block-3

moda

moda/block-2

güzellik sırları

güzellik sırları/block-3

diyet zayıflama

diyet zayıflama/block-4

Ruh Sağlığı

Ruh Sağlığı/block-6

Son yazılar

Covid-19, saç da döküyor

Covid-19, saç da döküyor

Ateş ile seyreden enfeksiyonların 'semptomatik alopesi' denen saç dökülmelerine yol açabiliyor.  

Dr. Öğr. Üy. Dermatolog Seher Küçükoğlu Cesur, Covid-19 enfeksiyonu ile saç dökülmeleri arasında bu açıdan bir nedensellik bulunabileceğini ifade ederek şunları söyledi: "Coronavirüs enfeksiyonu ateş ile seyreden sistemik bir hastalığa yol açar. Dolayısı ile Covid-19 enfeksiyonlarından sonra hem enfeksiyona bağlı hem de kullanılan ilaçlara bağlı 'semptomatik alopesi' adını alan saç dökülmeleri görülebilir. Saçların genelinde seyrelme, saçlarda incelme ile kendini gösteren bu sorun bazı kişilerde Covid-19 enfeksiyonu geçirildikten yaklaşık 2-4 ay sonra da ortaya çıkabiliyor. Bununla birlikte saç dökülmesi, Covid-19 enfeksiyonunun habercisi olmayıp hastalığın bir sonucudur."

Şiddeti farklı olmakla birlikte özellikle orta yaşın üstündeki pek çok kişide gözlenen saç dökülmeleri, kimi zaman önemli bir sorun haline gelebiliyor. Geçirilen hastalıklara bağlı olarak görülebilen saç dökülmelerinde, Covid-19 enfeksiyonu atlatanlar da risk grubunda yer alıyor. Altınbaş Üniversitesi Tıp Fakültesi Dr. Öğr. Üy. Dermatolog Seher Küçükoğlu Cesur, saç dökülmelerinin ateşli seyreden birçok hastalık sonrası görülebildiğini söyledi.

"Ateşli hastalıklar saçlarda dökülmeye yol açabilir"

Saç dökülmelerinin pek çok sebebi bulunduğuna dikkat çeken Dermatolog Seher Küçükoğlu Cesur, "Bu sebepler; genetik nedenler, vitamin eksiklikleri (demir, b12, folik asit, çinko, biotin, b12), bazı iç hastalıklarında (tiroid hastalıkları gibi endokrin ve romatizmal hastalıklar) geçirilen enfeksiyonlar sonrası kullanılan ilaçlara bağlı stres, doğum sonrası saç dökülmeleri ve saçların kendi döngülerine bağlı dökülmeler olarak sıralanabilir" açıklamasında bulundu.

Ateş ile seyreden enfeksiyonların 'semptomatik alopesi' denen saç dökülmelerine yol açabileceğini belirten Dr. Küçükoğlu Cesur, Covid-19 enfeksiyonu ile saç dökülmeleri arasında bu açıdan bir nedensellik bulunabileceğini ifade ederek şunları söyledi: "Coronavirüs enfeksiyonu ateş ile seyreden sistemik bir hastalığa yol açar. Dolayısı ile Covid-19 enfeksiyonlarından sonra hem enfeksiyona bağlı hem de kullanılan ilaçlara bağlı 'semptomatik alopesi' adını alan saç dökülmeleri görülebilir. Saçların genelinde seyrelme, saçlarda incelme ile kendini gösteren bu sorun bazı kişilerde Covid-19 enfeksiyonu geçirildikten yaklaşık 2-4 ay sonra da ortaya çıkabiliyor. Bununla birlikte saç dökülmesi, Covid-19 enfeksiyonunun habercisi olmayıp hastalığın bir sonucudur."

"Vitamin değerlerine bakılmalı"

Özellikle sıkı diyetlere bağlı olarak vitamin eksikliği ve stresin de vücut direncinde düşüklüğe neden olarak saç sökülmesine yol açabileceğini söyleyen Dr. Küçükoğlu Cesur, sağlıklı saçlar için öncelikli olarak sıkı diyetlerden kaçınıp sağlıklı ve düzenli beslenmek gerektiğini vurguladı. Saç dökülmesi yaşandığında ilk olarak kan testleri yapılarak vitamin değerlerinin ve iç hastalıkların gözden geçirilmesi gerektiğini belirten Dermatolog Dr. Seher Küçükoğlu Cesur, "Eksik değerlerin yerine koyulmasıyla birlikte sağlıklı beslenmek önemlidir. Destekleyici tedavi olarak saç bakım losyonları ve saç dökülme önleyici şampuanlar kullanılabilir" tavsiyelerinde bulundu.

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

‘Sarma tütün daha az zararlı’ düşüncesi yanlış!

‘Sarma tütün daha az zararlı’ düşüncesi yanlış!


Elektronik sigaralar bağımlılığın sürmesine yol açıyor… Psikoterapi ile sigara bağımlılığı tedavisi mümkün

Paket sigaraya kıyasla daha ekonomik olması nedeniyle sarma tütün şeklinde sigara kullanımında son birkaç yıl içinde dünyada ve ülkemizde ciddi artış yaşanıyor. Sarma tütünün paketli sigaraya kıyasla daha az zararlı olduğuna dair yanlış bir inancın olduğunu belirten uzmanlar, başta akciğer kanseri olmak üzere gırtlak kanseri, mide kanseri, pankreas kanseri gibi ciddi hastalıklarla birlikte felç, beyin ve kalp damarlarında sertleşme sorunlarının da ortaya çıkabileceğini vurguluyor. Uzmanlar bilinenin aksine elektronik sigara kullanımının bağımlılığı sürdürdüğünü söylüyor ve bağımlılık tedavisinde psikoterapinin etkili olabildiğini ifade ediyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Simge Alevsaçanlar Cücü; paket sigaraya kıyasla daha masum görülen sarma tütün kullanımının sağlık üzerindeki etkilerine ve sigara bağımlılığının tedavi yöntemlerine değindi.

Sarma tütünün popülerliği artıyor

Tütünün hem sigara üretiminde hem de zirai ilaçlama amacı ile kullanıldığını belirten Uzman Klinik Psikolog Simge Alevsaçanlar Cücü, “İçeriğinde insan sağlığı için tehlike oluşturan maddeler barındırıyor. Sarma tütün şeklinde sigara kullanımında son birkaç yıl içinde dünyada ve ülkemizde ciddi artış yaşanıyor. Bu artışın en önemli sebebi sarma tütün şeklinde sigara kullanımının paket olarak satılan sigaralara göre daha ekonomik olması. Bu durum sarma sigaranın zaman içinde popülerliğini de artırdı.” dedi.

İşte sarma tütünün sağlığa zararları…


Uzman Klinik Psikolog Simge Alevsaçanlar Cücü, ekonomik sebeplere ek olarak sarma tütün kullanımındaki artışa etki eden bazı yanlış inançların da olduğunu söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: 

“Bunlardan biri sarma tütünün paketli sigaraya göre daha az zararlı olduğuna dair yanlış inançtır. Her iki şekilde sigara kullanımı da insan sağlığı açısından oldukça zararlı olduğunu söyleyebiliriz. Akciğer kanseri olan hastalar ile yapılan çalışmalar, sarma sigara içenlerin akciğer kanserine yakalanma riskinin yüksek olduğunu gösteriyor. Yapılan çalışmalar sarma sigaranın akciğer kanseri, böbrek kanseri, gırtlak kanseri, yemek borusu kanseri, pankreas kanseri, mide kanseri gibi pek çok kanser türüne sebep olduğunu gösteriyor. Bunlara ek olarak beyin ve kalp damarlarında sertleşmeye, felce, kalp krizine, yüksek tansiyona, üst solunum yolu hastalıklarına, migrenin tetiklenmesine, gebelik döneminde bebeğin gelişimine olumsuz etkiye, erken doğuma ve düşüğe, hafıza zayıflığına, cilt sağlığını bozmaya neden olduğu da ortaya konulan sonuçlar arasında yer alıyor.”

Elektronik sigara bağımlılığın sürmesine yol açıyor

Elektronik sigaraların günümüzde sigarayı tamamen bırakmadan önce bireylerin attıkları bir ön adım olarak dikkat çektiğini belirten Cücü, “Fakat elektronik sigaralar hem fizyolojik bağımlılık sürmeye devam ettiği için, hem sigara içme davranışına dair ritüeller kısmen değişiklik gösterse de farklı şekilde devam ettiği için bağımlılığın iyileşmesine değil sürmesine katkı sağlıyor. Bu noktada kişilerin niyeti sigaradan kurtulmak ya da azaltmak olsa da yerine elektronik sigarayı koymak, kısa süre içinde sigaraya eskisi gibi geri dönüşlere yol açıyor. Ayrıca farklı aromalar ile tatlandırılması, pek çok alanda içiminin mümkün olması kullanımı teşvik ediyor ve artırabiliyor.” dedi.

Psikoterapi ile tedavi mümkün


Uzman Klinik Psikolog Simge Alevsaçanlar Cücü, sigara bağımlılığının tıpkı diğer bağımlılık türleri gibi tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:

“Her bağımlılıkta olduğu gibi sigara bağımlılığında da nüksler görülebiliyor ve kişi yeniden kullanıma dönebiliyor. Fakat bu durum kişinin asla bağımlılığından kurtulamayacağı anlamına da gelmiyor. Sigara bağımlılığı tedavisinde hem psikoterapi hem de ilaç tedavisi fayda sağlıyor. Psikoterapilerde bağımlılığın doğasını anlamak, sigara ile kurduğu ilişkiyi tanımak, sigaraya atfettiği anlamları fark etmek ve yeniden değerlendirmek, sigarayı bırakmaya yönelik duyduğu endişe, korku ve üzüntü gibi duyguları fark etmek ve bu duygular ile uygun şekilde başa çıkmayı öğrenmek, tetikleyicileri ve riskli durumları fark etmek ve önlemler almak, istek ile baş etmeyi öğrenmek, motivasyonu desteklemek gibi adımlar bireysel bazda çalışılıyor ve fayda sağlayabiliyor. Psikoterapilere ek olarak doktor tarafından reçete edilen bazı ilaçlar da bırakma sürecini kolaylaştırıyor.”

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

Üniversite öğrencilerinin %78,1’i flört şiddetiyle karşı karşıya

Üniversite öğrencilerinin %78,1’i flört şiddetiyle karşı karşıya


"Toplumsal cinsiyet eşitsizliği flört şiddetini normalleştiriyor"     

TED Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Merkezi Araştırma Görevlisi Tuğçe Çetinkaya: “Üniversitelerde flört şiddetine maruz kalan ve profesyonel desteğe ihtiyaç duyan öğrenciler için psiko-sosyal ve hukuki danışmanlık alabilecekleri birimlerin kurulması oldukça önemlidir.” 

TED Üniversitesi (TEDÜ) bünyesinde faaliyet gösteren Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Merkezi, flört şiddeti farkındalığı konusunda güncel bir araştırma gerçekleştirdi. %78’i TEDÜ’lü kadın öğrencilerden oluşan katılımcıların %61,8’i ankete katıldığı dönemde bir flört ilişkisinin bulunduğunu söylüyor. Araştırmanın sonuçlarına göre, her 4 erkek üniversite öğrencisinden 3’ü (%74,4) “cinsellik konusunda ‘hayır’ cevabını kabul etmeme ve ikna etmeye çalışma” davranışının flört şiddeti olduğunu düşünüyor. Aynı oran, kadın öğrencilerde %97,8’e yükseliyor. 

Erkeklerin %15,4’ü cinsiyet eşitsizliğinin flört şiddetini normalleştirdiğini düşünmüyor

TED Üniversitesi Araştırma Görevlisi Tuğçe Çetinkaya, öğrencilerin flört şiddetine yönelik farkındalık düzeylerini ortaya çıkarmak amacıyla hayata geçirilen araştırma hakkında bilgi vererek, kadın öğrencilerin erkeklere kıyasla flört şiddeti konusunda bilgi paylaşımına daha fazla ilgi gösterdiklerini belirtti. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin flört şiddetinin normalleştirilmesindeki rolüne katılmama oranının %15,4 ile erkek öğrencilerde kadınlara göre (%1,4) daha yüksek olduğunu belirten Çetinkaya, “Bana göre araştırmanın en önemli sonuçlarından biri, araştırmaya katılan öğrencilerinin %78,1’inin flört şiddetine maruz bırakıldıkları bir ilişki yaşadıklarını ifade etmeleri" dedi.

Toplumsal kabuller şiddeti tanımlamayı güçleştiriyor

Üniversitelerde flört şiddetine maruz kalan ve profesyonel desteğe ihtiyaç duyan öğrencilerin psiko-sosyal ve hukuki danışmanlık alabilecekleri birimlerin kurulması ve bu birimlerin etkin bir çalışma yürütebilmesinin oldukça önemli olduğunu vurgulayan Çetinkaya, sözlerine şöyle devam etti: “Flört şiddeti anlamına gelen davranışlar, toplumsal kabullerin flört ilişkisi içerisindeki yansımaları olabiliyor. Şiddetin toplumsal kabuller üzerinden olağanlaştırılması, maruz kalınan davranışların tanımlanmasını güçleştiriyor. Tanımlanamama durumu, maruz kalınan şiddetin farkına varamama ve ilişkiyi sonlandıramama riskini beraberinde getiriyor. Flört ilişkisinin genellikle ergenlik döneminde deneyimlenmeye başlandığını düşündüğümüzde, flört şiddetine yönelik toplumsal farkındalığı artırılabilecek çalışmalar daha da önemli bir hal alıyor. Ancak bu şekilde flört şiddeti anlamına gelen davranışların olağan ya da kişisel meseleler olmadığının anlaşılması mümkün olabilir.”

Başkaları önünde küçük düşürmek de şiddet olarak görülüyor

Kadın ve erkek öğrenciler arasında cevap farklılıkları bulunduğu gibi benzerlikler de bulunduğunu söyleyen Çetinkaya, "Bu benzerlikler, araştırma sonuçlarının umut verici yönlerine işaret ediyor. Genellikle sevgi duymanın olağan sonuçlarından biri olarak görülen kıskançlık davranışı, tüm öğrenciler tarafından “sevgi” kavramıyla en az ilişkilendirilen iki davranıştan biri oldu. İkinci olarak, flört şiddeti anlamına geldiğine katılma oranının en yüksek olduğu davranışın, “yıkıcı eleştiriler yaparak başkaları önünde küçük düşürmek” olduğu görülüyor. Dolayısıyla fiziksel şiddet kadar görünür ve tanımlanabilir olmayan psikolojik şiddetin bir örneği olan bir davranış kalıbının, katılımcı öğrencilerin tamamı tarafından şiddetle en fazla ilişkilendirilen davranış kalıbı olduğu anlaşılıyor.” dedi.

Araştırma sonuçlarına göre harekete geçtiler

Çalışmanın tamamlanmasının ardından araştırmada tespit edilen sorunlara odaklandıklarını ifade eden Tuğçe Çetinkaya, “Yanındaki kim? Flört Şiddeti ve Drama” başlıklı çevrimiçi bir etkinlik gerçekleştirdiklerini söyleyerek, “Yaz dönemindeki staj çalışmalarında ise flört şiddetine yönelik bir çalışma grubu oluşturduk ve çıktılarıyla bir farkındalık broşürü hazırladık. Ayrıca toplumsal cinsiyet rolleri, erkeklik ve rıza inşası gibi konular üzerine seminerler ve Psikoloji Bölümü ile birlikte öğrencilerin kişilerarası ilişkilerinde karşılaşabilecekleri sorunlarla baş etmelerinde yardımcı olabilecek faaliyetler düzenlemeyi planlıyoruz” dedi.

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

Türkiye 3 kat fazla tüketiyor

Türkiye 3 kat fazla tüketiyor

Sodyum ve klorür iyonlarından oluşan basit ama hayati bir madde olan tuz, yemeklere lezzet vermenin yanı sıra vücut sıvılarında bulunması gereken sodyumun da en önemli kaynağı. Ancak aşırı tuz tüketiminin kanserden diyabete birçok hayati hastalığa yol açtığı da bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış durumda. 

Uzmanlar, virüs salgını nedeniyle evde geçirilen pandemi günlerinde düzensiz beslenme davranışlarının da arttığını belirterek özellikle aşırı tuz tüketiminin önemli sağlık sorunlarına neden olabileceğine dikkat çekiyorlar. Peki tuz tüketiminde sağlıklı miktar ne olmalı? Vücudun ihtiyacı olan günlük miktar aşıldığında ne tür sağlık sorunları yaşanabilir? 

Türkiye 3 kat fazla tuz tüketiyor

Altınbaş Üniversitesi Sağlık Hizmetleri MYO Öğr. Gör. Özlem Karagöl, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tüketilmesi gereken günlük tuz miktarının yetişkinler için 6 g (1 silme tatlı kaşığı) ile sınırlandırıldığını belirtti. Yaşa göre tüketilmesi gereken tuz ve sodyum miktarlarının farklılık gösterdiğini ifade eden Karagöl, “Ancak ülkemizde Türkiye Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği tarafından 14 ilde 1.970 kişi üzerinde yapılan ve Türk Toplumunda Tuz Tüketimi Çalışması “SALTurk” adı verilen çalışmada, tuz tüketiminin ortalama 18 g/gün olduğu görülmüştür. Bu rakam ülkemizde günlük sağlıklı miktarın üç katı tuz tüketildiğini gösteriyor” diye konuştu.

Yaşa Göre Tüketilmesi Önerilen Günlük Tuz ve Sodyum Miktarları;


Yaş

Tuz (g)

Sodyum (mg)

0-6 ay

<1

<400

7-12 ay

1

800

1-3 yaş

2

1.200

4-6 yaş

3

1.600

7-10 yaş

5

2.000                    

≥11 yaş

6

2.400









Kanser, MS, katarakt, böbrek ve kalp hastalıklarına yol açabiliyor


Tuz ile alınan sodyumun vücutta elektrolit, sıvı, asit-baz dengesinin sağlanması, normal kas hareketlerinin sürdürülmesi, sinirlerin uyarılması, kan basıncının düzenlenmesi gibi önemli işlevleri olduğunu hatırlatan Karagöl, “Ancak aşırı tuz tüketiminde ise hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar, kanser, osteoporoz, obezite, böbrek hastalıkları, multiplskleroz (MS), akciğer inflamasyonu, katarakt ve diğer hastalıklar arasında ilişki olduğu bilimsel çalışmalar tarafından gösterilmiştir” diyerek aşırı tuz tüketiminin hayati sağlık riskleri oluşturabileceğine dikkat çekti. 

Diğer yandan aşırı tuz kısıtlamasının olumsuz etkileri de bulunduğunu belirten Karagöl, “Tuz tüketimi ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki ilişkinin değerlendirildiği çalışmalarda, en düşük ve en yüksek risklerin sırasıyla 3-5 g/gün ve <3 g/gün tuz tüketimi ile oluştuğu rapor edilmiştir. Kalp hastalarında aşırı tuz kısıtlamasının ölüm riskini artırdığı düşünülmektedir” dedi. Tuzun sadece sodyumdan ibaret olmadığı, içerdiği klorun da vücudun çalışmasında önemli işlevleri olduğunu hatırlatan Özlem Karagöl, sağlıklı bireylerde yaşlara göre izin verilen miktarlarda günlük tuz tüketiminin aşılmaması gerektiğini vurguladı. 
 
Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

Sağlıklı yaşam için 'beynimizi' nasıl kullanmalıyız?

Sağlıklı yaşam için 'beynimizi' nasıl kullanmalıyız?
Yaş ilerledikçe hafızada ya da diğer zihinsel fonksiyonlarda yavaşlama olabilir. Ama beyninizi asla hafife almayın. Çünkü beyin bazı yöntemler ve etkinliklerle yeniden yapılandırılabilir. 

Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Aydın beyni güçlendirebilecek yöntemlerden bahsetti.

Konsantre olun ve stresini yönetin: 

Birçok çevresel etken, dikkatinizi dağıtabilir. Bir şey hatırlamak istediğinizde önce konuya odaklanın. O bilgiye yoğunlaşarak dikkat dağıtıcı faktörleri önlemeye çalışın. Kaygı ve stresli durumlarda hatırlamada zorluk yaşanabilir. Nefes alma ya da kas gevşetici egzersizleri gibi rahatlama tekniklerini öğrenin. 

Uykunuzu alın: 

Uyku esnasında beyin yeni bilgileri pekiştirir. Araştırmalar, iyi bir gece uykusunun ardından daha önce öğrenilen bilgilerin daha iyi hatırlandığını gösteriyor. Erken kalkın geç yatın. Asgari 6 saat uyuyun, 8 saati de geçmeyin.

Gece telefona bakmak yerine kitap okuyun: 

Kitap okumak beyin glukoz tüketimini artırır. Zihin geliştirici oyunlar oynayın. Bulmaca, yap-boz ve sudoku çözün.

İletişim kurun: 

Yakınlarınızla online bile olsa iletişim kurun. 

Dans edin, müzik dinleyin: 

Müzik dinlemeye zaman ayırın, dans etmekten çekinmeyin. Tiyatroları, konserleri izleyin ve seminerlere katılın.

Egzersiz yapın: 

Egzersiz sinir kavşaklarının sayısını artırır, böylece beyinde daha fazla irtibat noktası yaratır ve yeni hücreler oluşmasına katkıda bulunur. Haftada 3 gün asgari 1 saat egzersiz, mümkünse yürüyüş, yoga ya da pilates yapmak ruhsal, fiziksel ve beyin fonksiyonları açısından olumlu etkiler sağlayacaktır.

Beslenme önemli: 

Son dönemde ikinci beyin olarak adlandırılan bağırsaklarımızda vücut fonksiyonları için önem taşıyan mikroorganizmalar bulunmaktadır. Bunların dengede olması beyin sağlığı için hayati önem taşıyor. İşlenmiş gıdalar, aşırı yağlı, şekerli gıdaların tüketilmesi beyin sağlığı açısından olumsuz olmaktadır. İdeal olanı Akdeniz usülü beslenme şeklidir.

Aktif olun: 

Bahçe ve toprakla uğraşmak, zihin ve vücut enerji tüketimini birlikte artırabilirsiniz. Mutfakta yemek pişirmek için gönüllü olun yeni lezzetler oluşturmaya çalışın. Yardım kuruluşlarında aktif olmak gibi sosyal etkinliklerde bulunun.

Fazla Tv izlemeyin: 

Günde en fazla 1-2 saat televizyon seyredin. Günde 7 saatten fazla TV seyredenlerde demans riskinin arttığına dair çalışmalar var.

Yeni hobiler edinin: 

Beyni geliştirmek için yeni şeyler yapın ya da ya da öğrenin. Bir sanat dalında kursa yazılabilir ya da yeni bir dil öğrenerek beynin esnekliğini artırabilirsiniz. 

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

Evden çalışma pozisyonları

Koronavirüs nedeniyle çoğumuz için evler ofislerimiz oldu. Kimimiz yatakta, kimimiz sehpada, kimimiz koltukta çalışıyoruz. Ev ortamında bu tarz çalışma şekilleri konfor olarak görülse de aslında sağlığımız açısından büyük problemlere yol açıyor.

Sürekli belirli pozisyonlarda oturarak aralıksız uzun saatler boyunca çalışmanız hareket sisteminizin bütünlüğünü sağlayan unsurlar arasında dengesizliğe yol açabilmektedir. Bu tip durumlar boyundan ayağa kadar vücudunuzun birçok bölgesinde sorun oluşturabilir.

Peki ne yapmalı? Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, evden çalışma pozisyonları hakkında şu bilgileri verdi:

"Masa başında çalışmaktan kaynaklanan hastalıklar özellikle çalışma pozisyonlarında yapılan hatalar sonucu oluşmaktadır. Aynı pozisyonda uzun süre kalma, el bileği ve parmaklara aşırı yüklenme, tekrarlayan hareketler, bilgisayar ekranı ve klavyeler bel, sırt ve boyun kasları üzerinde baskıya sebep olarak kronik ağrılara yol açabilir. İlerleyen zamanlarda varis, kamburluk, el ve kollarda sinir sıkışması vb. şikayetler görülmektedir.

NELER YAPABİLİRSİNİZ?

-Evde çalışma masanız yok ise yerde, koltukta veya yatakta çalışmak yerine yemek masasını tercih edebilirsiniz.

-Uzun süre aynı pozisyonda kalmamalısınız. Gün içinde kısa molalar vermeniz kas ve eklemlerinize dinlenme ve yenilenme fırsatı yaratacaktır. Her yarım saatte bir kalkıp evin içerisinde 100 adım atabilirsiniz.

-Telefon görüşmelerinizi oturarak değil ev içinde dolanarak yapabilirsiniz. Böylelikle hareketsiz kalmanın önüne geçebilirsiniz.

-Tabure veya minder yerine sırtınızı yaslayacağınız bir sandalye tercih etmelisiniz. Sırtınızı rahat bir şekilde yaslayarak çalışmanız öne doğru vücudunuzun eğilmesine engel olarak kamburlaşma riskinizi azaltacaktır.

-Bel bölgenize bir destek koyarak dik oturmanızı kolaylaştırabilirsiniz.

-Sürekli oturur pozisyonda bulunursanız bel kasları tembelleşebilir, ani hareketler yaptığınızda bel bölgesinden yaralanma riskiniz artabilir. Bundan dolayı uzun süre oturma sonucunda ani hareketlerde bulunmamalısınız.

-Otururken ayaklarınızın altına basamak gibi yükseltici koyabilirsiniz. Koyulan yükseltici rahat ve dik oturmanızı sağlar. Bacaklarınız kalça hizasında olmalıdır. Daha aşağıda olursa vücudun öne doğru eğilmesine yol açabilir bu da oturma bozukluğuna neden olabilmektedir.

-Otururken kalça ve dizlerinizin birbirine dik açıda olmaları ve bacaklarınızın ayrık olması, dengeli bir pozisyonda olmanızı sağlayacak ve bu sayede belinize daha az yük binecektir.

-Mutlaka yumuşak, oturma yeri fazla çukur olan koltuk ve sandalyeler tercih etmemelisiniz.

-Monitörünüz, dik oturduğunuzda tam göz hizanızda durmalıdır. Eğer masanıza oturduğunuzda aşağı veya yukarı doğru bakmak zorunda kalıyorsanız, monitör yüksekliğinizi ayarlamalısınız.

-Klavyede yazı yazarken bileklerinizin altına yumuşak destekler koyabilirsiniz. Bileklerinizin dirsek hizasından hafif aşağıda olmasına dikkat etmelisiniz.

-Uzun süre tek el ile mause kullanmaktan kaçınmalısınız. Bunun için belirli süre aralıklarında el değiştirebilirsiniz.

-Gözünüzün ekrana uzaklığı, ortalama 60-70 santim (kol mesafesi kadar) olmalıdır. Ekran görüş alanınız gözünüzün yatay görme hizasından 15°-50° açıları arasında bulunmalıdır.

-Ortam aydınlatması çok kısık veya çok aydınlık olmamalıdır. Çalışma ortamınızı rahat görebileceğiniz aydınlatma tercih etmelisiniz.

-Çalışma ortamınızı yarım saatte bir havalandırmalısınız.

-En önemlisi ise gün içinde egzersizler yapmalısınız. Yapacağınız basit egzersizler vücudunuzun yaralanma riskini azaltacak ve daha sağlıklı hissetmenizi sağlayacak, sizi koruyacaktır.

SİZİ KORUYACAK BASİT EGZERSİZLER

-Başınızı yavaşça, öne, arkaya ve yanlara doğru eğin, hafifçe gerdirip dinlendirin.

-Çenenizi göğsünüze doğru indirin ve kafanızı yanlara doğru hafifçe sallayın.

-Her iki omzunuzu da kulağınıza doğru kaldırın, birkaç saniye bekleyin ve sonrasında bırakın. Hareketi birkaç kez tekrarlayın.

-Omuzlarınızı arkaya ve öne doğru daireler çizer şekilde hareket ettirin.

-Ellerinizi belinize koyup kürek kemiklerinizi birbine yaklaştırın.

-Dirseklerinizi açın, gerdirin ve kapatın, el bileklerinizi dairesel hareketlerle çevirin.

-Ellerinizi birleştirip yukarıya doğru esnetin.

-Dik bir şekilde oturun ve sağ kolunuzu tavana doğru uzatın. Sol bacağınızı da ileri doğru uzatın, sağ kolunuzu indirirken sol bacağınızı yukarı kaldırın ve sol ayağınıza dokunmaya çalışın. Her iki taraf için de 8-10 tekrar yapın.

-Dizinizi kırarak sağ bacağınızı yukarı kaldırın ve kollarınızla tutup göğsünüze mümkün olduğunca yakın olacak şekilde kendinize doğru çekin. 5-10 saniye bekleyin ve hareketi diğer tarafınıza da uygulayın.

-Sandalyenizden ayağa kalkın, tekrar oturun ve bunu 10 kez daha tekrarlayın.

-Kollarınızı ensenizin arkasına getirin, elinizle dirseğinizi tutarak aşağı doğru hafifçe bastırın. Birkaç kere tekrarladıktan sonra diğer dirseğe geçerek aynı egzersizi tekrarlayın.

-Ayak bileklerinizi aşağı yukarı ve dairesel hareketlerle çevirin.

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

Kadınların yüzde 30'unda kısırlık nedeni: 'Çikolata kisti'

Kadınların yüzde 30'unda kısırlık nedeni: 'Çikolata kisti'
Kadınlar arasında yaygın şekilde görülen endometriozis, bilinen adıyla “çikolata kisti”, kadınların yüzde 30’unda infertilite (kısırlık) nedeni. 

Kimi kadınlarda hiçbir belirti vermezken kimilerinde dayanılmayacak sancılara sebep olan ve bebek isteği duyan kadınların hikâyesinde “gebe kalamama” ile kendini gösteren çikolata kisti tedavi edilmemesi durumunda olumsuz tablolara neden olabiliyor.

Özellikle cerrahi tedavi konusunda titiz davranmak gerektiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Yücel Karaman, “Kadın gebe kalmadan ya da yumurta toplama işlemi gerçekleştirilmeden kistin cerrahiyle alınması durumunda hastanın doğurganlığına ağır şekilde zarar verebilir.” uyarısında bulundu. 

Jinekolojik muayene son derece önemli

Her yıl ülkemizde yaklaşık iki milyon kadını etkileyen endometriozis hastalığının belirlenebilmesi için düzenli jinekolojik muayenenin önemine değinen Prof. Dr. Yücel Karaman, “Endometriozis, üreme organlarında oluşturduğu yapışıklıklar nedeniyle yumurtanın tüplerin içine ulaşmasını engelleyebilmektedir. Bazen de tüplerin ucunu tıkayarak yani ‘tübal tıkanıklığa’ yol açarak gebeliğin önüne geçebilir.” dedi. 

Kadınlardaki adet süreci başladığında rahim içindeki ”endometrium” tabakası dışarı atılırken aynı tabaka tüplerden karın boşluğuna da geri dökülebilmektedir. Bağışıklık sistemi sağlıklı olan kadınlarda geri akan bu kan temizlerken bağışıklık sisteminde problem olanlarda ise çikolata kistleri oluşmaktadır. Karın boşluğundaki endometrium tabakası tüplere, yumurtalıklara hatta bağırsağa ya da idrar torbasına yapışarak yerleşir ve inflamasyona neden olur. Hastalığın ilerleyen döneminde kanamalar, doku iyileşmeleri ve karın içinde yapışıklıklar ortaya çıkmaktadır. Hastalık, karın boşluğunda inflamasyon oluşturması, tüp ve yumurtalıklarda yapışıklıklara yol açması nedeniyle rahim iç duvarının gebeliğe uygunluğunu bozmakta ve yumurtalık rezervinin azalmasına, dolayısıyla da kısırlığa yol açmaktadır.

Çikolata kisti nedir?


Çikolata kisti kadınların yumurtalıklarında, tüplerinde ve rahiminde yer alan her âdet kanamasında kendi içine kanayarak büyüyen bir kist türüdür. Çikolata denilmesinin nedeni beklemiş kanın koyu çikolata kıvamında bir görünüm almasıdır. Bu kistlerin gerçek adı endometriomadır. Çikolata kisti olan kadınların en büyük şikâyeti ağrılı adet kanamalarıdır. Ağrılı kanamalara cinsel ilişkide ağrı, büyük aptes sırasında ağrı, idrar yaparken ya da idrar sonunda ağrı eşlik edebilir. Kişiler çocuk sahibi olamayabilir. Bazı hastalarda âdet düzensizliği olabilir. 

Hastalığın belirtileri nelerdir?


- Karnın alt bölgesinde sürekli şiddetli ağrı

- Cinsel ilişki ya da âdet süresince şiddetli ağrı

- Karında şişkinlik

- Büyük tuvalete çıkarken zorlanma ve ağrı, bazen ishal 

- Sık idrara çıkma ve idrarda kan görülmesi

- Âdet öncesi lekelenme tarzı kanama

- Âdet döneminde ağrı

- Yan ağrısı, sırt ağrısı

Medikal tedavi sonuç veriyor


Ağrısı ön planda olan endometriozisli kadınlar medikal tedaviden fayda görebilirken ilerlemiş vakalarda cerrahi tedavi gündeme gelmektedir. Eğer kişi gebe kalamama şikâyeti yaşıyorsa ilk aşamada aşılama ve tüp bebek gibi yardımcı üreme tekniklerinden yararlanılmaktadır. Tüp bebek tedavisi uygulanan hastalar gebe kalabilmektedir. Yardımcı üreme yöntemlerinden yanıt alınmaması halinde ise cerrahi olarak hastalığın temizlenmesi yoluna gidiliyor.

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

7 maddede psikolojik sağlığı korumanın yolları

7 maddede psikolojik sağlığı korumanın yolları
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), sağlık kavramını “Sağlık sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedence, ruhça ve sosyal yönden tam iyilik halidir.” şeklinde tanımlıyor. 

Uzmanlar, tam iyilik hali için kişinin fiziksel yönden olduğu kadar psikolojik ve mental anlamda da sağlıklı olması gerektiğinin altını çiziyor. 150 yılı aşkın köklü geçmişiyle müşterilerine hizmet veren Generali Sigorta, psikolojik sağlığı korumanın 7 yolunu paylaştı.

Hayatınızı düzene koyun

Uzmanlara göre psikolojik sağlığı korumanın en etkili yolu düzenli ve disiplinli bir yaşam modelinden geçiyor. Bireyler, tek düze olmayan ve rutin haline gelmeyen düzenli ve disiplinli bir hayat modeli ile psikolojik sağlıklarını büyük ölçüde koruma fırsatı yakalıyor.

Uyku düzeninize dikkat edin

Uyku, fiziksel ve psikolojik sağlığı büyük ölçüde etkileyen ve kişinin yaşam kalitesini belirleyen en önemli faktörler arasında yer alıyor. Psikolojik sağlığı iyi, mutlu ve yaşamdan keyif almayı bilen bireylerin en az 8 saatini uykuya ayırması gerektiğinin altı çiziliyor.

Spor yapmayı ihmal etmeyin

Spor yapmanın fiziksel sağlık kadar psikolojik sağlığa da olumlu etkileri olduğu biliniyor. Bireylerin psikolojik sağlıklarını da korumaları adına spor yapmayı bir yaşam tarzı haline getirmeleri gerekiyor. Uzmanlar dışarıda tempolu koşular ve uzun mesafe yürüyüşlerini, evde ise vücut direncini arttıracak push-up, barfiks, pilates ve ağırlık çalışmalarını tavsiye ediyor.

Sağlıklı beslenmeye çalışın

Uzmanlara göre psikolojik sağlığı olumlu yönde etkileyen bir diğer unsur ise sağlıklı beslenme. Protein, karbonhidrat ve lif dengesini koruyarak ve meyve-sebze ile beslenerek metabolizmasını ve vücut kuvvetini koruyan bireylerin psikolojik olarak daha sağlıklı olduğu görülüyor.

Dijital detoks yapın

Kullanıcı sayıları her geçen gün artan ve günümüzde büyük bir güç haline gelen sosyal medya platformlarının maruz bıraktığı yanıltıcı bilgiler, olumsuz gündem ve siber zorbalık, psikolojik sağlığı olumsuz yönde etkileyen faktörler arasında yer alıyor. Bu noktada uzmanlar, bireylerin sosyal medya kullanımını azaltmalarını ve dijital detoks uygulamalarını öneriyor.

Kendinizi ödüllendirin

İş ve sosyal yaşamın belirli bir rutin dahilinde ilerlemesi ve tek düze yaşam şekli psikolojik sağlığı olumsuz yönde etkiliyor. Bu noktada bireylerin belirli aralıklarla kendini ödüllendirmesi, kendini mutlu hissedeceği hobilere ve kültür-sanat etkinliklerine zaman ayırması psikolojiye önemli katkılar sunuyor.

Zamanınızı ve stresinizi doğru yönetin

Günlük hayatta stresi ve zamanı yönetememe durumu; bireyin hem fiziksel, davranışsal, duygusal ve psikolojik problemler yaşamasına hem de kronik bir hastalığa yakalanmasına yol açabiliyor. Bu olası olumsuzlukların önüne geçmek için, stresi yaratan kaynakların belirlenmesi ve zaman yönetiminin önündeki engellerin tanımlanarak gerekli adımların atılması kritik önem taşıyor.

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

Cinsel istek azlığı

Cinsel istek azlığı evlilikleri bitiriyor!

Bu sorunun arkasında ise ergenlik döneminde aile ve çevreden görülen baskı geliyor... Sonuç ise mutsuz evlilikler...


Birçok evliliğin bitmesinin nedenlerinden biri de cinsel istek azlığı...

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Memorial Hastanesi'nden Uz. Klinik Psikolog Ayşe Elif Orhon, kadın cinsel işlev bozukluklarından biri olan "istek azlığı"nın en çok bilinen kadınsal cinsel bozukluk olan "vajinusmus"tan da daha sık görüldüğünü söyledi.

Cinsel birleşmeye engel olmadığı için kadınların tedavi için başvurmadığını ifade eden Orhon, ancak bu durumun çiftin ilişkisini olumsuz etkilediğini kayeddit.

Yanlış evlilikler

Diğer tüm cinsel işlev bozukluklarında olduğu gibi cinsel istek bozukluğunun da fizyolojik ve psikolojik birçok nedeni bulunuyor. Çoğu durumda bu nedenler bir arada rol oynayarak hastalığın ortaya çıkışına sebep oluyor. Ayşe Elif Orhon hastalığın ortaya çıkmasındaki etken faktörleri şu şekilde sıraladı:

• Psikoseksüel gelişim aşamalarında ortaya çıkan aksaklıklar
• Erken çocukluk dönemine ait bilinçaltı çatışmalar
• Cinselliğe dair gerçeküstü ve hatalı beklentiler
• Cinselliğe dair edinilmiş hatalı bilgiler
• Hatalı öğrenilmiş davranışlar
• Utanç, suçluluk, günahkârlık duygularına kapılma
• Cinselliğin yasaklandığı tutucu ve katı ahlak kurallarının bulunduğu toplumlarda yetişme
• Evlilik problemleri ve çatışmaları
• Eşler arası uyumsuzluk
• Eşlerin ikisinden birinde cinsel yaşamı olumsuz yönde etkileyen psikiyatrik bir hastalığın bulunması (depresyon gibi)
• Kişinin kendi bedenine, özellikle cinsel organlarına dair olumsuz düşünceler içerisinde olması

Her şey ergenlikte başlıyor

Cinsel istek azlığı ergenlik döneminden itibaren başlar ve tedavi edilmediğinde yaşam boyu devamlılık gösteriyor. Özellike katı ve tutucu toplumların bu cinsel işlev bozukluğunun ortaya çıkışında büyük etkisi bulunuyor.

Çok küçük yaşlardan itibaren uygulanmaya başlayan cinsel yasak ve baskılar kişilerin cinsel güdülerini bastırmasına ve zamanla cinselliğe ve kendi bedenine yabancılaşmasına neden oluyor.

Bazı durumlarda ise önceleri bir problem yokken sonradan cinsel istek azlığı ortaya çıkabiliyor. Ayşe Elif Orhon bunun nedenlerini ise şöyle sıraladı:

• Kronik hastalıklar
• Kişinin kullandığı ilaçlar
• Alkol kullanımı
• Uyuşturucu madde kullanımı
• Menapoz
• Emzirme dönemi
• Psikiyatrik bozukluklar
• Eşler arası çatışmalar
• Kişinin cinsel bir travma yaşamış veya cinsel şiddete maruz kalmış olması

Tedavisi var mı?

Orhon, cinsel istek azlığının tek ve geçerli tedavi yönteminin cinsel terapi olduğunu söylüyor ve ekliyor "Cinsel istek azlığı yaşayan kadınlar uzmana başvurmadığı ve tedavi edilmediğinde yaşayacakları haz deneyiminden vazgeçmiş olurlar ve partnerleriyle ilişkileri ciddi şekilde etkilenir. Bunun nedeniyse cinsel ilişki çiftler arasındaki bir iletişim ve yakınlaşma şekli ve sürecidir. Bu süreçte meydana gelen aksaklıklar hem bireyi hem de çiftin ilişkisini olumsuz yönde etkileyip sekteye uğratabilmektedir."

Cinsel işlev bozukluklarının hepsinde olduğu gibi cinsel istek azlığı da çiftin ortak yaşadığı bir problem ve terapiye iki kişinin de katılımını gerektiriyor. Dolayısıyla terapide partnerin eşlik etmesi, destekleyici bir tutum içerisinde olunması büyük önem taşıyor.

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin

Sağlıksız olan yiyecekler neden lezzetlidir?

Sağlıksız olan yiyecekler neden lezzetlidir?

Hayatımızı ve sağlığımızı ele geçiren lezzetli ama bir o kadar da sağlıksız besinler neden bu kadar günlük yaşantımıza dahil oldu? Onları bu kadar lezzetli kılan içerdikleri kimyasal maddeler mi yoksa insan yaşamında yağlı ve tatlı besinlere yüzyıllar öncesinden beri duyduğumuz ilgi mi?


Küreselleşmenin etkisiyle çalışma saatlerinin fazla olup yemeğe ayrılan sürenin az olması sonucunda ortaya çıkan fast food tarzı tüketime öğrencilerin ve çalışanların gösterdiği ilgi oldukça fazla ve her gün bu tarz tüketimin ileride bir çok hastalığa davetiye çıkardığı da yapılan araştırmalarda bilimsel olarak kanıtlanmaktadır. Fast food tarzı beslenmeye alışan insanların sağlıklı yiyecekleri beğenmemeye başlaması da görülmektedir. Bunun nedenini gelin birlikte inceleyelim.


Çin Tuzu(MSG): 

Çin tuzu, Japonya'da laboratuvar ortamında üretilen kimyasal bir maddedir. Normal şartlarda herhangi bir tadı bulunmadığı halde hangi gıdaya katılırsa o gıdanın tadını pekiştirici, tadını güzel hale getirme etkisi vardır. Lezzet artırıcı etkisiyle gıda sektöründe çoğu hazır gıdalarda bulunmaktadır ve sık sık tüketme isteğine neden olmaktadır. Çin tuzu; et ve tavuk suyu tabletleri, hazır soslar, hazır çorbalar, tatlı ve tuzlu hazır gıdaların bazılarında, hemen hemen tüm cipslerde, fast food gıdalarda kullanılmaktadır.


Şekerli Besinler: 

Çikolata, dondurma, pasta, şekerlemeler, reçel, kurabiye, kremalı bisküviler bol miktarda şeker içeren besinlerdir. Yüzyıllar öncesinden bile tatlı besinler zenginliğin göstergesiydi. Genellikle bal veya şekerlemeler şeklinde soyluların evinde bulunurdu. Antik Mısır'da milattan önce 1000 yıllarında şekerlemeler tanrılara sunuluyordu veya soylulara ayrılıyordu. Bizler de yüzyıllar öncesinden gelen alışkanlıklarla psikolojik olarak tatlı türü besinler tükettiğimizde kendimizi daha mutlu hissediyoruz.


Yağ Oranı Yüksek Besinler: 

Hamburger, pizza, döner, kızartılarak pişen besinler, dondurma, işlenmiş et ürünleri(sosis, salam, sucuk), milkshake, margarin gibi ürünlerde sağlıksız yağlar bulunmaktadır. Yağlı besinleri tüketmeyi sevmemiz ise atalarımızın zamanında yiyecek bulmanın zor olması sebebiyle vücuda fazla enerji alımı için yağların tercih edilmesiydi. Geçmişimizden gelen bu alışkanlık hala devam ediyor. İtalikler'in Tanrılara katı yağ ve ince hamurdan pide sunumunda bulunduğuyla ilgili yazılara rastlanmıştır. Böylelikle yağın önemi yüzyıllar öncesinden bizlere tarih kitapları tarafından gösterilmiştir.


Tuzlu Besinler: 

Tuzlu kraker, zeytin, peynir, turşu, cipsler, konserve ürünler, patlamış mısır, paketlenmiş ürünler fazla miktarda tuz içerir. Tuz kas ve sinir hücreleri için gerekli olan sodyumu içerir. Fakat ülkemizde tuz tüketimi çok olduğu için bunu kısıtlamanın sağlığımız için en doğrusu olduğu düşünülmektedir. Tuzun Antik Roma kültüründe hemen her sofrada bulunması yemeğin lezzeti için o zamanlardan şimdiye kadar gelen bir alışkanlık olduğunu gösteriyor. Tuz da şeker gibi sadece lezzet için tüketiliyor.


Yağlı ve şekerli gıdalar çocukluğumuzda bize ödül olarak gösterildi. Bir başarı elde ettiğimizde bu besinlerle ödüllendirildik ve bu düşünce yetişkin bireyler olsak da zaman zaman bizleri ele geçirebiliyor. Stresli veya duygusal olarak sıkıntılı olduğumuz zamanlarda yağlı ve tatlı tatlara sahip olan fast food türü besinlere bu düşünceden dolayı yöneliyoruz.


PEKİ SİZLER HANGİ SAĞLIKSIZ BESİNLERİ TÜKETİYORSUNUZ?

instagram:dytbeyzakr

Dyt. Beyza KARABULUT


Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin