SON YAZILAR
latest

Yaşamın içinden

yaşam/block-3

sağlıklı yaşam

sağlıklı yaşam/block-1

Kadın Sağlığı

Kadın Sağlığı/block-3

aşk oyunları

aşk oyunları/block-6

sağlıklı yiyecekler

sağlıklı yiyecekler/block-3

moda

moda/block-2

güzellik sırları

güzellik sırları/block-3

diyet zayıflama

diyet zayıflama/block-4

Son yazılar

Salgın büyük şehirlerden göçü artırıyor

Salgın büyük şehirlerden göçü artırıyor

Sağlık ekonomisi uzmanı Prof. Dr. Onur Başer, “Şehirlerde sıkışıklık yüzde 10 arttığı zaman Covid-19’un yayılım hızı yüzde 6,7 artıyor. Bu nedenle insanların büyük şehirlerden uzun bir süre daha uzak kalacağını tahmin ediyoruz” dedi.


MEF Üniversitesi İktisat Bölümü Başkanı ve Sağlık ekonomisi uzmanı Prof. Dr. Onur Başer’in “Nüfus yoğunluk indeksi ve bu indeksin Covid-19’un dağılımı üzerinde kullanımı” konulu araştırmasına göre, nüfus ağırlıklı yoğunluğun enfeksiyon oranlarının en önemli belirleyicilerinden biri olduğu bulgusuna ulaşıldı. Bununla birlikte, bazı ilçelerde daha yüksek yoğunluk olsa dahi gelişmiş sağlık bakım sistemleri nedeniyle, Covid-19 kaynaklı ölümlerin daha düşük seviyede olduğu ortaya çıktı. 


Sağlık sektörünün prestijli yayını Health Policy Journal tarafından kabul edilen araştırmayı değerlendiren Prof. Dr. Onur Başer, “Sıkışıklık yüzde 10 arttığı zaman yayılım hızı yüzde 6,7 artıyor. Bütün ülkelerde kalabalık bölgeler o ülkelerin salgın merkezleri olarak ortaya çıkıyor. Nüfus yoğunluğu arttıkça yayılım hızı artıyor. 15 milyondan fazla nüfusa sahip İstanbul, nüfus ağırlıklı endeksine göre ilk sırada yer alıyor. Örneğin, Esenler’deki yayılım hızının Beşiktaş’tan iki kat fazla olduğunu gözlemledik” dedi.


Yoğun yapılaşma riski artırıyor


Prof. Başer, önceki araştırmalara göre, yoğun yapılaşmanın alanlardan tasarruf etmek, inovasyonun artması, genel ekonomik üretkenlik, daha fazla sosyal sermaye, daha az obezite olasılığı ve yaşam beklentilerinde artış gibi birçok avantajı olduğunu belirtti. Başer, “Ancak yoğun yapılaşma, koronavirüs savaşında, ‘büyük düşman’ olabilir. Bu bölgelerde yasayan insanların kırsal kesimde yasayan insanlara göre günlük yaşantıları farklıdır. Farklı şekillerde alışveriş yapıp, seyahat ederler, yürüme veya toplu taşıma kullanma oranları çok daha yüksektir. Hastalık, çok fazla insan teması olduğu için nüfus ağırlıklı alanların olduğu bölgelerde daha hızlı yayılır” dedi.


E-devlet üzerinden vefat verilerinin de incelendiği araştırmada, İstanbul’daki sıkışıklık, nüfus, yoğunluk göze alınarak diğer şehirler ile kıyaslandığında İstanbul’daki sağlık personelinin başarısı dikkat çekti. Başer, “Her ne kadar İstanbul’da Covid-19’a yakalanma şansınız daha yüksek olsa da yakalansanız da İstanbul’da olmak tedavi açısından birçok şehre göre daha avantajlı duruyor” diye konuştu.


Taşınma trendi sürüyor


Pandeminin başlangıcında dünyanın salgın merkezi olan New York’ta vaka sayısının çok düştüğünü ve şu anda New York’un ABD’nin en güvenilir eyaletlerinden biri olduğunu açıklayan Prof. Başer, bunun sebebinin New York Valisi’nin uyguladığı sıkı karantina tedbirlerinin yanında New York halkının şehirden ayrılarak şehri seyrekleştirmesinin de etkisinin olduğunu belirtti. Nakliye firmalarından alınan verilere göre New York’tan daha seyrek yapılaşmanın olduğu eyaletlere taşınma oranlarının gecen yıla göre yüzde 75’lere varan artışlar gösterdiğine dikkat çekerek, bu eğilimi Türkiye’de de gözlemlediklerini söyledi.


Sinop, Kastamonu ve Artvin’e dikkat


65 yaş ve üstünün yüksek olduğu şehirlerde de yayılma hızının yüksek olduğunu belirten Prof. Başer, literatürde artan yaş ile bağışıklığın azaldığını ve bunun yayılma hızına katkı yaptığı şeklinde yayınların olduğunu, Türkiye’de de aynı eğilimi gördüklerini belirtti. Normalleşme dönemi sonrası şehirler arası yolların açılması ile vaka sayılarının hızla arttığı şehirlerin Sinop, Kastamonu ve Artvin’in 65 yaş ve üstü nüfusun en yoğun olduğu iller olduğunu belirtti.


Daha önce artan sıcaklığın Covid-19 yayılımını azalttığına dair yayınlar yapılmıştı, buna benzer bir eğilim Türkiye verilerinde de görüldü. Türkiye’de son 40 yılın ortalamalarına bakıldığında, araştırmanın yapıldığı Nisan başındaki dönemde iller arası sıcaklığını -3 (Ardahan) ile 14 (Mersin) derece arasında değiştiğini ifade eden Prof. Başer, araştırmanın sıcaklık artışının yayılım hızını azalttığını gösterdiğini belirtti.


Türkiye’de erkek nüfusun kadın nüfusa gore en fazla olduğu şehrin Tunceli, en az olduğu sehrin ise Kütahya oldugunu söyleyen Başer, şimdiye kadar diğer ülkelerde yapılan bazı yayınlarda gördükleri gibi Türkiye’de de erkeklerin kadınlara göre daha büyük olasılıkla Covid-19’a yakalanma olasılığı görmediklerini belirtti. Başer, şehirlerdeki GSYİH'da yüzde 1'lik bir artışın vakaların büyüme hızındaki yüzde 1.12'lik artışa sebep olduğuna dikkat çekerek, Dünya Bankası'nın göstergelerini kullanarak yaptıkları analizlerde GSYİH ile Covid-19 vaka sayıları arasında güçlü ve anlamlı bir ilişki olduğuna dikkat çekti.


İstanbul’un yoğunluğu Londra’nın iki katı


Prof. Dr. Onur Başer’in araştırmasında, Türkiye İstatistik Kurumu nüfus değerleri ve Google Earth kullanan çeşitli web sitelerinden alınan alan değerleri kullanılarak, Türkiye'deki her şehir için nüfus ağırlıklı yoğunluğu hesaplandı. 15 milyondan fazla nüfusa sahip İstanbul, nüfus ağırlıklı endeksine göre ilk sırada yer alıyor. İstanbul'da yaşayanlar, 1 kilometrekarelik bir alanda, ortalama 16 bin 757 kişiyle birlikte yaşıyor. İstanbul'un nüfus ağırlıklı yoğunluğu Barselona, Madrid ve Valensiya'dan daha düşük, ancak Paris nüfus yoğunluğundan daha yüksek ve Londra'nın neredeyse iki katı. Araştırmaya göre, Türkiye'de bir kişi 1 kilometrekarelik bir alanda 3 bin 868 kişiyle birlikte yaşıyor. Ortalama eğitim seviyesi 7,5 yıl civarında ve nüfusun yüzde 9,12'si 65 yaş ve üzerinde. Erkek nüfusu kadın nüfusa göre biraz daha yüksek ve kişi başına gelir 9 bin 745 Dolar. Türkiye'de her 1000 kişi için, yaklaşık 1.9 doktor, 2.37 hemşire ve 2.22 sağlık çalışanı bulunuyor.


*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Göbek bölgesi yağlanması!

Göbek bölgesi yağlanması!

Zayıf kadınların bile derdi: "Göbek Yağlanması!"

Suadiye Memorial Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Oya Yüksek, “Göbek bölgesi yağlanması” hakkında bilgi verdi.

Son dönemlerde göbek bölgesi yağlanması kalça-basen bölgesi yağlanmasından daha büyük bir sorun haline geldi. Lokal yani bölgesel olarak tabir edilen bu tür yağlanmalar zayıf kadınlarda bile görülen sorunun nedenleri arasında ise, yüksek şekerli yiyecek alımının fazla olması, hareketsizlik (oturarak çalışma) ve insülin dengesizliği başta geliyor. Suadiye Memorial Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Oya Yüksek, “Göbek bölgesi yağlanması” hakkında bilgi verdi.

İnsülin dengesizliği neden göbek yapar?

Kandaki şekeri kontrol eden bu hormonun kandaki seviyesi çok önemli. İnsülin metabolizması bozulduğu zaman kan şekeri seviyelerinde ve bununla birlikte diğer kan değerlerinde bozulmalar ve özellikle bel-karın bölgesinde yağlanmalar oluşur. Bununla birlikte alınan yüksek karbonhidrat da bu rahatsızlığı tetikler.

Yağlanmamak için kalori mi içerik mi önemli?

2007 yılında Diyabet Merkezi’nin yaptığı bir çalışmada her ikisinin de önemli olduğu kanıtlandı. Araştırma kapsamında; aynı kaloriye fakat farklı besin öğelerine sahip üç beslenme programı hazırlanmış, 62 yaş civarında ailesinde diyabet geçmişi olan ve vücutlarında insülin direnci gelişmiş 11 obez katılımcıya uygulanmış. Bu katılıcılar 28 gün boyunca 1600 kalorilik ve dört öğüne bölünmüş (öğün başına 400 kal) bir program uygulamışlardır. Sonuç olarak; kilo ve yağ değişimleri olmamış fakat yüksek karbonhidrat alındığı zaman vücut yağlarının göbek bölgesine doğru biriktiği gözlemlenmiştir. Diğer bir iddia ise; yüksek karbonhidrat ile birlikte alınan tekli doymamış yağların insülin metabolizmasını düzelttiği için göbek bölgesi yağlanmasını yavaşlattığı ve koruduğudur. Bu çalışmada tekli doymamış besin kaynağı olarak; avokado, ceviz, zeytinyağı, zeytin, çekirdek ve bitter çikolata kullanılmıştır. Bununla birlikte birçok çalışma tekli doymamış yağların insülin metabolizması üzerinde olumlu etkilerinin olduğunu savunmaktadır. 

Göbek bölgenizi nasıl kontrol altında tutarsınız?


1. SIKILAŞTIRMA: Vücut kaslarını korumak için sıkılaştırma(kuvvetlendirme) hareketlerinin yapılması.
2. EGZERSİZ: Yağ yakımı için aerobik egzersiz
3. DİYET: Kalp sağlığını koruyan doymamış yağların çok, doymuş yağların az olduğu Akdeniz Tipi beslenme programı ve kilo yönetimi için gün başına alınan enerjiden 100 kal/gün kısıtlamak.
1. Yüksek karbonhidrat yerine daha düzenli dağılmış öğünleri tercih etmek ve karbonhidrat alımında ise karışık karbonhidrat diye tanımlanan esmer tahıl ürünlerinin tüketilebilir.
2. Salata ve yemeklerde zeytinyağı veya kanola yağı kullanılabilir.
3. Öğün aralarında fındık veya ceviz tüketilebilir.

Plastik cerrahide göbek yağlanmasına çözümler!

Mahmure'de sorularınızı yanıtlayan uzmanlarımızdan, Este Klinik Op.Dr.Yakup Avşar,
göbek yağlarımızdan kurtulmanın yöntemlerini anlattı.

KARIN GERME (ABDOMİNOPLASTİ)

Doğum sonraları başta olmak üzere,kilo vermelerden sonra karın bölgesinde yağlanma ve karın cildinde sarkmalar görülür.Göbek deliği açılmış ve göbeğin altında cilt çatlakları da oluşmuştur.Karın bölgesindeki yağlar çoğu kez bel bölgesine kadar taşarak bel oyuğunu yok eder ve mide üzerinde de bombelik yapar.Tüm bu deformasyonlar bir operasyonla giderilebilir. Abdominoplastide hedef;karın kaslarındaki yırtığı onarmak,cilt ve yağ fazlalığını almak,göbek altındaki çatlakları gidermek,yeni estetitik görünümlü göbek deliği,mide bölgesi ve bel oyuğunu oluşturmaktır.
Operasyon sonrası iyileşme süresi on gündür.Fazla kilo alıp-verilmediği,tekrar hamile kalınmadığı sürece yapılan işlem kalıcıdır.

MİNİ KARIN GERME (MİNİABDOMİNOPLASTİ)

Göbek deliğinin altında yağlanma ve cilt sarkaması olup,diğer bölgelerinde deformasyon olmayan kişilere yapılır.Sadece göbek altındaki cilt ve yağ fazlalığı alınarak estetik görünüm sağlanır.İyileşme süresi ortalam 5-7 günde tamamlanır.Kiloya dikkat edildiği taktirde işlem kalıcıdır.

BÖLGESEL YAĞLANMADA YAĞ ÇEKME (LİPOSUCTİON)

Liposuction belli bölgelerde cilt altında birikmiş inatçı yağları vakum yardımı ile çekme işlemidir.Basen,göbek,uyluk iç kısımları,üst kollar,gidı,bel ve popoda görülen fazla yağları çekmek için uygulanır.Liposuction için uygun adayların ciltte bolluk olmaması ve bölgesel yağlanmanın olması gerekir.Unutulmaması gereken önemli bir konuda; liposuctionın bir kilo verme yöntemi olmayıp,vücut kontürlerini düzeltme işlemi olduğudur.İşlem sonrası 2-3 günde işe başlanabilir. Düzenli egzersiz ve diyete dikat edildiği taktirde de işlem kalıcı olur ancak,kişi kilo aldığı zaman liposuction yaptırdığı bölgeler de tekrar yağlanma oluşur.

*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Geçen yüzyılda cinsel yaşam!

Geçen yüzyılda cinsel yaşam!

Günümüzde artık vazgeçilmez hale gelen seks 100 yıl önce nasıldı? Bugün seks yaşamı geçmişe göre oldukça hayat dolu. Web siteleri ve kitaplar geçmişten günümüze kadar ki seks yaşamını, tutkuyu ve tatmini göz önüne seriyor. 

Ruth Smythers'in 1894 yılında yazdığı ve yıllar sonra günümüzde yeniden basılan kitabında geçmişteki seks kuralları anlatılıyor. Buna göre eski zamanlarda seks iğrenç ve acı dolu. Çok nadir ve gönülsüzce yapılan ilk seks tecrübesinde kadınlara sadece itaat etmeleri öneriliyor. 

İşte 1894'lerde seksle ilgili kadınlara verilen öneriler.. 

1894'lerde kadın nadiren, gönülsüzce birlikte olmalı.. 
Akıllı bir gelin haftada sadece iki kere eşiyle birlikte olabilir ve çok fazla vakit kaybetmez, sıkça seks yapmaktan uzak dururdu. Hastalık numarası, uykusuzluk ve baş ağrıları gibi mazeretler sıkça söylenirdi. 

Seks 1894'lerde iğrenç olarak adlandırılıyor.. 

Çoğu erkek tarafından eğer biraz şans verilirse baştan çıkarılmak normaldi ancak kadınlar tarafından farklı pozisyonlar, vücudun erkek tarafından öpülmesi iğrençti. 

Özgüveni olan ve hassas bir koca avantajlıydı. Evlilikte unutulmaması gereken önemli bir kural vardı 
Az, nadiren ve isteksizce birlikte ol.. Diğer taraftan evlilikte şehvet ve ihtiras önemliydi.. Bununla beraber kadınlar için toplumda kabul görülenden daha az seks yapmak önemli bir sorundu, bir kadının eşiyle ne sıklıkta birlikte olabileceğini iyi bilmesi gerekirdi. 

Kadın ve erkek çıplak kalmamalıydı 

Akıllı bir kadın asla kocasının onu çıplak görmesine izin vermemeliydi. Aynı şekilde kadın da kocasını çıplak görmemeliydi. Çoğu kadın bu nedenle yatarken seks sırasında çıkartmayacakları pamuklu gecelik, erkeklerde pijama giyerdi. Böylece seks isteklerini engelleyip, gizleyebiliyorlardı. Kadın yatağa ilk önce yatıp ışığı kapattığında ve sessiz kalıyorsa erkeğin kendisine yaklaşmasını istemiyor demekti. Bu tür hareketler erkeğin cesaretini kırmak içindi. 

Seks hakkında konuşmak uygunsuzdu.. 

Erkek kadına yaklaştığında kadın mümkün olduğu kadar çabuk uzanmalıydı. İyimser kocalar için seksüel heyecan kadar bedensel istek de önemliydi. Seks engellenemezdi, sadece karanlık çöktüğünde yapılabilirdi. 

Seks hakkında konuşarak, cilve yaparak, seks hakkında hikayeler okuyarak, fotoğraflara bakılarak ve seksi tablolar çizilerek erkekler baştan çıkartılmamalıydı, bunlar sevimsiz davranışlar olarak algılanırdı. 

Eğer erkek bir kadının dudaklarını öpmek için eğilirse, kadın başını usulca yana çevirmeliydi. Erkek sadece nazikçe yanaklarını öpebilirdi. Eğer bir erkek kadının elbisesini çıkartarak onu öpmeye çalışıyorsa kadın derhal kendini geri çekmeli, erkeği itmeli, yataktalarsa yataktan kalkmalıydı. 

Eğer bir kadının kocası onunla şehvet uyandırıcı konuşup birlikte olmaya çalışırsa, akıllı bir kadın seks içermeyen bazı sorular sorarak konuyu değiştirmeliydi. 

Kadınlar seks sırasında nasıl davranırdı? 

Kadınlar, erkekler seks sırasında abartılı davrandıklarında veya öfkelendiklerinde kesinlikle sessiz kalmalıydılar. Bu süreçte söylenmemeleri, mükemmel bir yalancı olmaları gerekebilirdi. 

Erkek seksi bitirir bitirmez, akıllı bir kadın seks yerine erkeğin günlük olarak yapması gerekenlere dair konuşmalıydı. 

Zeki kadınlar, seks yaşamıyla ilgili yeni yöntemleri kabul etmemeli, eşini cesaretlendirmemeli ve eşinin bu konudaki tavırlarını, isteklerini görmezden gelmeliydi. 

Tartışmalar, dır dır etme, azarlama ve ufak tefek ağız dalaşı gece yatmadan bir saat önce onun cesaretini kırmak ve isteğini azaltmak için önerilirdi. 

Evliliğin 10. yılında çoğu ev hanımı çocukların yetişmesiyle ilgilenirdi ve kocasıyla tüm seksüel birlikteliğinin sonuçlarına ulaşmış sayılırdı. Bu dönemde kadın kocasının aşkına çocukları için ihtiyaç duyar ve sosyal baskılar nedeniyle koca evde kalırdı. 

Seks için çiftlere neler öneriliyor? 


* Kocanızla sekse başlarken onu cesaretlendirecek ve memnun edecek şeyler yapın.. 
* Seksi sonuna kadar coşkulu yaşayın. Asla hayır dememeye çalışın ve seks sırasında diğer sorunlardan ya da problemlerden konuşmayın.. 
* Yenilik yaratın. bazen zarif bir lady bazen vampir ruhlu bir kadın olun. Bazen romantik bazen fantastik yeniliklerle seks yaşamınıza renklilik katın. 
* Aşk seksin bir parçasıdır ancak dokunmak, oyunlar oynamak erkeklerin en çok hoşuna giden hareketlerdir. Bunları deneyin. 
* Vücudunda sevdiğiniz bölgeleri söyleyin, dokunuşlarını ve hareketlerini övün. Bu on u seks için cesaretlendirecek ve daha çok haz alacaktır. 
* Sevdiğiniz sıcak hareketleri, fantazilerinizi paylaşın. Seks yaşamınızı her seferinde farklışatırmaya çalışın. 
* Seksi görünmek için iç çamaşırları alın, yatak odanızın dizaynını değiştirin. 
* Masaj, köpük banyosu gibi sizi harekete geçirecek şeyler yapın, sekse hazır olun. 
* Eşiniz seks filmleri izlemeyi seviyorsa onunla izleyin, erotik hikayelerden hoşlanıyorsa birlikte okuyun. 
* Seks için yatak odanızın dışında farklı yerler bulun. Sadece sizin memnuniyetinize odaklanın. 
* Ona kendini harika hissettirecek harika erotik hikayeler anlatın. Aklınızda sadece seks olsun. 
* İyi vakit geçirmek için planlar yapın. İlk kez seks yapıyormuş gibi bir ortam hazırlayarak seks yapın ya da onunla ikinci bir balayına çıkın. 

*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Çikolatanın sadece mutlulukla değil sağlıkla da ilgisi var

Gıda, beslenme ve sağlık konularında geliştirdiği projelerle toplum sağlığının geleceği için çalışan Sabri Ülker Vakfı, 7 Temmuz Dünya Çikolata Günü vesilesiyle neredeyse herkesin severek tükettiği çikolatanın sağlığa faydalarına dair önemli bilgiler paylaşıyor.

Kurulduğu 2009 yılından bugüne, gıda, beslenme ve sağlıklı yaşam bilincinin gelişmesine katkı sağlamak, topluma bu konulardaki en doğru, güncel ve bilimsel bilgiyi aktarmak hedefiyle çalışmalarını sürdüren Sabri Ülker Vakfı, 7 Temmuz Dünya Çikolata Günü nedeniyle çikolata ve sağlık ilişkisine dikkat çekiyor. 7'den 70'e herkes için çikolatanın mutluluğu çağrıştırdığını hatırlatan Sabri Ülker Vakfı, sevilen bu lezzetin sağlıkla ilişkisine yönelik bilimsel bilgiler aktarıyor.

Çikolata kalp-damar ve şeker hastalığından koruyor!

Konu çikolata ve sağlık ilişkisi olduğunda en çok çikolatanın polifenol, mineral ve posa içeriğinden bahsediliyor. Peki, bu ponifenoller ne işe yarıyor? Polifenoller, antioksidan özellik gösteriyor. Önemli miktarda polifenol içeren çikolatanın da bu sayede özellikle kalp-damar hastalıkları ve şeker hastalığına karşı koruyucu olabileceği belirtiliyor. Ayrıca polifenollerin, damarların içyapısının işlevlerini geliştirerek, damarların genişleme kabiliyetinin artmasını sağladığı, böylelikle kan basıncını düşürerek yüksek tansiyon riskini azaltabildiği bildiriliyor. Buna ek olarak çikolatanın, iyi huylu olarak nitelendirilen kandaki HDL kolestrol düzeylerini arttığı da biliniyor.

Çikolata, polifenollerin yanı sıra magnezyum, sodyum, potasyum, bakır, çinko gibi mineraller ve posa da içeriyor. Bu muhteşem üçlünün kalp sağlığını desteklediği ve kan kolesterol düzeylerinin kontrolünde rol oynadığı da biliniyor. Çikolatanın bir diğer bileşeni de yağlar… Daha çok doymuş yağ içerse de çikolatanın bileşimindeki doymamış yağ asitleri, kötü huylu olarak bilinen LDL kolesterol seviyelerinin kontrolüne yardımcı olduğu biliniyor.

Porsiyon Kontrolünü Unutmayın!

Çikolata tüketme fikri de tüketimi de mutlulukla ilişkili… Bunun nedeni ise çikolata da bulunan ve bir amino asit olan triptofanın, mutluluk hormonu olarak da bilenen serotonin salınımını uyarması... Ayrıca çikolatadaki kafein ve teobramin, sinir sistemini uyararak yorgunluk halinin ve stresin azalmasına da katkıda bulunuyor.

Yeterli ve dengeli beslenirken, porsiyon kontrolü ve tüketim sıklığı dengelendiğinde çikolata sizi şişmanlatmak yerine polifenol ve teobramin içeriği ile insülin direncini önlemeye ve sağlığınızı geliştirmeye yardımcı oluyor.

*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Seksi görünmenin 10 pratik yolu

Seksi görünmenin 10 pratik yolu

Seksi görünmek ve beğenilmek kadınların en büyük tutkularından biridir. Bunun için çoğu zaman saatler harcayabilirler. Seksi olmayı kolaylaştıracak 10 pratik öneri ile artık bu saatler size kalacak. 

Küçük dokunuşlarla seksi görünebilir, dikkatleri üzerinize çekebilirsiniz.

İşte anında seksi gösteren önerileri:

Dantelin sonsuz çekiciliği

Hiçbir zaman modası geçmeyecek ve her zaman kadının seksiliğini öne çıkaracak bir ürün olan dantel, seksilik için önemli bir detaydır. Dantel bir bluz, dantel bir elbise veya dantel iç çamaşırı farketmez; dantelin erkekler üzerinde her zaman önemli bir etkisi vardır.

En önemli silah: Dolgun dudaklar

Angelina Jolie, Rihanna ve Adriana Lima sahip oldukları seksi görüntülerini neye borçlular? Tabii ki dolgun dudaklarına. Dolgun dudaklı kadınlar, her dönem erkekler tarafından daha seksi bulunmuştur. Bu cazibeyi yakalamak için Max Factor Colour Elixir Lipstick 715 Ruby Tuesday’in büyük yardımı olacaktır. Zayıf ve ince dudaklar, iyi bir ruj ve basit bir makyaj hilesiyle daha iri ve dolgun gösterilebilir.

Buğulu gözlerin etkisi

Dumanlı göz makyajı, gözleri iri göstermenin en güzel yollarından biridir. Üstelik bakışlara hüzünlü bir seksilik de katar. Buğulu bakışlar erkekler üzerinde oldukça etkilidir. Dumanlı göz makyajı, özellikle gece gezmelerinde rahatlıkla kullanılabilir. Buğulu gözler için öneri, duman rengi farlar.

İç gıcıklayıcı dekolteler...

Kıyafet seçiminde aşırıya kaçmayan hafif göğüs dekolteli bluzlar ile seksi bir görünüm elde edilebilir. Seksi görüntüye katkısı sağlaması için sutyende de iç gıcıklayan bir model tercih edilmeli. Dekolte bölgesine sürülecek biraz ışıltılı krem de cazibeyi artıracaktır.

Baştan çıkarıcı kokular

Bir ortamda fark edilmenin en önemli yolu parfümdür. Kokular erkekler üzerinde baş döndürücü bir etkiye sahiptir. Doğru koku ile bir erkeği baştan çıkarmak çok daha kolay olacaktır. 

Baş döndüren uzun saçlar

Uzun ve omuzlara dökülen saçların çoğu erkek tarafından oldukça seksi bulunduğu çok bilinen bir gerçektir. Uzun ve bakımlı saçlar erkekleri cezbeder. Omuzlardan birini açıkta bırakan kıyafetlerde ise toplu saçlar tercih edilebilir.

İpek gibi saçların cazibesi

Erkeklerin başını döndüren, ilgisini çeken önemli özellik parlak ve bakımlı saçlardır. Bu yüzden rengi, şekli nasıl olursa olsun her zaman saçlar parlamalı ve bakımlı görünmelidir.

Aksesuarla noktayı koyun

Aksesuar kıyafetin tamamlayıcısıdır. Bir şapka, parlak bir kolye, tek bir yüzük gibi bir aksesuar ile çok fark yaratılabilir. Bazen tek renk ve düz bir elbiseye takılan, gerdanı ışıltıyla dolduran bir kolye veya baştaki şık bir şapka bir kadını ortamın en seksi kadını yapabilir.

Topuklu ayakkabı olmazsa olmaz

Kadını seksi gösteren en önemli aksesuardan biri de elbette topuklu ayakkabıdır. Mümkün olduğunca kadınlar tercihlerini topuklu ayakkabıdan yana kullanmalıdırlar. Çünkü daha uzun bacaklar her zaman daha seksi gösterir.

Dişiliğin sembolü: Kırmızı

Dişiliğin önemli bir parçası kırmızı renktir. Eğer dikkat çekmek isteniyorsa, kırmızı en ideal seçim olacaktır. Örneğin kırmızı bir elbise ile daha seksi görünmek çok daha kolaydır. Kıyafeti etkili hale getirmek içinse, pek çok farklı kırmızı tonu bulunan ojeler tercih edilebilir.

*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Aşk için risk almak gerekli

Aşk için risk almak gerekliİşte cesaret gerektiren ama karşılığında aşkınızı kuvvetlendireceği garanti denilebilecek 5 durum!

İlişki uzmanı Jennifer Oikle, yapacağınız bazı cesur seçimlerin ilişkinizi hareketlendireceğini ve sevgilinizle birbirinizi tanımaya yardımcı olabileceğini söylüyor. 

Bunu yapmaya hazır olduğunuz noktada, daha sağlam bir bağ oluşturabilir ve ilişkinizin monotonlaşmasını önleyebilirsiniz.

1) SIK SIK ARAMAYI BIRAKIN

Biz kadınlar, başımıza gelen en küçük şeyi anlatmak için bile çabucak telefona sarılırız. Doğal olarak aynı şeyi kendimizi rahat hissettiğimiz bir erkekle de paylaşmak istememiz kaçınılmazdır. Ancak bazı durumlarda geri adım atmanız, hatta deyim yerindeyse ortadan kaybolmanız gerekebilir.

'Zeki Çiftlerin Bildikleri' (What Smart Couples Know) isimli kitabın yazarı ve psikoterapist Patricia Covalt, kız arkadaşlarınızı sık sık aramanın ilişkilerinizi kuvvetlendireceğini, ancak aynı uygulamanın sevgilinizin sizden soğumasına sebep olabileceğini belirtiyor. Erkekler telefonu sadece bilgi paylaşımı için kullanırlar. Onu yalnızca hatırını sormak için arayıp gün içinde yaptıklarınızı detaylandırarak anlatmak sizin için bir ilişkinin tek şartı olsa da, aynı şey sevgiliniz için geçerli olmayabilir. Bir erkek sık sık arayan bir kadının kendisine muhtaç olduğunu düşünebilir. Aslında bunun tek sebebi, erkek ve kadın beyni arasındaki algılama farkıdır.

Gerçekten de sevgilinizi olur olmaz sebeplerle günde birkaç kez aramanızın arkasında bir nebze de olsa ihtiyaç duygusu yatabilir. Kadınlar genellikle erkek arkadaşlarından haber alamadıkları zaman endişelenirler ve bu nedenle sık sık telefon açarak ya da mesaj atarak ilişkilerinin yolunda gittiğinden emin olmak isterler.

Aslında dişinizi biraz sıkıp telefonu her aklınıza geldiğinde elinize almasanız, ilişkiniz için çok yararlı bir iş yapmış olabilirsiniz. Emin olun erkek arkadaşınız sizden bir süre haber alamayınca ne yaptığınızı merak etmeye başlayacak. Sizi aradığında ise aranızda geçen diyaloğa çok daha fazla ilgi ve heyecan duyduğunu hissedeceksiniz. Bu şekilde ilişkinizi güçlendirdiğinizi ve kısa zamanda dengelerin istediğiniz yönde değiştiğini görebileceksiniz.

2) ONUN HER FİKRİNE KATILMAYIN

Tabii ki sevgilinizin söylediği her şeye karşı çıkın demek istemiyoruz. Ancak gerçekten herhangi bir konuda içiniz rahat değilse düşündüklerinizi söylemekten çekinmeyin. Bu, daha sağlıklı bir ilişki kurmanızı sağlayacaktır.
Aynı fikirde olmamanın sağlam bir beraberlik getirmeyeceğini düşünüyor olabilirsiniz. Aslında bunun tam tersi geçerlidir. Savunduğunuz fikirleri açıkça dile getirmeniz; her şeye evet diyen bir kadın olmadığınızı göstereceğinden, size saygı duyacak ve onun gözündeki değeriniz artacaktır.

Oikle, erkeklerin sözel yolla iletişim kurmayı tercih ettiklerini ve onlara meydan okuyan kadınlara bayıldıklarını belirtiyor. Kendisiyle aşık atan ve rekabetçi yönlerini ortaya koyan kadınlara saygı duyan bir erkekle ilgili dikkat etmeniz gereken en önemli nokta, kendisini aptal gibi hissettirmemenizdir. Aynı fikirde olmadığınız herhangi bir konuda tartışırken kendi düşüncelerinizi açıkladıktan sonra görüşlerini dile getirmesi için ona da fırsat tanıyın. Bu yalnızca sizin çekiciliğinizi artırmakla kalmaz, aynı zamanda birbirinize daha derin ve içten bir şekilde yakınlaşmanızı sağlar.

3) ONU İLİŞKİNİZDE YAŞADIĞINIZ SORUNLARLA YÜZLEŞTİRİN

'Konuşmamız gerek' cümlesi, erkeklerin en çok çekindikleri ve duymak istemedikleri şeydir. Bu nedenle kadınlar bazen kırıldıkları noktaları erkek arkadaşlarına söylememenin daha iyi bir strateji olduğunu düşünürler. Her şey iyi giderken ortalığı bulandırmanın saçma olduğunu düşünseler de gerçekte uzun vadede sessiz kalmak ilişkiyi çıkmaza sokabilir. Dile getirmediğiniz küçük sıkıntılar üst üste binerek daha büyük sorunlar yaşamanıza sebep olabilir. Beklenmedik bir anda patlamanızın problemleri çözmesini beklemeyin. Bugüne kadar ona açılmadığınız için bu agresif tavrınızı garipseyebilir. Yıldönümüz için program yapmayı unuttuysa, sakin bir tavırla, 'Bu aralar çok yoğunum, yıldönümü planımızla ilgili yardımına ihtiyacım olabilir' diyebilirsiniz.

'Orijinal Kalp' (The Authentic Heart) isimli kitabın yazarı ve psikoterapist John Amodeo, erkeklerin netliğe ihtiyaç duyduğunu, kız arkadaşlarını memnun etmek istediklerini ancak zaman zaman bunu nasıl yapacaklarından emin olmadıklarını belirtiyor. Bu nedenle imalı tavırlar takınmak yerine ne yapması gerektiğini açık açık anlatırsanız elinden geleni yapacaktır.

4) KENDİ PROGRAMINIZI YAPIN VE ERKEK ARKADAŞINIZI DAVET ETMEYİN

Aslında buradaki fikir oldukça basit; birbirinizi sevdiğiniz için birlikte çok zaman geçirmenin çok normal ve harika olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Bu, teoride harika gibi görünse de gerçekte tüm boş zamanlarınızı birbirinize ayırmanız ilişkinize zarar verebilir.
Oikle'a göre, sürekli beraber olduğunuzda konuşacak konular azalır ve ne yazık ki bir müddet sonra birbirinizden sıkılabilirsiniz. Kısacası alışkanlık duygusu başta iki tarafa harika gelse de işler kısa zamanda tatsız bir hal alabilir. Bunun ötesinde, erkekler özel bir dünyası olan kadınlara karşı daha fazla ilgi duyarlar. Amodeo'ya göre, bir erkek kendini kadının hayatındaki en önemli şey görüyorsa omuzlarına büyük bir yük binmiş gibi hisseder. Bu da panikleyip ilişkiden uzaklaşmasına sebep olabilir. Ancak farklı ilgi alanları ve kendi başlarına yapabildikleri aktivitelere sahip olan kadınlar, erkeklere daha dinamik ve heyecan verici gelir. Bu da kız arkadaşlarına olan ilgilerinin yoğunlaşmasını sağlar.

Haftanın en az birkaç günü kendi planlarınızı yapın ve ona sizinle birlikte gelme seçeneğini de sunmayın. Aksi takdirde onsuz eğlenemediğinizi düşünebilir. Kendinize ait bir hayatınız olduğunda sevgiliniz sizi daha çok takdir eder. Güzel zaman geçirmek için ona muhtaç bir imaj vermektense, planlarınıza rağmen onunla zaman geçirdiğinizi göstererek ilişkinizin güçlenmesini sağlayabilirsiniz.

5) ONA SEVGİ GÖSTERİN

Günümüzün ilişki mantığına göre, birine aşık olsanız da duygularınızı fazla göstermemeniz gerekir. Böylelikle ilişki yürümediği takdirde en azından kendinizi budala gibi hissetmezsiniz. Covalt, bazı kadınların reddedilme korkusu yüzünden karşılarındaki erkeğe açılmaktan çekindiklerini söylüyor. Ancak bu mantıkla duygularınızı saklamanız bir süre sonra geri tepebilir.

Ayrıca gerçek duygularınızı saklamak erkek arkadaşınızın onunla ilgilenmediğinizi düşünmesine sebep olabilir. Unutmayın ki erkekler de aynı kadınlar gibi ilişkide üzerlerine düşülmesini isteyebilirler. Tabii bunu yaparken dengeleri gözetmeniz gerekiyor. İlişkinizde gerçek duygularınızı ortaya koyma biçiminiz çok önemlidir. Ancak kendisini özel hissettirecek kelimeler duymak için ölse de, ona çok fazla açılmanız panik olmasına neden olabilir.

Örneğin dışarı çıktığınız bir akşam ona, 'Seninle çok eğleniyorum' deyip orada bırakın. Ayrıldıktan sonra ne kadar harika zaman geçirdiğinize dair dört farklı mesaj atmanıza gerek yok. Onunla beraberken özel bir şey hissediyorsanız, bunu söylemekten çekinmeyin. Duyduğunuz heyecanı belli ölçüde göstermeniz size karşı olan hislerini kuvvetlendirecektir.

UYARI: BUNLARI SAKIN DENEMEYİNİZ!

Bazı riskler alınmaya değmez. Örneğin:

Ona ait olan her şeyin size de ait olduğu gibi eski moda kuralları unutun. Anlayacağınız onun e-posta veya Facebook hesabına girmeniz pek doğru bir davranış değil.

Sadakatini test etmeyin. Annesi sizden hoşlanmıyorsa, onu ikiniz arasında bir seçim yapmaya zorlamayın.

Onu arkadaşlarınızla tanıştırırken sakın 'Gelecekteki kocam' ifadesini kullanmayınız.

*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Hamile kalmayı zorlaştıran 5 önemli neden


Çocuk sahibi olmak evli çiftlerin büyük bir bölümünün rüyası. Ancak bu her zaman çok kolay olmayabiliyor. Düzenli olarak ilişki kurulmasına rağmen 1 yıl sonunda gebe kalınamaması durumuna verilen isim olan infertilite yani kısırlık vakalarının yüzde 85'inde altta yatan bir sebep tespit edilebiliyor. 

Teknolojik ve bilimsel gelişmeler sayesinde bu oranın her geçen gün arttığını belirten Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Murat Arslan, kadın infertilitesinin (kadınlarda görülen kısırlığın) çiftlerde görülen infertilite sebepleri içerisinde yüzde 30 ila 35 oranında tek başına, yüzde 20 ila 25'inde ise erkeğe bağlı nedenlerle birlikte görüldüğüne dikkat çekiyor. Prof. Dr. Murat Aslan, kadınlarda en sık rastlanan 5 önemli infertilite nedeni hakkında da detaylı bilgiler paylaşıyor.

Yumurtlama bozuklukları ve Polikistik over sendromu (PKOS)

Kadına ait infertilite sebepleri arasında yumurtlama bozuklukları ilk sırada yer alıyor. Yumurtlama bozukluklarına yol açan sebepler arasında ise polikistik over sendromu (PKOS) başı çekiyor. PKOS, kadında seyrek veya hiç yumurtlama olmamasının yanı sıra farklı hormonal dengesizliklerin izlendiği, buna bağlı olarak gebe kalamama, vücutta kıllanma, sivilcelenme, adet olamama gibi sorunların da ortaya çıktığı karmaşık bir tablo. Bu sendromun varlığı durumunda kadının yumurtalıklarında normale göre daha fazla yumurta bulunmasına karşın bunların içerisinden bir yumurtanın seçilmesi, olgunlaşması ve atılmasında sorun yaşanıyor. "PKOS'lu infertil bir kadında tedavi sırasında amacımız yumurtlamanın sağlanması. Bunun için bazı hastalarda basit, ağızdan verilen ilaçlar yeterli olurken bazı hastalarda daha kompleks tedaviler gerekebiliyor" diyen Prof. Dr. Murat Arslan, basit tedavilere rağmen düzenli yumurtlama sağlanamayan, sağlansa bile gebe kalamayan hastalarda üremeye yardımcı olmak üzere aşılama veya tüp bebek tedavisi uygulanabileceğini belirtiyor. Tedaviler süresince kadının üzerine düşen en önemli görev ise kilo almamak, hatta kiloluysa karbonhidrat tüketimini azaltarak biraz kilo vermek. Bu sayede hastadaki hormonal dengesizlik bir nebze geriletilebiliyor.

Yumurtalık rezervinde azalma

Yumurtalıkların içerisinde barındırdığı yumurta sayısına yumurtalık rezervi ismi veriliyor. Yumurtalık içerisinde mevcut yumurtalar ne kadar fazlaysa o kadının yumurtalık rezervi o kadar iyi kabul ediliyor. Bir kız çocuğu doğduğunda yumurtalıklarındaki yumurta sayısı yaklaşık 2 milyon civarında oluyor. Ergenliğe kadar geçen sürede bu rakam yaklaşık 400 bine düşüyor. Ergenlikten sonra da her ay ortalama 1000 yumurta kaybı yaşanıyor. 30 yaşından sonra yumurtalık rezervi daha hızlı azalmaya başlıyor, 35 yaşından sonra ise azalma çok daha hızlı oluyor. Tabii ilerleyen yaşla birlikte tek sorun yumurta sayısının azalması değil. Daha önemli sorun kalan yumurtaların içerisinde iyi kalitede yumurtaların oranının azalması olarak ortaya çıkıyor. Buna bağlı olarak atılan herhangi bir yumurtanın döllenebilme, döllendikten sonra iyi embriyo olabilme şansı azalıyor ve bu da kadının gebe kalabilme şansını azaltan en önemli faktör olarak öne çıkıyor. Bu nedenle sağlıklı bir şekilde gebe kalabilme ve anne olma planları yapılırken bu faktörleri hesaba katmakta fayda var.

Endometriozis

Normalde sadece rahim içerisinde bulunması gereken rahim iç dokusunun vücutta farklı yerlerde bulunması endometriozis hastalığı olarak isimlendiriliyor. Endometriozis bütün kadınların yaklaşık yüzde 20'sinde, gebe kalamayan kadınların ise yüzde 50-70'inde farklı derecelerde görülüyor. Diğer bir ifadeyle endometriozis kadınlarda infertiliteye yol açan en önemli hastalıklardan biri. Normal pozisyonunda olmayan bu rahim içi dokusu, karın içerisinde karın zarı ve tüplerde yer aldığı zaman her adet döngüsüyle birlikte bu dokuların yapısını daha çok bozuyor, karın içerisinde yapışıklık ve tüplerde (rahim kanallarında) tıkanmalara sebep oluyor. Tüm bunlara ek olarak yumurtalıkların karın içerisindeki yerlerini değiştirerek tüple yumurtalık arasındaki doğal ilişkinin bozulmasına neden olabiliyor. Endometriozisin en çok yarattığı şikâyetlerden bir diğeri de çok sancılı adet görmek ve ilişki sırasında artan ağrı. Prof. Dr. Murat Arslan, bu şikayetlerin varlığı halinde kadının mutlaka endometriozis açısından değerlendirilmesi gerektiği uyarısında bulunuyor.

Tüplerdeki tıkanıklıklar ve diğer problemler

Tüpler yani rahim kanalları, spermin yumurtaya ulaşması ve döllenen yumurtanın rahim içerisine tekrar geri dönebilmesi esnasında önemli ve vazgeçilmez bir role sahip. Vazgeçilmez olmasının nedeni, tüpleri tamamen kapalı olan bir kadının kendiliğinden hamile kalabilmesinin mümkün olmaması. Tüpleri açık ama iyi fonksiyon göstermeyen kadınlarda ise dış gebelik görülme ihtimali artıyor. Gene tüplerde sıvı toplanması, gerek doğal yollardan oluşan embriyoların gerekse tüp bebek yöntemi ile rahim içerisine yerleştirilen embriyoların rahme tutunma şansını yarı yarıya azaltıyor. Sonuç olarak, tüplerin açık veya kapalı olmasının yanında sağlıklı olması da büyük öneme sahip. Bu durum kadının gerek doğal yoldan gerekse yardımcı üreme teknikleriyle gebe kalabilmesinde belirleyici rol oynuyor.

Rahim yapısı ile ilgili problemler

"Yumurta, sperm ve bunların birleşimiyle oluşan embriyo ne kadar kaliteli olursa olsun, oluşan embriyonun yerleşeceği rahim ve rahim iç dokusu sağlıklı değilse gebeliğin oluşabilmesi, oluşsa bile sağlıklı devam edebilmesi mümkün değil" diyen Prof. Dr. Murat Arslan, kadında infertiliteye yol açan önemli faktörlerden birinin de rahim sağlığı olduğunun altını çiziyor. Bu nedenle embriyonun yerleşeceği rahim iç yapısını etkileyen polip, miyom, enfeksiyonlar, yapışıklık, geniş rahim içi perdeleri ve benzeri sorunların mutlaka gözden geçirilmesi ve tedavi edilmesi gerekiyor.

*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Yaş ilerledikçe küçülür mü?

Yaş ilerledikçe küçülür mü?

Araştırmalar, ilerleyen yaşla birlikte mesanenin küçülmediğini ortaya koydu. Yaş ilerledikçe hayat daha da zorlaşır. 

Hayatı zorlaştıran unsurlardan birisi de artık daha sık tuvalete gitme ihtiyacının doğmasıdır. Yıllardır yaşlandıkça mesanenin küçüldüğü düşünülürdü. Ancak bu düşüncenin doğru olmadığının kanıtlandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç.Dr. Fatih Güçer, bu durumun “Aşırı aktif mesane” olarak adlandırıldığını söylüyor. 

Yaş ilerledikçe idrar kesesinin küçüldüğü doğru mudur? 

Genel olarak böyle bir kanı vardır. Ancak son zamanlarda yapılan bir çalışmada, yaşları 22-90 arasında değişen 90 kadının idrar kesi kapasiteleri incelenmiştir. Çalışmanın sonunda yapılan açıklamada idrar kesesi kapasitesinde yaşa bağlı bir değişim olmadığı bildirilmiştir. Bu durumda ileri yaşlarda daha sık idrara çıkma isteminin, idrar kesesini oluşturan kasların, idrar kesesi daha dolmadan, yani erken kasılması ile ilişkili olduğu görüşü ön plana çıkmaktadır. 

Yaşlandıkça daha fazla tuvalet ihtiyacının doğmasının sebebi bu mudur? 

Evet. Aslında biz klinik olarak bu duruma aşırı aktif mesane demekteyiz. Bu hastalarda mesane daha dolum aşamasındayken, istemsiz olan ve önceden bir belirti vermeden ortaya çıkan kasılmalar başlamakta. Bu durumda kişi daha idrar kesesi daha dolmadan veya çok az bir miktar idrar birikmişken aniden tuvalate gitme ihtiyacı duymaktadır. Normal bir idrar kesesi 300-400ml idrar biriktikten sonra idrar yapmak için uyarı yollarken, bu hastalarda kapasitenin yarısı bile olmadan idrar yapma istemi oluşmaktadır.

GÜNDE 7 KEREDEN FAZLASI NORMAL DEĞİL!


Bu durumun görülme sıklığı nedir?
Toplumdaki sıklığı aslında oldukça fazladır. Örneğin bazı çalışmalarda her 6 yetişkinin birinde aşırı aktif mesane probleminin olduğu bildirilmektedir. İncelenen hasta grubunun yaşına bağlı olarak aşırı aktif mesane sıklığı değişmektedir. İleri yaşlarda sıklık artar, genç yaşlarda sıklık azalır.

Mesanenin fazla çalışması ne gibi sonuçlara yol açar? 
Tabii idrar kesesinin ani olan bu tip kasılmaları, direkt olarak idrar yapma sıklığını etkileyecektir. Aşırı aktif mesane problemi olan hastalarda gün içerisinde sık olarak idrar çıkma, aniden beklenmedik bir anda idrar yapma hissi, gece sık idrara çıkma, hatta sıkıştıktan sonra tuvalete giderken idrar kaçırma problemleri olmaktadır.


Günde kaç kereden fazlası problem oluşturur?
Gün içerisinde 7 defadan, gecede 1 defadan fazla idrara çıkmak, bizim için normalden fazladır. Bu problemler tabi kişinin sosyal aktivitesini, günlük yaşamını, hatta seyahat planlarını dahi olumsuz etkilemektedir. Bu problemi ciddi olarak yaşayan vakalarda, sorun psiko-sosyal bir boyuta kadar vararak, kişinin çevre ve toplumla iletişimini dahi olumsuz etkileyebilmektedir. 

*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Güzelliğin altın kuralları

Güzelliğin 6 adet altın kuralı

Eğer genç ve güzel görünmek istiyorsanız bu altı ipucunu dikkate almalısınız.

Kuru saçlara muz                 

Saçlarınızın çok kuru olduğundan yakınıyor, daha parlak görünmesini mi istiyorsunuz? İşte işe yarayacak bazı öneriler: 

Bir muzu iyice ezin. Bir çay kaşığı bademyağıyla karıştırıp saçınızın diplerinden başlayarak uygulayın. 20 dakika beklettikten sonra durulayın.       
      
Bir başka öneri ise şöyle; 1 yumurtayı, 1 çorba kaşığı sirkeyi, 2 çorba kaşığı bitkisel yağı karıştırın çırpın. Bu karışımı baş derinize ovarak iyice yedirin. Saçlarınızı tarayarak bütün karışımın saçlarınıza eşit yayılmasını sağlayın. 15 dakika böyle bekledikten sonra saçlarınızı yıkayarak durulayın. 

Salatalık sürün canlanın

Salatalık ile cildinizi canlandırmaya ne dersiniz? A, B ve C vitaminleri ile fosfor, potasyum, demir, magnezyum ve gençlik iksiri olarak tanımlanan selenyum deposu salatalık, her türlü cilt sorununa iyi geliyor. Susuzluğu giderici özelliği ile cildin nem oranını dengeliyor. Canlandırıcı ve yumuşatıcı etkisi nedeniyle kozmetik ürünlerinin vazgeçilmez besinlerinden biri. Cildiniz için her gün 
1 salatalık yiyin. Ayrıca salatalığın kabuğunu biraz kalın soyup yüzünüze sürün, cildinizde ani canlanma ve yumuşama etkisini hissedeceksiniz.

İyi bir uyku çekin

Cildimiz kendini onararak yenilenmek ve beslenmek için organizmanın derin uyku halini, yani geceyi bekler. Cilt, gece yarısından sonra hormonlar tarafından daha iyi sulanır; kılcal kan dolaşımı da aynı şekilde bu dönemde canlanır. Cildin uygulanan ürünlerden en yoğun olarak yararlandığı saatler ise sabahın dördüdür. Gecenin cildimize sunduğu en büyük hizmet sakinleşmektir. Yani gün boyunca kendisini güneşe, rüzgara karşı savunurken, yaptığı strese bağlı ya da mimiklerle ilgili kırışmaların asıl nedeni olan adale kasılmaları gece boyunca sakinleştiğinde ortadan kalkar ve cilt rahatlar.

Kırışıklıklara meyve 

Bilim adamları, güneş ışınlarından meydana gelen cilt kırışıklıklarının yiyeceklerle de ilgisi olduğunu açıkladı. Araştırmacılar; sebze, baklagiller, zeytinyağı ve bazı meyvelerin, güneş ışınlarının olumsuz etkisine karşı cildi koruduğunu belirtiyor. Cildi güneş ışınlarının etkisinden koruyan diğer anti-kanserojen besinler ise balık, erik, elma ve çay. Öte yandan ciltte kırışıklıkların, et, sütlü besinler, şeker, tereyağı ve margarin tüketenlerde daha fazla meydana geldiği gözlendi.

Dudaklar balla parlasın

Bal, içeriğindeki vitamin mineral, antioksidan ve aminoasitlerle değerli bir besin maddesi olmasının yanı sıra, tedavi edici özelliklere sahip. İşte çatlayan dudaklar için tedavi edici bir dudak parlatıcısı: 

1 fincan tatlı badem yağını ve yarım fincan balmumunu, mikrodalga fırında balmumu eriyene kadar tutun. 2 kaşık balı ilave edip karıştırın. Soğumaya bırakın. Karışımı kapaklı minik kaplara döküp kullanın.

Kuru cildin ilacı gül

Yağlı cilt kadar kuru cilt de sorun yaratır. Özellikle soğuk aylarda kuru cilt yeteri kadar beslenmezse, çatlaklar ve tahrişlere açık hale gelir. Kuru bir cildiniz olduğundan yakınıyorsanız gülden yararlanabilirsiniz. Gül suyu ve gül yağı kozmetikte de oldukça yaygın olarak kullanılıyor. Üç damla gül yağını, üç damla lavanta yağı ile karıştırarak cildinize sürün. Cildinizin bir anda gerginlikten kurtulduğunu hissedeceksiniz.

*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!

Kadınlarda kısırlık problemleri

Hamileliği önleyen sebeplerin yaklaşık % 50-55'i kadınlarla ilgilidir.

Çiftler doktora gittiği zaman önce erkeğin spermi sayılır çünkü bu işlem kadınlarla ilgili yapılması gereken işlemden çok daha kolayca uygulanabilir. Erkek spermi sayımı, hamileliği önleyen sebebin yaklaşık % 40-45'ini ortadan kaldırılır. Geri kalan % 50-55 ise kadın ile ilgili sebeplerdir.

Kadınların incelenmesinde ilk olarak nasıl gebelik oluştuğunu anlatalım: Kadının gebe kalabilmesi için her ay yumurtalığından bir adet yumurta üretmesi, bu yumurtanın yumurtlayarak yumurtalık kanalına düşmesi, bu yumurtanın kanalda ilerlemesi, burada sperm ile buluşması ve sonra döllenmesi gereklidir. Bu döllenen yumurta ki biz buna embryo diyoruz, yumurtalık kanalının hareketleri ile rahme doğru götürülüp rahim boşluğuna bırakılır ve daha sonra da embryo rahmin duvarına yapışarak gebeliği meydana getirir.

Dolayısı ile bir kadının hamile kalabilmesi için yumurtalıklarının olması, yumurtasının olması, yumurtlayabilmesi, yumurtalık kanalının yumurtayı ve spermi bir araya getirebilecek şekilde açık, aktif ve çalışabilir halde olması, yumurtanın döllenebilir olması ve döllenen embryonun da yine sağlıklı bir yumurtalık kanalı yardımı ile rahme götürülmesi gerekmektedir. Rahim duvarının belli bir kalınlıkta ve normallikte olması ile embryo rahim duvarına tutunur. Kadında yaptığımız testlerde genellikle bu bölgelere tek tek bakıyoruz.

Önce kadının yumurtlayıp yumurtlamadığına bakıyoruz. Bunun için kadının adetinin yaklaşık 10. gününde başlayan ve 2-3 günde bir devam ederek, 16-17. gününe kadar sürebilen ultrason tetkikleriyle yumurtlama takibi yapılmaktadır. Bu takipte sağ veya sol yumurtalıktan bir yumurtanın çıktığı ve bunun büyüdüğü sonra yumurtlayarak kaybolduğu izlenir. Bu izlenmezse kadında bir yumurtlama sorunu var demektir ki bununla ilgili özel tedaviler gerekir. Bugünkü yazımda özellikle yumurtlama ile ilgili sorunlara dikkat çekmek istiyorum.

Kadınlar genellikle 28-30 günde bir adet olurlar, bunun düzenli olması çoğu kez yumurtlamanın olduğuna dair bir kanıttır. Yine de böyle olgularda ultrason ile takip esnasında yumurtlama olmadığı ortaya çıkabilir.

Düzensiz adet olan kadınlarda ise yumurtlama ya olmamaktadır ya da değişik günlerde olmaktadır. Bu da karı-kocanın doğru günü bulmasında zorluğa yol açar. Bu şekilde gebelik gecikebilir veya olmayabilir.

Kadınların yumurtladığı gün genellikle iki adet arasındaki günden 14 gün çıkarılarak bulunur. Örneğin 30 günde adet olan bir kadın 30-14=16. günde, yani adet başladığından sonraki 16. günde yumurtlar. 16. günden 4 gün çıkarıp 2 gün de ekleyerek yani 12. gün ile 18. gün arası kadının döllenmeye müsait günleri olarak kabul edilir. Kadın 26 günde bir adet oluyorsa yani bir adet başından diğer adet başına kadar 26 gün geçiyorsa 26-14=12. günde yumurtlama olur, 12-4 çıkarıp 2 de eklersek 8 ile 14. günler arası bulunur. Demek ki 26 günde bir adet olan bir kadın adet başlangıcından itibaren 8 ile 14. günler arası döllenebilir. Bu hesap düzenli adet olanlarda geçerlidir. Ancak düzensiz adet olduğu zaman tabii ki bu günlerde ciddi sapmalar olacaktır ve bu yüzden de karı-kocanın doğru günü bulmasında güçlük çekilecektir. Bu durumlar ultrasonla saptanmak ile birlikte aynı zamanda kanda bakılan bazı yumurtlama hormonu seviyeleri ile de kesinleştirilir ve kişiye yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar verilir.

Yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar genellikle her ay 5 gün kadar verilmekte ve ultrason ile yumurtlama takibi yapılmaktadır. Yapılan takip sonunda yumurtlama gerçekleşmezse ilacın dozu günde 2'ye, 3'e hatta günde 4'e kadar çıkabilir. Bununla da olmazsa iğnelere geçilir. Yumurtlama tedavilerinde genellikle % 75-80 civarında başarı elde edilebilmektedir.

Geçmiş yıllarda her sabah kadının ateşine bakılması ve bunu kağıda yazması şeklindeki yumurtlama takibine artık rağbet edilmemektedir. Bu, hem çok vakit ve gayret gerektirir hem de çok kesin değildir. Günümüzde en geçerli yumurtlama takibi ultrasonla olmaktadır.

Yumurtlama bozukluklarının içinde özel bir grup vardır ki buna polikistik over (PCO) hastalığı diyoruz. Bu hastalıkta beyinden yumurtlamayı gerçekleştiren 2 tane temel hormondan bir tanesi (LH) diğer hormondan (FSH) daha yüksek salgılanmaktadır. Bu bir devamlı yumurtlayamama hadisesi oluşturur. Bu bünyesel bir olaydır, ergenlikle birlikte başlar ve menopoza kadar devam eder. Kalıtım ile ilgisi vardır. Son yıllarda bu hastalığın şeker hastalığı, kalp ve damar hastalıkları, kolesterol ve bazı kanser olaylarını da arttırıcı etkisi olduğu düşünülmektedir. PCO teşhisi ultrason yardımı ile ve kandaki hormonlar ile kolayca anlaşılabilir. Bu kişilerde düzensiz adete ek olarak şişmanlık, yağlı cilt, sivilce, saç dökülmesi ve yüzde tüylenme artışı gibi bulgular da görülebilir. Bu gruptaki kadınlar özel kliniklerde kadın doğumcu, dahiliyeci ve cildiyeciden oluşan ekipler tarafından değerlendirilir ve en doğru yaklaşım bulunur. Bu kişilerin de yumurtlamaları haplar veya iğneler ile gerçekleştirilebilir. Bazı zamanlarda ise laparoskopi denilen bir ameliyat ile yumurtalıklarda açılan değişik delikler yardımı ile yumurtlama oluşturulabilir.

PCO hastaları yumurtlama uyarıcı ilaçlar ile fazla uyarılırsa yumurtalıklar çok büyüyüp şişebilir ve ciddi sağlık sorunları yaşayabilirler. Onun için bu tarz kişilerin uzmanlar tarafından gelişmiş kliniklerde takibi tavsiye edilir.

Kadın Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Teksen Çamlıbel

*Bu sitede tanıtım yazısı yayınlatmak için hemen tıklayın!